AnaSayfa/Accueil/Home » Gündem-Güncel » Radio Canada izlencesine tepki

Radio Canada izlencesine tepki

Radio Canada izlencesine tepki

Radio Canada izlencesine tepki

Kanada’nın Fransızca yayınlanan TRT’si Radio Canada’nın izlencesine Konsolosluk’tan tepki geldi.

 

 

 

 

 

ICI Première adıyla bilinen ve Fransızca yayınlanan Radio Canada’nın «Plus on est de fous plus on lit / Ne kadar çılgınsak o kadar çok okuruz» adlı radyo yayınına Türkiye’nin Montreal Başkonsolosluğu’ndan tepki geldi.

Amerikalı yazar Gayle Tzemach Lemmon’un « The Daughters of Kobani* / Kobani’nin Kızları» kitabı.

 

Marie Louise Arseneault’nun yönettiği ve yazınsal yapıtların tanıtılıp değerlendirildiği «Plus on est de fous plus on lit / Ne kadar çılgınsak o kadar çok okuruz» izlencesinin 30 Mart 2021 tarihindeki yayınında, Elisabeth Vallet tarafından sunulan Amerikalı yazar Gayle Tzemach Lemmon’un « The Daughters of Kobani* / Kobani’nin Kızları» kitabına ilişkin işlenen ve PKK’nin Suriye’deki uzantısı PYD/YPG adlı terör örgütündeki genç kızları konu aldığı bölümüne Türkiye’nin Montreal Başkonsolosluğu tepki gösterdi.

 

Yayınlamış olduğu açık mektupta Başkonsolosluk şu görüşlere yer verdi:

 

«Öncelikle şunu anımsatmama izin verin: Türkiye Suriye’den veya başka yerlerden gelen terörizmle mücadeleye sıkı sıkıya bağlıdır. IŞİD’e karşı sağlam kararlılıkla göğüs göğüse savaşan tek ülkedir. Türkiye sadece yüzlerce yurttaşını IŞİD saldırılarında kaybetmekle kalmadı, aynı zamanda Irak ve Suriye topraklarında bu teröristlerden binlerce kişiyi etkisiz hale getirebilen tek NATO bağlaşığı ülke oldu.»

 

İzlenceden Türk toplumunun rahatsız olduğunu dile getiren Başkonsolosluk, mektubunda yayın konuğu Elisabeth Vallet’nin, NATO ve AB’nin de terör örgütü olarak tanıdığı PKK’nin Suriye uzantısı PYD / YPG’nin terör eylemlerini hem hoşgörülü hem de yücelten bir tablo çizmiş olduğuna dikkat çekti.

 

 

“PKK Kanada, NATO ve AB tarafından terör örgütü olarak tanındı”

 

 

Mektupta şöyle denildi: «Türkiye’de aralarında çocuklar, kadınlar ve memurların da bulunduğu on binlerce sivilin yaşamından sorumlu olan PKK’yi bir terör örgütü olarak tanımak için bağlaşık ülkeler çok hızlı tepki gösterdi ve bu,  NATO ve Avrupa Birliği tarafından Eylül 2001’de, Aralık 2002’de ise Kanada tarafından yerine getirildi.»

 

 

Başkonsolosluk mektubun devamında şu görüşlere yer verdi:

 

«Nitekim PKK / PYD / YPG’nin ‘oryantal feminist’ ideolojiye sahip ve medeni değerlere saygılı siyasi varlıklar olduğunu iddia etmek de tamamen pervasızlıktır. Kanada’nın tanıdığı uluslararası raporların yanı sıra, “İnsan Hakları İzleme Örgütü” gibi sivil toplum kuruluşlarının küresel ölçekte hazırladığı gibi raporlar, PKK’nin sadece kadınları değil, ‘çocuk askerler’ olarak küçük yaştaki çocukları da taciz eden korkunç yüzünü göstermek için bu duyarlı konuyu ele almaya devam ediyor. Kadın haklarının savunulmasına gelince; Türkiye bugün hâlâ bölgesinde 1923’teki Cumhuriyet’in ilanından bu yana, haklarını güvence altına alan tek ülke olmanın yanında, Avrupa Birliği’ne aday ülke olarak korumaya devam etmektedir.

 

PKK/PYD/YPG’nin okul çağındaki terörist kızları.

 

 

«Madame Vallet PKK’nin propaganda tuzağına düşmüştür.»

 

Bu noktada Madame Vallet, hepimiz için değerli olan kadın haklarının ticarileştirilmesi yoluyla Suriye gibi bir coğrafyada yasadışı ve gayri meşru varlığını meşrulaştırmaya çalışan PKK propagandasının tuzağına düşmüştür. Kadınların PKK tarafından şiddete teşvik edilerek radikalleştirilmesi, hiçbir biçimde dünya kadınları için bir özgürlük ya da zafer olarak yorumlanmamalıdır. Günümüzde hiçbir gerekçe, okul çağındaki kız çocuklarının terör örgütüne üye olmaları ve istismar edilmelerini haklı gösteremez. Uluslararası basın-yayın bu konuda yayınlanan raporlarla dolu.

 

Bu açıdan bakıldığında, Kanada’nın resmi bir radyo yayını olan ICI Radio’nun daha sorumlu, konularını adil bir biçimde işleyerek PKK ve tutuklu lideri Abdullah Öcalan’ın propagandasına alet olmaması beklenirdi. Kanada’nın bağlaşığı ve dostu olan bir ülkenin temsilcisi olarak, söz konusu programın sadece Kanada’nın terörizmi durdurma çabalarıyla çelişmekle kalmayıp, aynı zamanda konumunuzun terörizmle mücadelede ciddi soruları da gündeme getirdiğini içtenlikle bildirmek isterim. Dolayısıyla, sorumlu gazetecilik adına, Suriye’de “kadın haklarının sözde savunucuları” olarak adlandırılan bu teröristlerin yerel Kürtler de içinde olmak üzere sivil halka karşı işledikleri zulmü vurgulamanın daha adil olacağını içtenlikle düşünüyorum.

 

« Sorumluluk payınız var »

 

Terörizmle mücadelede suç örgütleri arasında herhangi bir ayrım yapmamanın önemini de vurgulamama izin verin; sizinki gibi bir kurumun Kanada genelinde izleyicilerinizi dikkatli bir biçimde aydınlatmak için bilgi sağlayıcı olarak sorumluluk payı da var.»

 

 

* Kobani:

 

Kürtçe değildir. Urfa’nın Suruç ilçesine yaklaşık 50 km uzaklıkta, sınır çizgisi üzerinde bulunan Mürşit Pınar Bucağı karşısında, sınır ötesinde resmi adı Ayn-El-Arab (Osmanlı döneminde Türkçesi Arap Pınarı) olan Kürt kökenlilerin çoğunlukla yaşadığı Suriye’de küçük bir kent. Kobani adı Osmanlı döneminde Bağdat Demiryolu yapımı için bölgede kurulan, kısaca Kombani (Arapçada ‘p’ sesi yoktur) olarak çağrılan zamanla Kobani’ye dönüşmüş Alman şirketine (Alm: Kompanie / Fr: Compagnie, İng: Company) ilişkin yöredeki insanların seslendirmesi.

 

 

Bizim Anadolu / 13 Nisan 2021

 

Şu haber ve yazılarla da ilgilenebilirsiniz:

 

 

Share with your friends / Partagez avec vos amiEs / Dostlarınızla paylaşın...
  •  
  •  
  •  
  •  
  •  
  •  
  •  
  •  
  •  
  •  
  •  

Leave a Reply