Uzun bir süredir herhangi bir yorum yapmıyorum dikkat edersiniz; ne görüntülü yayında ne de burada, Gözleyi, gözleyi’de…
Bu demek değil ki dünya gündeminden, toplum gündeminden koptum. Elbette ki toplum, dünya ve/ya da buradaki ve oradaki (iki yurttaki) gündemi ve günceli yakından izliyorum. Bazan teknik konular dolayısıyla güncele girecek zaman bulamıyorum; dahası öylesine baş döndürücü hızla gündem değişiyor ki, bu yorumlarım sizlere ulaşıncaya dek çoktan birkaç kez gündem değişmiş olacak ve ‘Ömer Özen, yav çok geriden geliyorsun kurban’ diyenleriniz olacak diye kaygılanıyorum.
Özellikle bu bilgi çağında gündemi çok hızlı biçimde tüketiyoruz ve elbette bu nedenle, olayları sağlıklı, sakin irdeleyip yorumu, çıkarımı gerektiği gibi yapamıyoruz. Günde birçok kez değişen gündemi izleyip sunmaya çalışanlar bile yanılıyor ve gündemde kalabilmek için sekiz takla atıyorlar; dahası bir haberin, bilginin sağlamasını yapamadan gündemden düşüyor; unutuluyor da, aynı zamanda…
Neyse, sözü çok uzattım; dünden beri, sözcük dağarcığımıza bir süreden beri zorla sokulan şu ‘Mutlak butlan’ terimi ve olgusunu yanlışı, doğrusuyla anlamaya, havada uçuşanları yakalamaya çalışıyorum.

Olay en azından bir yıldan beri konuşuluyor ancak, sanırım zamanı geldi ve sonunda kararlarını verdiler; önce Kılıçdaroğlu konuştu, toplumsal paylaşım ortamında video yayınladı; sonra birileri Trump ile konuştu; bu demek ki aş pişmişti, sadece sofraya getirmek kalmıştı; ve ardından bir anda Ankara Bölge Mahkemesi eliyle, daha önce vermiş oldukları kararı raftan indirip kamuoyunun gözüne soktular…
Neydi o karar?
CHP’nin daha önce Yüksek Seçim Kurulu’nca onaylanmış, sonuca varılmış 38. Olağan Kurultayı’nın, Türkçesi ‘geçersiz kılmak’ olan ‘mutlak butlan’ kararı…
Dolayısıyla dünden beri ortalık toz duman; ve anlaşılan o ki, daha da bir süre devam edecek bu sis-duman bulutu.
Ben ayrıntılar içinde boğulmadan, olabildiğince geniş açıdan izleyip olayın özünün ne olduğunu anlamaya çalışmayı severim.
Türkiye’nin bugünkü durumunu iki açıdan irdeleyip anlamaya çalışmak gerekiyor; biri bölgesel diğeri, -bir anlamda buna bağlı olarak- 1945’lerden bu yana kurulmuş olan düzenin artık yürümediğini gören güçler tarafından, 1980’lerde oluşturulan YDD, açılımıyla Yeni Dünya Düzeni’nin başka biçimde düzenlenmesi olayı. Üçüncü ve ona bağlı olarak başka bir açı daha var, ancak ona sonra geleceğim.
İkinci Dünya Savaşı, ki ben ona hep ikinci paylaşım savaşı demeyi daha uygun bulurum, sonrasında sahneden görece çekilen İngiltere’nin yerini ABD emperyalizmi aldı ve dünyaya terör estirdi; Avrupa’yı bile avucunun içine aldı, tüm dünyada jandarmalık görevini üstlendi. Üstlenmiş olduğu jandarmalık görevinin ederleri de vardı kuşkusuz, onu da ödetecekti.
Osmanlı’nın külleri üzerine doğan Türkiye Cumhuriyeti, bir yandan yeni bir düzen oturtmaya çalışırken, kimseyle de kavga etmek istemiyordu. Atatürk ve yoldaşları Osmanlı’nın yanlışlarından önemli dersler çıkarmış ‘Yurtta Barış Dünyada Barış’ felsefesiyle onurluca yerini korumaya çabalıyordu. Ama oturduğu yer öyle bir yerdi ki, tarihin çok uzak dönemlerinden beri en sorunlu yerlerinden biriydi; önasya, bir başka deyişle Anadolu.
Anadolu iki dünyanın arasında bir köprü başıydı. Çevresi de ikinci derecede önemliydi ancak, kendisi her şeyin tam ortasındaydı.
Soğuk Savaş döneminde Sovyetlere karşı kullanılan ileri bir karakoldu.
Özellikle İnönü döneminden sonra, Menderes’ten başlayarak ülkeyi yöneten sağ iktidarlar eliyle, -Ecevit’in 1970’lerdeki çok kısa dönemli iktidarı ve sonunda AKP’yi getirdikleri son dönem sağ partilerle yapılan koalisyon iktidarı dışında, sosyal demokratlar hiçbir zaman Türkiye’de iktidar olmadı, Türkiye’yi de bu düzen içinde tutmaya çalışıyorlardı. Ama Atatürk ve yoldaşları düzeni öylesine sağlam temeller üzerine kurmuşlardı ki, sağ iktidarlar bile ne kadar aykırı davransalar da bu sağlam temelleri sarsamıyorlardı. O nedenle başka oyunlarla alt etmeleri gerekiyordu.
12 Eylül 1980 Darbesi bu oyunların başlangıcı için bir milattır.
Emperyalistler bölgede ve dolaylı olarak dünyada her istediklerini yapamıyorlardı. Sağ iktidar da olsa, yasalara göre davranmaları nedeniyle emperyalistlerin isteklerini yerine getiremiyorlardı.
Bunu açık açık söylüyorlardı; hükümeti ikna etseler, yargı vardı, yargıyı ikna etseler, asker vardı, askeri ikna etseler, meclis vardı vb… Cumhuriyeti kuranlar öylesine birbirini denetleyen bir yapı kurmuşlardı ki emperyalistler kolay at oynatamıyorlardı.
Bugün, diplomasiyle uzaktan yakından ilgisi olmayan Trump’ın Suriye, dolayısıyla Ortadoğu özel temsilcisi Ankara Büyükelçisi emlakçı Barack açıkça söylemiyor mu, ‘ulus devletten vazgeçin, Osmanlı düzenine dönün, sizin için en hayırlısı odur’ diye? ‘Biz bir kişiyi tanıyalım, istediğimizi yaptıralım, siz sağ biz selamet geçinip gidelim’…
AKP düzeni Erdoğan sayesinde bu duruma gelmedi mi?
1990’lı yıllarda yetiştirdiler, 2000’li yıllarda sahneye koydular, Gülen ve yandaşlarını birlikte kullandılar; güç ve para bölüşümünde anlaşamadıkları için kavga edenler yüzünden bir darbe senaryosuyla bir kanat uzaklaştırılınca, daha sağlam ve süreklilik için 2017 Halkoylamasıyla Meşruti düzene geçirdiler; ancak bağımsızlık ve özgürlüğü benliğinde duyan Türk halkını unuttukları için yine her istediklerini yapamıyorlar.
Nedense hep dini ve milliyetçiliği kullanan sağ kesimden işbirlikçi çok kolay buluyorlar ve onlarla yollarına devam ediyorlar.
Bu arada elbette kendilerine sol, sosyal demokrat diyen bazı işbirlikçi, zamanında ‘yetmez ama evet’ diyenleri de unutmamak gerekiyor.
Güç ve para her zaman belirleyici olmuştur. Ve bazıları bu hırsları yüzünden kullanılmaya çok elverişlidirler.
24 yıllık ihanet iktidarının sürmesi için her türlü oyunun oynanması gerekiyordu.
Şöyle bir gözünüzün önüne getirmeye çalışın; Ecevit, ABD’nin Ortadoğu’da yapmak istediklerine hayır dediği için bir oyunla iktidardan düşürüldü. Kullanılan piyonlar için ufak bir araştırma yapın artık siz de canım; o piyonlar hâlâ sahnede… Ve o tarihten beri, yasaklı olmasına karşın, Baykal ikna edilerek sahneye konulan AKP iktidarı ve onun başındaki Erdoğan sayesinde Ortadoğu, daha doğrusu Genişletilmiş Büyük Ortadoğu Projesi’nin katettiği yolun geldiği yere bakın lütfen!
Ve bu düzene isteyerek ya da zorunlu olarak destek veren, işbirliği yapan çevrelerle geçen yüzyılın başında bitirmiş olduklarını sandıkları emellerini yine dinci, sağcı işbirlikçilerle yeniden sürdürmeye çalışıyorlar.
Bu arada, şunu söylemeden geçmeyeyim: Her türlü oyuna karşın ‘artık yeter’ diyen Türk halkı, geçen 2023 seçimlerinde AKP ve Erdoğan iktidarını istemediğini belli etmiş ve muhalefeti seçmişti.
Eş deyişle, Erdoğan ve AKP yitirmişti seçimleri. Ancak YSK eliyle bilinçli olarak seçimi kazandıklarını ilan ettiler ve yine iktidarı vermediler. Bunu bir ben söylüyorum, bir de Can Ataklı her fırsatta söylüyor… Evet muhalefet kazanmış olmasına karşın iktidarı vermediler…
Tıpkı 2015 Haziran seçimlerinde yitirdikleri gibi, ‘istikşafi’ görüşmelerle ve terörle iktidarı bırakmadıkları gibi… Tıpkı 2019’daki yerel seçimleri yitirdikleri halde kazanmış gibi İstanbul sokaklarını ‘Teşekkürler İstanbul’ afişleriyle donattıkları gibi. Ancak sağlam duran ve ‘kabul etmiyorum’ diyen İmamoğlu sayesinde geri adım atmak zorunda kalan, yine de 16 bin fark olmasına karşın seçimleri iptal ettirmeleri gibi…
Ve 16 bin farkı kabul etmeyenlere karşı 800 bin küsur oy farkıyla yanıt veren İstanbullulara yenilmek durumunda kaldılar…
O zamandan bu yana CHP’li belediyeleri çalıştırmamak için ellerinden geleni yapmalarına karşın, CHP’li belediyelerin hizmetlerine engel olamadıklarından, hukuksuz ve yasadışılıklarını sürdürmeye çalışıyorlar.
Son olarak, özellikle 2025, 19 Mart’ından beri ele geçirmiş oldukları yargı eliyle, tehditle, şantaj ve korkutmayla CHP’yi halk gözünde yıpratma operasyonlarına karşın, halkta artık bir karşılıkları olmadıklarını gördüklerinden oyunlarına devam ediyorlar.
Son hamle de bunların bir parçası elbette.
CHP’yi bunlarla alt edemediklerini gördükleri için bu kez yine yargı eliyle 38. Olağan Kurultayı’nı geçersiz kılmaya çalışıyorlar. Ne yazık ki buna eski Genel Başkan Kılıçdaroğlu da çanak tutuyor ve AKP’nin CHP’yi bölme oyununa araç oluyor.
Söz konusu Kurultay YSK tarafından gözlenmiş ve yasalara uygunluğu kabul edilmişti. Anayasaya göre tartışılmaması gereken sonuç, yerel bir mahkeme tarafından yetkisi olmamasına karşın iptal edildi.
Tüm yanlışlarına karşın basın olarak, yurttaş olarak Kılıçdaroğlu’nun yanında durduk.
Çünkü sorun kişisel değil, ülke ve gelecek sorunuydu ve hâlâ bu değerleri savunuyoruz.
Kılıçdaroğlu’nun söyledikleri yanlış mıydı? Hayır.
Ancak bu yola baş koymuş bir siyasetçinin ilkeli durması gerekmez mi?
Söyledikleriyle eylemleri uyuşmayınca, kimse kusura bakmasın ama, halkın zihninde de başka çağrışımlar canlanmak durumunda kalıyor.
Acı da olsa, Erdoğan’a ağza alınmayacak sözlerle saldıran Bahçeli’leri mi görmedik? Soylu’ları, Kurtulmuş’ları, Ogan’ları, Akşener’leri mi görmedik?..
Nerede şimdi onlar?
Yineliyorum, hiç kimse kusura bakmasın; ya da baksın, çünkü olay kişisel değil toplumsal ve ülke sorunudur; Kılıçdaroğlu’nun en büyük son yanlışı tüm ülkenin yazgısını bir kişinin iki dudağı arasına armağan ettiği 2017 Halkoylamasındaki mühürsüz oyları kabul etmesidir.
Bundan sonra gereken, Sayın Kılıçdaroğlu’nun, Kurultay gecesi yaptığı gibi sonucu kabullenip onurluca CHP tarihinde yerini alması ve AKP ve Erdoğan’ın oyununa araç olmamasıdır.
Gerçekten toplumsal paylaşım ortamlarında kendisine ilişkin tepkileri görünce çok üzülüyorum; kendisi için üzülüyorum. Böyle olmamalıydı….
AKP, Erdoğan ve çevresindeki güç sarhoşluğuyla her türlü haksız ve hukuksuzluğu yapacaklarına inananlara gelince; yaptıklarının hepsinin yasadışı olduğunu ve bir gün bunlardan yargılanacaklarını bildikleri için körlemesine her şeyi yapıyorlar.
Ama şunu söyleyelim: Türk halkı çok sabırlıdır, ancak o sabrı o kadar da zorlamayın! Üzülürsünüz ve tüm dost bildikleriniz sizi yüz üstü bırakır… Örnekleri çok dünyada…

Son sözüm ise:
Türkiye bu sıkışmışlıktan kesinlikle çok yakında kurtulacaktır…
Ulu Önder Mustafa Kemal Atatürk ne demişti?:
Umutsuz insan yoktur, umutsuz durumlar vardır, ben umudumu hiç yitirmedim.
Ömer F. Özen / Gözleyi, gözleyi… / Bizim Anadolu / 23 Mayıs 2026









