Press "Enter" to skip to content

Mustafa Doygun sonsuzluğa göçtü

Türk toplumunda bir ses olmuş Mustafa Doygun, yakalanmış olduğu hastalığı yenemeyerek sonsuzluğa göçtü.

Kanada Türk toplumunda önemli bir yeri olan, özellikle Montreal ve Toronto’da çok yakından tanınan, Marché İstanbul’un sahiplerinden Mustafa Doygun belirli bir süreden beri çekmekte olduğu hastalığı yenemeyerek sonsuzluğa göçtü.

Montreal’de 1986-1989 döneminde Türklerin yoğun olarak Kanada’ya gelme serüveni içinde yer alan, toplumu örgütleme ve önderlik etmede ön alan Mustafa Doygun, yaşamı boyunca toplumsal eylemleriyle kendinden söz ettirdi.

Ödünsüz Atatürkçülüğü yanında her türlü toplumsal etkinlik ve eylemlere maddi ve manevi destek vermesiyle de tanınmış olan Mustafa Doygun, Kanada Türk toplumunda derin izler bırakarak aramızdan ayrıldı.

Mustafa Doygun 7 Haziran, Cuma günü saat 14.00’te 3783 Rue Villeray, Montréal, QC H2A 1G5 adresindeki Yunus Camisi’nde gerçekleştirilecek dinsel törenin ardından yine Montreal’de toprağa verilecek.

Bizim Anadolu olarak sevenlerine başsağlığı ve gazetemizin de büyük destekçisi olan Mustafa Doygun’un ışıklar içinde uyumasını diliyoruz.

Mustafa Doygun’u gazetemiz Genel Yayın Yönetmeni Ömer F. Özen’in ‘Kanada’nın İçinden misiniz?’ adlı kitabında yer alan ve 2012 yılında kendisiyle yapmış olduğu söyleşiyle anıyoruz.

***

Mustafa Doygun: ‘Ben Milatım!’

Toronto’da düzenlenen Zülfü Livaneli Dinletisi Kuzey Amerika’da en büyük kalabalığı ve en büyük coşkuyu yaşattı. Cumhuriyetimizin 80. yılında düzenlemiş olduğumuz Atatürk’ün Söylevi etkinliği gibi Livaneli Dinletisi de yıllarca konuşulacak, o gece orada o coşkulu ortamı yaşayanlar ne denli şanslı olduklarını anlatıp anılarını varsıllaştıracaktır. Livaneli Dinletisi’nin gerçekleşmesinde gönüllü olarak çalışıp çabalayanları gözardı etmeden bu olağanüstü olayı Kanada Türk toplumuna armağan eden Marché İstanbul’un sahiplerinden Mustafa Doygun’la uzun bir söyleşide bulunduk. Konudan konuya girmemizin önemli nedenleri vardı. Bunlardan biri söylence sanatçı Zülfü Livaneli Dinletisiyse, bir diğeri Türklerin Kanada’ya yoğun biçimde akında bulunmasının ve bakan düşüren, aynı zamanda göçmenlik yasasında değişiklik sağlayan olayların 25. yılı olmasıydı. Mustafa Doygun Türk toplumunun haklarını savunan örgütlenmenin başında olması nedeniyle önemli bir kişilik oluşturuyor. Toplumsal eylem ve etkinliklerde ne kadar adını ortaya koymayı sevmese de, üyesi olduğu toplumunun iyi bir yere gelmesi için çalışması onu yeniden tanımamızı gerektiriyor. 25 yıl önceki Türk toplumunun Kanada’da kalmasını sağlayan olaylarla ilgili ‘Batıya Bak’ filmini Mayıs ayında gerçekleşecek 4. Montreal Türk Filmleri Festivali’nde göstereceğimizi duyurarak Mustafa Doygun’la yaptığımız söyleşiye geçelim.

– Mustafa Bey Zülfü Livaneli’nin tarihsel dinletisinden başlayalım. Bu düşünce nasıl gelişti?
– Tamamen bizim dışımızda gelişen bir olay. Sayın Livaneli için bir Amerika turnesi düzenlenmiş. Bu arada geçen yıl bizim bir girişimimiz olmuştu kendisiyle Kanada’ya konuk etme konusunda. Bu tür düzenlemelerde iki üç şeyin bir arada olması gerekiyor.

– Ne gibi?
– Zaman, para ve sanatçının takvimi. Sayın Livaneli’nin kardeşi ve aynı zamanda menajeriyle bi türlü bu üç olanağı bir araya getirememiştik ve o zaman bu projeyi durdurmuştuk.

– Peki neden Livaneli?
– Livaneli benim gözümde, Türk siyasi yaşamında ve sanat çevresinde bir duruştur, bir ilkedir. Neden diyecek olursanız, 70’li yıllardan bugüne, 78 kuşağı dediğimiz insanlar üzerinde, bu kitlelerin bir anlamda yerelden evrenselliğe ulaşımı yakalamasında üç beş sanatçı içinde önemli katkısı olmuştur.
Nedir bu yerelden evrenselliğe ulaşmak? Bizler o kadar inançlı ve bilinçli bir kitleydik ki, Türkiye’deki değişimi, başkalaşımı bütün dünyada yaratabileceğimize, bütün dünyada devrim olabileceğine inanmış bir kuşak olarak yetiştik. Bunu yaşarken hiç ödün vermedik. Yaşam çizgimizi, Anadolu’daki en ahlaksız bel altı vuruşa tavır koyarak, sevgililerimizle yoldaş olduğumuz gün, aynı yatakta sırt sırta yatarak öğrettik bu topluma.
İşte bunu yaşarken, bunu öğrenirken karşımıza üç beş tane sanatçı çıktı. Bunlardan biri Livaneli’dir. Onun için Livaneli bir kuşağın fenomenidir. Bir kuşağın lideridir. Ben sırf Livaneli kaseti dinlediği için hapis yatan insanlar tanıdım. Livaneli, kimden zevk alacağına dahi müdahale eden faşist bir düşüncenin yasakladığı çağdaş bir insanlığı temsil ediyordu. Biz o günlerde çağdaşlığı temsil ettiğine inandığımız Livaneli kasetlerini hapis yatma pahasına dinliyorduk.

– Bilindiği gibi bazı etkinlikler düzenlenirken, o etkinliklerin parasal boyutunu da gözardı edemeyiz. Dayandığı kaynaklar, para kazanma kaygısı vb beklenen şeylerdir. Livaneli Dinletisi’ni düzenlemeye giriştiğinizde herhangi bir para kaygınız olmadı mı?
– Hiç olmadı.

– Toplum merak ediyor, ne kadar para kazandınız?
– Hatırı sayılır bir para kazandım.

– Örneğin ne kadar?
– Daha tam olarak hesaplamadım ama, 40-50 bin dolar kadar para kazandım.

– Dolayısıyla insanların ideolojik duygularını sömürüp para kazanma kaygınız da olabilir mi?
– Benim o konuda tatlı bir söylemim var; ‘vermeyen elle veren elin istekleri başkadır’. Ben bu toplumda hep veren el oldum. Böyle veren bir elin karşılığında cebime para da girmiş olabilir.
Tabii ki tüm bu söylediklerim işin şakası. Livaneli Dinletisinde hesapları yapmadığım için harcama ve gelirlerde başa baş getirip getirmediğimi bilemiyorum. Bu söyleşiyi sıcağı sıcağına yapıyorsunuz. Büyük olasılıkla bir iki bin dolar zararla kapatacağız. O zarar da Marché İstanbul’un topluma hediyesi olsun.

– Peki neden böyle bir şeyi zararına bile olsa yapıyorsunuz?
– İşte bütün olay orada. İnsanı, özellikle de kendi insanını sevmeyen birinin toplumsallık adına konuşmaması lazım. Ben, sahip olduğum işletmem, hep insan merkezli oldu ve ben hep onun getirisi götürüsüyle uğraştım.
Kanada Türk toplumun oluşumunda belki hiç kimse hatırlamayabilir ama, tek insanımdır. Bunu öyle bir büyüklük falan olsun diye söylemiyorum. Bir gerçeği ifade ediyorum. Kanada Türk toplumunun bir benden öncesi var bir de benden sonrası var.

– Milatım diyorsunuz.
– Evet, net bir şekilde. Dolayısıyla ben Milat’ım diyebilen bir kişinin, Livaneli gibi evrenselliğe kanat açmış bir sanatçıyı, bir düşün adamını desteklemesi kaçınılmazdı. Ben de onu yaptım.

– Araştırmalarımıza göre Zülfü Livaneli’nin bu Kuzey Amerika turnesi içinde en büyük kalabalık ve coşku Toronto Dinletisinde yaşanmış durumda. Bunu neye bağlıyorsunuz? Bu soruya bağlı olarak, duyumlarımıza göre bi takım engellemeler ve boykotlar olmasına karşın bin kişinin üzerinde bir katılım oldu. Tüm bunları neye bağlıyorsunuz?
– Benim için ikinci soru birincisinden daha önemli. Biz Livaneli’nin kişiliğinde para kazanmak, kâr etmekten çok, mensubu olduğumuz topluma hizmet etmeyi hedefleyerek böyle bir olaya kalkıştık. Ama birileri, benim adım üzerinden bir hizmet geldiyse kabul etmediler.

– Mustafa Doygun olduğu için mi?
– Evet. Çünkü hepsi benim önümde eğilmek zorundalar. Bu toplumda bütün gruplaşmalar benim önümde eğilmek zorunda. Bunun dışında kalan tek insanım ben. Gruplar üstüyüm ben. Ben ne eskiyim ne yeniyim. Ne faşistim ne komünistim. Ne ilericiyim ne gericiyim. Ben Atatürk Devrimcisiyim. Bunu kitlelere anlatmaya çalıştığım için insanlar, gruplar beni hedef seçtiler. Onun için Livaneli Konserini engellemeye kalktılar. Niye? Çünkü Atatürk Devrimciliğimden korktular.

– Böyle bir iddianız var.
– Net bu. Ben Atatürk Devrimciliğini temsil ediyorum. Onlar da bundan korktular.

– Peki bu çevreler Atatürk’e karşıtlar mı diyorsunuz?
– Değil. Onlar saygın büyüğümüz Engin Aşkın’ın dediği gibi Gardırop Atatürkçüsü. Onlar kişilik ararken Atatürk’ü buldular. Ben yaşarken buldum Atatürk’ü.

– Böylesine kapsamlı bir etkinliği düzenlemek için herhangi bir katkıda bulunacak ticari olsun yardım olsun bir ortak da aramadınız. Neden?
– Benim sponsor arayabilmem için bir kurum adına düzenlemem gerekiyordu bu etkinliği. Bugün şu sponsorluk kurumu yanlış kullanılıyor, yanlış telaffuz ediliyor.
Bakın, sponsorluk nedir aslında: ‘Ben şöyle bir etkinlik yapıyorum, bunu topluma sunmak istiyorum. Ama bunun giderlerini tek başıma kaldıramam. Zarar da ederim. Sen de güzel insansın, benim zararımı engelle. Benim zararıma birazcık ortak ol’dur. Ya da böyle yerel, evrensel, bölgesel, toplumsal bir etkinlikte senin de katkın olsun vb. Bunlar hep kâr amacı gütmeyen kuruluşların düzenlemeleridir. Buna dernek soyunsaydı, buna Federasyon soyunsaydı, buna kurumlar üstü X kavramı soyunsaydı, ilk başvuracakları kurum ben olurdum ve severek de katkıda bulunurdum.
Ama konu o değil ki? Hangi boyutundan bakarsanız bakın, Livaneli Konserini düzenlemekle ticari bir eylem yapıyorsunuz. Bir eğlence etkinliği düzenliyorsunuz. Elbette ki her tür müziği dinlemek, düzenlemek anlamlıdır ama, Livaneli müziğini dinleyebilmek için mutlaka evrensel değerler yargısına sahip olmanız gereklidir.
İşte oraya gelen bin kişinin üzerindeki insan topluluğu o evrensel değerleri yakalamıştır.
Onun için oraya gelenlerin dışında kalanlar benim için hiçtir, boştur, hiçbir zaman da beni anlayamayacaklardır. Çünkü benim gibi düşünemezler. Şubat-Mart 2012

Bizim Anadolu / 06 Haziran 2024

    Share with your friends / Partagez avec vos amiEs / Dostlarınızla paylaşın...