|
On yıl oldu, Sıvas'a kara bir bulut çökeli...
ve yüreği volkan bir ozan
ÖMER ÖZEN
On
yıl geçti, sıcak, kara bir güllenin Sıvas'a düştüğünden bu yana.
37 can aldı, gözleri dönmüş, dini haraç mezat satanlar. Diri diri
yaktılar canları, 'Şeriat İsterük'çüler; bağımsız, onurlu
bir Cumhuriyet'te yaşayan, o Cumhuriyet'in nimetlerinden yararlanan,
ama ekmeğini yedikleri, suyunu içtikleri, 'adam olmanın' gereğini
yaşadıkları Cumhuriyet'e sövdüler. Tıpkı, Menemen'de genç Teğmen
Kubilay'ın başını kör bağ bıçağıyla kestikleri gibi. Tıpkı
Maraş'ta, Çorum'da kendilerinden başka kimseye yaşam hakkı tanımadıkları
gibi, yaktılar 37 canı Sıvas'ın Madımak Oteli'nde.
Yaktılar,
her biri yurdun yüz akı bilimcileri, sanatçıları, ozanları... Asım
Bezirci'leri, Metin Altıok, Behçet Aysan, Nesimi Çimen, Muhlis Akarsu,
Hasret Gültekin'leri ve kardeş türküleri söyleyen, yarına güleç
yüzle bakan nice gençleri yaktılar...
On
yıl oldu katran karası bir bulutun Cumhuriyet'in temellerinin atıldığı
Sıvas'a çöküşü.
Yaşananlar,
yazılanlar gazete sayfalarında kalıyor. Unutkan bir ulusuz; 'medya'nın
allı pullu sunduğu bir sanal alemde, yaşanan gerçeklerden uzaklaşıyor,
sonra neden başımıza bu felaketlerin geldiğini oturup soruyoruz.
Yüreği
dağlar enginliğinde bir ozan Abdülkadir Paksoy, dile getirmiş
tüm yaşananları. Acıyı bal, kalemini göz eylemiş; gelecek kuşaklara
gerçekleri aktarmak için, Sıvas acısının sesi olmuş, anlatmış Abdülkadir
Paksoy. Adına 'Yaralı Temmuz' demiş.
Gözü
dönmüş, din bezirgânlarının Madımak Oteli'nde yaktıkları başka bir
ozan Behçet Aysan onun için şunları söylüyor: "Abdülkadir
Paksoy, toplumcu bir şair; aynı zamanda lirizmi iyi kullanıyor.
Üretken. Kültürel çatışmaların şairi. Destansı anlatımdan şiirsel
olanaklar çıkarmayı amaçlayan bir şair. Ve bence en önemlisi, Kadir,
bir şiir emekçisi. Şiiri; bir insanı, bir resmi, bir çiçeği sevdiği
kadar sever. Başka birinin şiirini okuduğu zaman gözlerinin içi
pırıldar. Şiir emekçisi olmanın önemli ölçütlerinden biri budur.
Herkes şiir emekçisi olamaz..."
Ancak
on sekiz gün sonra kalemini eline alabilen şiir emekçisi Abdülkadir
Paksoy, din bezirgânlarının 2 Temmuz 1993'te Sıvas'ta yaktığı
canlara, bu büyük acıya dayanamayıp aramızdan ayrılan Rıfat Ilgaz'a,
Battal Pehlivan ve Aziz Nesin'e adadığı kitabında
bakın neler diyor?: "On sekiz gündür, denizini yitirmiş
bir ırmak dolanıp duruyor içimin bozkırlarında. Sözcükler öfkeli,
koklayamıyorum; kalemim kızıl kor, dokunamıyorum; kapkara bir hançer
sapladılar sırtıma; bununla yaşayacaksın, diyorlar; nasıl yaşarım,
anlayamıyorum. Sönüyor çocuk sesleri, karanfil çığlıkları... Söze
nereden başlamalı, bilemiyorum."
Ve
aldı Abdülkadir Paksoy: "... doldurdu geceyi tamtamlar/
ve yabanıl çığlıklar.// kurt ulumaları/ bacalardan girip/ salonları/
odaları/ dolandı./ isterik hırıltılar/ pencere kenarlarından/ kapı
altlarından/ köpürüp,/ döşemelere yayıldı./ anahtar deliklerinden
sızan yeşil sinekler/ duvarları,/ tavanları/ kapladı.// başladı/
güm güm/ vurmaya/ kin davulları.// duyuldu ki/ Sivas'ta seksen can/
karanlığın kulları tarafından/ kuşatılmıştı."
Yüreği
dolu ozan, acılı kalemini gelecek kuşaklara yaşananları anlatmak
için acılar içinde kıvranarak kullanıyor: "... suç, herkesin
gözü önünde işlendi/ katiller baltalarını, bıçaklarını/ yurttaşların
yumuk ağızlarında/ ve gözlerinde bilediler.// ve sövdüler / cumhuriyete,
laikliğe, demokrasiye/ çocuklar uyumamıştı daha/ çocuklardan bile
çekinmediler."
Çocuklardan
bile çekinmeyen, birkaç gün önceden kurslarda beyinlerini yıkadıları
bebeleri gizlice kente sokan ve onları 2 Temmuz 1993, Cuma günü
Cumhuriyet'e ve laikliğe karşı kalkışmasında kullanan din satıcılarının,
Sıvas'ta yaptıkları katliamı gelecek kuşaklara aktarma kaygısını
duyan ozan Abdülkadir Paksoy, elleri kanlı yobazların sevinçlerini
de dizeleriyle dile getiriyor: "o ne utkuydu öyle/ o
ne sevinme/ eller kollar havada/ ağızlar timsah/ nasıl tepindiler/
zevkten/ nasıl çığlık attılar."
Karanlıkçıların,
takıyyecilerin sözlerine, edimlerine inanan ve onlara ödün veren
düzen adamlarını, nemelazımcıları, 'suya sabuna dokunmadan' gericileri
koruyanları da şiirlerinde simgeleştiren ozan, bu simgesini Galile'ye
seslenerek dile getiriyor: "biraz da senin yüzünden bunlar/
Galileo Galilei/ biraz da senin yüzünden / neden boyun büktün sanki
/ son anda / Engizisyon yargıçlarına."
Ödev
1998'de
yeniden görülen ve 33 idam çıkan yargıdan sonra kalemi eline alan
Abdulkadir Paksoy, 2 Temuz 1998 günlü şiirinde şunları söylüyor:
"Onlar insanı kırdılar doğru/ Ama gelin sayın yargıçlar/
Siz kaleminizi kırmayın/ idam gömleği yerine / Giydirin birer okul
önlüğü/ Kalemlerinizi verin bu "çocuk"lara/ Bir de defter
yanında / Otuz beş kez "insan" yazılacak / Deyin ödev
olarak da"
Yaralı
Temmuz / Abdükadir Paksoy, Sivas Kıyını / şiir / Ürün Yayınları,
1998
15
HAZİRAN 2003
|