TOPLUM HABERLERİ


24 Nisan 1915 tarihinde ne oldu?

LALE ESKİCİOĞLU

TORONTO - 17 Nisan, Cumartesi akşamı, Kanada Türk Dernekleri Federasyonu'nun Toronto Üniversitesi'nde düzenlediği seminere katılan 300 izleyici Profesör Türkkaya Ataöv'ün 3 saat süren sunumunu nefes almadan dinledi.

40 yılı aşkın bir süredir dünyanın pek çok üniversitesine ve konferanslarına konuşmacı olarak davet edilmiş, Paris'te Ermeni terörü mahkemelerinde uzman tanık olarak görev yapmış, 140 kadar kitabı 20 dile çevrilmiş, Birleşmiş Milletler'in İnsan Hakları konusunda çalışan uluslararası kurumlarında önemli görevlerde yer almış değerli Türk tarihçisi Profesör Türkkaya Ataöv, Kuzey Amerika seminerler dizisinin bir parçası olarak Toronto'da yaptığı konuşmanın sonunda ayakta alkışlandı.

Profesör Türkkaya Ataöv, Ermenilerin her yıl "katliam tarihi" olarak andıkları 24 Nisan 1915'e kadar olan gelişmeleri belgelerle destekleyerek anlattı. "Sonunda söyleyeceğimi en başta belirtmekte fayda var; Türkler Ermenilere karşı, Birinci Dünya Savaşı'nda ya da ondan önce veya sonra, bir soykırım suçu işlememiştir" açıklamasıyla konuşmasına başlayan Prof. Ataöv şöyle devam etti: "Ermeni-Türk ilişkilerinin ilk sözü edilmesi gereken en büyük gerçeği, Selçuklulardan başlayarak Ermeni ve Türklerin 1000 yıllık geçmişlerinin 900 yılının barış içinde, hatta kardeşçe olduğudur. Bu kadar uzun bir dostluk ve kardeşlikle yan yana yaşanan ilişkinin, nefret koşulunu gerektiren soykırım ile sona ermesi mümkün değildir."

Prof. Ataöv, dünyadan çeşitli örneklerle nefret ve ırkçılık kavramlarının Batılı toplumlar tarafından nasıl oluşturulduğunu, sömürme, yıpratma ve köleleştirme amaçlarıyla nasıl geliştirildiğini, nasıl toplumsal duygu ve harekâta dönüştürüldüğünü anlatırken "Türklerin yüzyılları kapsayan dostane tavırlarının temelinde geleneksel olarak ırkçı olmadıkları gerçeği yatar. Yurtseverlik ve emperyalizm karşıtlığı anlamında milliyetçidirler, ancak geleneksel değerleri içinde ırkçılık ve ırkçılığın uzantısı olan soykırım yoktur" sözlerini kullandı.

24 Nisan 1915 tarihinde İstanbul'da yaşayan 77,735 Ermeni'den 235'inin tutuklanmasına varan olayları Türkkaya Ataöv şu sözlerle açıkladı: "1915'teki Ermeni tehdidi Osmanlı ordularına, ordunun lojistik merkezlerine, devlete ve tüm topluma yönelik ciddi bir tehditti." 2003 yılında yeni baskısı İngiltere'de yayınlanan, Stephen Pope ve Elizabeth-Anne Wheal tarafından yazılmış olan Birinci Dünya Savaşı Sözlüğü adlı çalışmadan alıntılar yapan Profesör Ataöv, bu kitaptan şu cümleyi okudu: "Türkler daha seferberlik hazırlıkları içindeyken, Ermeniler kan dökümüne Doğu Anadolu'da Ermeni olmayan 120,000 kişiyi boğazlamakla başlamışlardı". Kitapta özellikle boğazlamak (slaughter) tanımının kullanıldığına dikkati çeken Ataöv, İngiliz yazarların "öldürmek" sözcüğü ile yetinmeyip dökülen kanın ve yaşanan vahşetin boyutlarını ancak "boğazlamak" sözcüğü ile ifade edebildiklerini vurguladı.

Amerika Birleşik Devletleri'nde yayınlanmış olan Ermeni kaynaklarını kaynak göstererek konuşmasına devam eden Ataöv, Ermenilerin 200,000'i aşan silahlı güçler oluşturduklarını ve Kafkas, Doğu Anadolu, Süveyş, Sina, Kudüs, Suriye ve Adana cephelerinde Rus, Britanya ve Fransızlarla birlikte savaştıklarını resimlerle göstererek anlattı. "Bu durumda, Ermenilerin barışçı, elini silaha değdirmemiş, sahipsiz, korumasız, ve kadın-çocuk-yaşlı sivillerden oluştukları savı doğru değildir" sonucuna varan Türkkaya Ataöv, Bogos Nubar mektubunun kopyasını göstererek sunumuna devam etti: "Ermenilerin Birinci Dünya Savaşı'nda 'muharip' olduklarını 1918'de Paris'teki resmi Ulusal Ermeni Kurulu Başkanı Bogos Nubar da yazıyla belirtmiş ve Fransız Dışişleri Bakanına yazdığı mektuplarda bununla övünmüştür."

Silahlı Ermeni ayaklanmalarını, resim ve belgelerle açıkladıktan sonra Profesör Ataöv, 24 Nisan 1915 günü İstanbul'da yapılan tutuklamalar konusunu ele aldı: "Terörist Taşnak, Hınçak ve Ramgavar kurullarının üyeleri olduklarından ve doğudaki kanlı ayaklanmalarla bağlantıları görüldüğünden 235 Ermeni İstanbul'dan alınıp Çankırı'ya götürüldüler. Özel evlere ikişer üçer yerleştirilerek konuk edildiler; parası olmayanlara devlet günlük geçim katkılarıyla yardım etti. Dolaşmaları serbestti; ancak gün sonunda karakola gidip kentten ayrılmadıklarını kanıtlamaları gerekiyordu. Daha ilk günlerde bir çoğu salıverildi. Suçlu görünen 155 kişi ya Çankırı'da kaldı ya da Ankara'nın Ayaş ve Zor bölgelerine yollandı. Hasta olan V. Gomidas isimli vatandaş serbest bırakıldı ve tedavi için Viyana'ya gitmesine izin verildi. Dikran Bağdikyan isimli tutuklu Ayaş'ta 1918'de doğal nedenlerden vefat etti. Çerkez Ahmed ve Galatalı Halil olarak bilinen iki zorbanın K. Zohrab ve S. Vartkes isimli iki Ermeniyi öldürdükleri ortaya çıkınca, bu ikili yargılandı ve idam edildi. 235 tutuklunun, bu 3 tanesi hariç hepsi savaşın sonunda sağ ve salimdiler. Her birinin isimleri, meslekleri, tutuklanma sebepleri ve diğer bilgileri detaylı olarak kayıt edilmişti. Bu kayıtlara halen araştırmacılar ulaşabilmektedir."

Profesör Ataöv, 24 Nisan 1915 günü yapılan tutuklamaları ayrıntılı olarak anlattıktan sonra Ermenilerin zorunlu göçe tabi tutulmaları konusunu ele aldı. 26 Mayıs 1915 günü Başkumandanlığın İçişleri Bakanlığı'na gönderdiği bir mektupla, "Ermenilerin Doğu Anadolu vilayetlerinden, Zeytun'dan ve buna benzer yoğun bulundukları yerlerden Diyarbakır Vilayeti güneyine, Fırat nehri vadisine, Urfa Süleymaniye yakınlarına gönderilmeleri" kararının ayrıntıları yer almaktadır. Profesör Ataöv bu uzaklaştırma harekâtının gerekliliğini ve geçmişte savaş içindeki her ülkenin benzer tehlikeleri bu yöntemle kontrol altına almaya çalıştıklarını anlattıktan sonra "Ermeni kaynaklarına göre 600-700 bin, Osmanlı belgelerine göre 450,000 göçe zorlandı. Bunların çoğunluğu yerlerine vardı. 1919 Versay Barış Konferansı'nda Ermeni Heyeti Başkanı olan Bogos Nubar, Fransız Dışişleri Bakanı'na yazdığı resmi mektupta, toplam 390 bin vatandaşın yerlerine ulaştığını belirtiyor" şeklinde konuştu.

Yolda haydutluk, hırsızlık ve kin nedeniyle saldırılara uğrayan ve öldürülen Ermenilerin sayısının yıllar geçtikçe milyonlara varan abartmalara dönüştüğünü örneklerle anlatan Profesör Ataöv, kendi anılarından şu örneği verdi: "Fransa'da basılan Liberation gazetesinin yazarı V. Brocard, 1984-85'de yayınladığı üç yazısına, sırayla, kendiliğinden 500'er bin eklemişti. Bu üç yazısını da Paris'te kendine gösterdiğimde yalnızca omuz silkmekle yetindi."

İddia edilen Ermeni kayıplarının Osmanlı ve yabancı nüfus sayıları ile uyuşmadığını açıklayan Türkkaya Ataöv, zamanın nüfusunun en iyi değerlendirmesinin Prof. Justin McCarthy tarafından yapıldığını ve 1914'de tüm Osmanlı devletindeki Ermeni nüfusunun 1.3 milyonun altında olduğunu belirtti.

Profesör Türkkaya Ataöv, konuşmasını geçmişle yüzleşmenin koşullarını anlatarak bitirdi: "Tarihi olduğu gibi ele almak iyi niyet, tüm belgelerin ortaya dökülmesi, yansızlık ve aynı yüzleşmenin herkes için geçerli olmasını gerektirir. Bilimin yöntemi tarih incelemeleri için de geçerlidir. Yalnız bir tarafın, en başta ve ön yargılı biçimde suçlanması onaylanamaz. Türklerin geçmişlerine bakmaları ancak tüm öteki devletler, hiç bir istisna olmadan, Ermeniler de dahil olmak üzere, kendi tarihleriyle yüzleşmeyi kabul ederlerse mümkün olur."

Toronto Üniversitesi'nde gerçekleşen bu konuşmayı kaçıran Bizim Anadolu okuyucuları, Turkuaz Televizyonu ekibinin kaydettiği Profesör Türkkaya Ataöv'ün daha kısa bir konuşmasını internet'ten, http://www.vimeo.com/11027427 adresinden izleyebilirler.

Mayıs-Haziran 2010