Yazı Bilmem

Yazı Bilmem

‘Yazı Bilmem’

Ünlü bir Urfa hoyratıdır. İnsanın içini yakar. Ama boşaltır da… Rahatlatır…

 

 

 

 

 

 

Ortak Urfa / Kerkük sesli ve yazılı yazınının (edebiyatının) önemli bir bölümünü içeren adına ‘cinaslı’ denen bir biçemidir:

 

Yazı bilmem

Okuram yazı bilmem

Bu yaz böyle geldi geçti

Gelecek yazı bilmem…

 

***

 

Önceki gün kansere yenik düşüp aramızdan ayrılan usta gazeteci Bekir Coşkun’un sondan bir önceki yazısının başlığı ve yazmış olduğu ilk dizelerde gönderme yaptığı hoyrat (uzun hava) bu.

 

Usta şöyle başlamış yazısına, küçük bir dörtlükle:

 

Yazı bilmem

Yazarım yazı bilmem

Bu yaz böyle geçti

Gelecek yazı bilmem…

 

***

 

Ustayla kısa bir telefon görüşmemiz olmuştu; yanılmıyorsam Hürriyet Gazetesi’ndeki yazılarına son verildiğinde. Kanada’da konuk etmek istemiştim kendisini, söyleşi yapacaktık toplum karşısında.

Olmadı. ‘Biraz dinlenmek istiyorum Ömer’, dedi. ‘Belki sonra…’

Olmadı, olamadı sonrası…

 

***

Urfa’da doğduğunu biliyordum kendisinin. Can Ataklı’dan dinledim dünkü izlencesinde; Urfalı olmasıyla da çok övünürmüş. Ama Can Ataklı’ya göre hiç Urfalıya benzemezmiş…

Nasıl oluyorsa benzemek?..

Can Ataklı, usta gazeteci Bekir Coşkun’la beraber çalıştığı yılları anlattı. Ondan çok şey öğrendiğini belirtti.

Yanılmıyorsam bir memur olan babası Urfa kökenli değildi Usta’nın; yine kendisinin bir yazısından edindiğim kadarıyla. Ama kendisi Urfalıydı ve övünmekte de haklıydı.

O sadece Urfa’nın değil, tüm Türkiye’nin aydınlık yüzüydü ve toplumunu da aydınlatmak istiyordu. Yazıları hep aydınlanmaya açılan birer pencereydi. Gerçekleri yazmaktan çekinmeyen cesur bir kalemdi.

O nedenle işte, köşesinin adı ya ‘Dokuzuncu Köy’ ya da ‘Onuncu Köy’dü…

Bilmeyen yeni kuşaklara bildirelim. ‘Doğru söyleyeni dokuz köyden kovarlar’ diye bir atasözümüz vardır.

Doğruyu söylemek tehlikelidir. Özellikle çıkarına dokunan kişilerce sevilmez doğru söyleyenler.

O nedenle olacak, sevgili Usta daha sonra köşesine ‘Onuncu Köy’ adını verdi. ‘Biz de onuncu bir köy buluruz’ dercesine…

Ama orada da sopayla bekliyorlar Ustam.

Kolay mı doğruları söylemek?

Hele iftiralar, hele doğruları eğip büken, yanlışı doğru diye gösterenler oldukça…

Sen onurlu bir biçimde, için sevgi dolu gittin de, bakalım biz bu sınavı verebilecek miyiz?

Senin gibi, İlhan Selçuk’lara, Aziz Nesin’lere, Yaşar Kemal’lere, Uğur Mumcu’lara; ve yolumuzu aydınlatan daha nice yol göstericilerimize layık bir biçimde görevimizi yapıp bu yolculuğu, biz de onurlu bir biçimde sonlandırabilecek miyiz?

 

Değerli Usta’ya ışıklar içinde, barış içinde yat derken, sizleri Usta’nın 30 Eylül 2020 tarihli ‘Yazı Bilmem’ adlı yazısıyla baş başa bırakıyorum:

 

Yazı Bilmem

 

Yazı bilmem

Yazarım yazı bilmem

Bu yaz böyle geçti

Gelecek yazı bilmem…

Korona belasının ilk günleriydi…

Henüz kimse işin ciddiyetini anlayamamıştı… Sevgili doktorumuz Prof. Dr. Mehmet Oral, Andree’yi arayarak “Kemoterapilerden dolayı Bekir Bey’in bağışıklık direnci yok, birinci sınıf hedef… Onu yukarıdaki odalardan birisine çıkartabiliyorsanız çıkartın. (Benim Postal’ı bırakıp yukarı çıkmayacağımı biliyor) Çok hijyen bir ortamda olması lazım… Kimse henüz felaketin farkında değil…” demişti…

Birkaç gün sonra korona patladı…

Tabutlar, kireç kuyuları, tam bir dehşetti…

Yaklaşmak, sarılmak, el sıkmak, kucaklaşmak yasaktı… Maskeler, kolonyalar çıkmıştı ortaya… Türkiye 5 senede tükettiği kolonyayı bir ayda bitirdi… Kimse kimsenin elini sıkmıyor, zibidileri saymıyorum, durakta, otobüste, metrolarda insanlar kurallara uyuyorlardı…

O sabah Andree ile karşılaştığımızda üç metre uzakta durdu, kollarını bir bebeğe sarılıyormuş gibi yapıp, iki yana salınmaya başladı…

Sarılmamız böyleydi artık…

O an bir bebek olup uçtum sevgilimin kucağına…

Bebektim… Uzun hayat vardı önümde, büyüyecek, okuyacak, başaracak, gazeteci olacaktım… Mahkeme koridorlarında rahmetli babamın adı “Mehmet Zeki Oğlu…” diye hep geçecekti… Korkacaktım, ama peltek dilimi tutamayacaktım…

Burası en güvenilir yerdi işte; sevgilimin kucağında bebek…

O gün bir bebek gibi ağladım…

Bir yaz bitti…

Çoğumuz evlere kapalı geçirdik yazı… Ne plajlar eskisi gibiydi, ne parklar… Polis, zabıta korkusundan “acaba maskem duruyor mu” diye burnumuzu yoklayıp durduk… Virüsün korkusu yaşamın üzerine bir kara bulut gibi çökmüştü bir kez…

Hayallerin çoğu kursaklarda kaldı…

Hüzünle bir yazın arkasından bakıyoruz…

Üzülmeyin…

Yaşama saygımız, hasretlerimiz, özlemlerimiz, sevgilerimiz, hayallerimiz, düne göre çok daha fazla…

Bu yaz böyle geçti…

Gelecek yazı bilmem…

***

 

o.ozen@bizimanadolu.com

 

Önceki Yazıları»

 

Ömer F. Özen / Gözleyi, gözleyi… / Bizim Anadolu / 20 Ekim 2020

 

Şu haber ve yazılarla da ilgilenebilirsiniz:

 

 

Share with your friends / Partagez avec vos amiEs / Dostlarınızla paylaşın...
  • 1
  •  
  •  
  •  
  •  
  •  
  •  
  •  
  •  
  •  
  •  
    1
    Share

Leave a Reply