Press "Enter" to skip to content

Yazar, Ressam, Şair, Bestekâr, Karikatürcü Portreleri

Fotoğrafın bu denli geliştiği, herkesin cep telefonuyla çekebildiği için kendini sanatçı zannettiği bir dünyada bu portre çizimleri…”

Evet, haklısın…”

Eee, öyleyse niye ısrar edip duruyorsunuz, vakit harcıyorsunuz!”

“Ne yapayım! Emekliyim, bir şekilde, bol olan vaktimi değerlendirmem gerekiyor.”

İlgilenmezmiş gibi görünüyordu ama, albümlerin birini bırakıp birini alıyor, sayfalarını çeviriyordu. Kimi çizimler üzerinde daha çok duruyordu. 10 gün önce incelemesi için teslim ettiğim bir albümü geri getirmişti. Her sayfada sayısız parmak izi leke bırakmıştı. Bir şey demedim. Çay ikram ettim, oruçluymuş; içmedi.

Oniki yıldır resim dersi veriyorum orta, liselerde. Meslekten olmayan birinin bu denli emek verdiğini çizimleri ilk görüyorum.”

Sağol!”

Sağolayım da, sonuç ne?”

“76 yaşındayım. Değerlendirebilirsek ne âlâ, olmazsa dört torunum var. Onlara dede armağanı olarak dağıtırım, saklarlar. Ya da kendileri bilir, ne yaparlar, ne ederler.”

Asaf Halet Çelebi

………………………..

Resim öğretmeni Ümit Bey, Mersin’de, evimde … Yıllar önce tanışmıştık. Görev yaptığı liseye gidip bulmuş, çantamda taşıdığım bir albümdeki portre çizimlerini göstermiştim. İlgisiz kalmıştı. O sırada Türkçe-Edebiyat dersi veren öğretmenlerin tavırlarını da yadırgamıştım.

“Aaaa! Ahmet Haşim’in suratı böyle miydi? Sanki Arap gibi çizmişsiniz.”

Yaka kartında adı yazılı: “Serap”…

“Serap Hanım” dedim. “Ahmet Haşim Bağdatlıydı. Türkçeyi 10 yaşından sonra öğrendi.”

Ahmet Haşim

“Bilmiyordum” dedi, bozulmuştu. “Bunun ne önemi var ki!”

Resim öğretmeni Ümit, albümü daha dikkatli çevirmeye başlamıştı. Bir sayfada durdu, parmağını bastırdı.

“Hüseyin Rahmi Gürpınar… Amma da yaşlı çizmişsiniz. Ben, onun Yaban romanını okumuştum.”

Hayretler içinde kaldım.

“Yaban onun değil ki!”

“Kimin ya? Ben öyle öğrenmiştim.”

“Karıştırıyorsunuz. Hüseyin Rahmi Bey, İstiklal Harbi’ne hiç ilgi duymayan bir yazar olduğu halde mebus yapılmıştır. Yaban romanı Yakup Kadri Bey’indir.”

Yakup Kadri Karaosmanoğlu

“Hımmm! Şimdi hatırladım yahu. Tamam Yusuf Kadri Karabekiroğlu’nun eseri.”

Gülmemek için özümü güç tuttum.

“Amerikalı bir yazarın portresi de var burada. John Steinbeck… Oscar almıştı, değil mi?”

“Nobel demek istiyorsun.”

“Ha Oscar, ha Nobel… Aynı değil mi?”

Karşılık vermedim. Meslektaşlarım yarışmaları, ödülleri iyi izliyorlar.

Öğretmenler Odası, ders başlama zilinin çalmasıyla boşalmaya başlamıştı.

Yaka kartında, adı Hüsnü yazılı bir diğer resim öğretmeni, eğildi, Ümit’in elindeki albümde bir portreye dikkatle baktı.

“Ömer Bedrettin Uşaklı… İlkokul Türkçe kitabımızda Sarıkız Mermerleri adlı bir şiiri vardı, ezberlememizi istemişti öğretmenimiz. Bizdeki eğitimin tutarsızlığına bakın. Şiiri ezberleyelim, iyi güzel de, Sarıkız nerede, şair bu şiiri niye yazmış, öğretmen söylemiyor. Belki kendisi de bilmiyordu.”

Ömer Bedrettin Uşaklıgil

Sonunda bir şairi doğru bilen, şiirini ezberlemiş bir öğretmen görmüştüm.

Hem de edebiyat değil, resim öğretmeni.

“Fakat Güney Bey, Ömer Bedrettin hayatı boyunca hiç böyle kruvaze ceket giymemişti ki.”

Haydaa!

“Nereden biliyorsunuz, gardrobunu görmüş müydünüz?”

“Hayır, ama tahmin ediyorum.”

“Arkadaşım, tahminle olmaz. Ceketmiş, jaketataymış, bunların önemi yok. Yüz, çehre. Sonra kruvaze yakalı ceketi niye giymemiş olsun Rahmetli. Mülkiyeliydi, kaymakamlık yapmıştı. Kütahya Mebusu iken, genç yaşta öldü.”

“Bir dakika, bir dakika! Yanılıyorsunuz. Sizin anlattığınız şair Ece Ayhan.”

Güldüm. Bozuldu. Yüzü karardı. Odadan çıkıp dersliğine yürüdü.

Baktım, Ümit Bey sayfaları baştan bir daha inceliyor… İlgisi beni konuşkan yapmıştı.

“Niksar’daki evimde bir asker bavulu dolusu bu albümlerden var. Taa liseden beri çizdiğim portreler. Bende iyi ki, saklama, koruma, arşivleme alışkanlığı var. Babamın nasihatiydi. Hep zarflarda, kutularda saklamışım. Emekli olduktan sonra daha çok önem verdim çizime. Elbet, profesyonel değilim. Fakat Azerbaycan Türklerinin dediği gibi “hoşuma geliyor”… Kimi zaman günde bir portre, bazan haftada bir portre … Eski dergileri, kitapları, ansiklopedileri taradıkça karşıma çıkanları, gördüklerimi çiziyorum.”

“Örnek aldığınız bir sanatçı var mı?”

“Elbette var. Nezih İzmirli, Agop Arad, Saliha Bozcalı, Mersinli ressam hemşehrimiz Etem Çalışkan, Semih Poroy…”

Semih Poroy

“Bu saydığınız ressamları hiç duymadım, tanımıyorum.”

“…………….”

“Şöyle yapalım. Bu albümü bana bırakın. Bir hafta, on gün sonra sahilde buluşalım. Sizin eve de gelebilirim. Her portre için düşüncelerimi yazayım. Neden? Çünkü görüyorum ki, bazı yazarların gözlerini bir tuhaf çizmişsiniz. Şehla gibi.”

“Mahmut Yesari’yi demek istiyorsunuz. Evet, onun gözleri gerçekten şehlaydı.”

Mahmut Yesari

“Neyse, önemi yok. Kulaklar simetrik olmalı, alın çizgileri paralel… Bunları ben not edeyim, size bildiririm.”

Pek içime sinmedi. Ama, bir uzmanın görüşlerine hep önem vermişimdir.

Önceleri ilgisiz gibi görünen resim öğretmeni Ümit’in dikkatinin artması, eserlerime önem vermesi (!) beni sevindirmişti.

Ah bu saflığım, herkesi kendim gibi “İyi niyetli” sayışım…

“Kusura bakmayın, size bir çay ikram edemedik. Ramazanda niyetliyiz. Sizin oruç tutmadığınızı bilirim.”

Nereden bilirse… Bir şey demedim. Odadan çıkarken, kapıdan baktım, albümü inceliyordu.

……………………

01, 02, 05,08, 1,2…

Kalemlerimden bazısı tükenmeye yüz tutmuş; alaca bulaca yazıyor…

Kent merkezinde yıllardır tanıdığım bir kırtasiyeciye uğradım. Yeni kalemler seçtim. Ateş pahası… Elbet olacak. ABD Doları sanki bizim ulusal para birimimiz. O yükseldikçe esnaf fiyatları değiştiriyor. Bir ay önce 5 TL olan kalemin teki 15 TL olmuş. A4 aydıngerin bir sayfası 1 TL idi, 3 TL olmuş. Vay vay vay!

Kasada parayı öderken, dükkân sahibi yüzüme baktı.

“Hocam, geçen gün Ümit adlı bir resim öğretmeni geldi. Elindeki albümde çizimler vardı. Sizin adınız geçiyordu.”

Bak hele ressam arkadaşa. Bana söylemiyor da.

“Bazı fotokopiler de burada kalmış. Bu çizimleri siz mi yaptınız. Pıravo valla! Tam profesyonel işi…”

“Teşekkür ederim. Yok, hayır, amatörce.”

“Öyle demeyin Hocam, gazete yazıhanelerinden fellik fellik böyle portre çizimleri arıyorlar. Biz eski kitaplardan fotokopi yapıp gönderiyoruz ama, farkına varırsa şair, yazar kopirayt durumu başımızı derde sokar.”

Bir şey demedim. Önemsemiyormuş gibi davrandım. Fakat içim burkuldu.

Evet fotoğrafın bunca geliştiği, filmin bu denli harikalar yarattığı bir dünyada, senin çizdiğin şair, ressam, yazar, bestekâr, karikatürcülerin portrelerinin kıymeti harbiyesi var mıdır? Gözlerin kanlanıyor; değer mi? Yaşın ilerledikçe ellerin titreyecek, çizimler de bir şeye benzemeyecek… Sonra onca emekle ürettiklerini bir değer bilmez meslektaşın (!) gizlice alıp, belki kendi imzasını atarak kullanacak, para kazanacak…

Vay dünya, vaay zalım dünya!

Altan Erbulak

 

………………………………………

Portre çizimleri: Emrullah Güney

emrullahguney@gmail.com

Önceki yazıları»

Dr. Emrullah Güney / Dünden Bugüne / Bizim Anadolu / 17 Kasım 2022

Share with your friends / Partagez avec vos amiEs / Dostlarınızla paylaşın...

Be First to Comment

    Leave a Reply