Türkilizce

Türkilizce

Türkilizce

Gurbette dil sorunu sadece gittiğin ülkenin dilini…

 

 

 

 
 
 

Gurbette dil sorunu sadece gittiğin ülkenin dilini konuşmakla sınırlı değil. Bir de kendi dilini korumak, Türkiye’de konuşulan dili anlamak gibi Türkiye’de yaşayanların zor anlayacağı bazı sorunlar var.

Şöyle ki; uzun süre yurtdışında yaşarken bazı Türkçe kelimeleri hiç kullanmadığınız için dil dağarcığınızdaki bazı sözcükleri geçici görevle kafanızdan uzaklaştırıyorsunuz. Gerekli olunca da “hay Allah dilimin ucundaydı” modunda kıvranıp duruyorsunuz. Örneğin Ottawa’daki bir Türk gecesinde birisine yumurtayla yapılan bir yemekten bahsetmek istiyordum ama adı aklıma gelmiyordu. Kim bulduysa artık zaten acayip bir isim: Çılbır! Nereden akla gelecek.

Senelerce bir kere bile kullanmamışsın o kelimeyi. Tarif ediyorum. Hani suyu kaynatıyorduk, içine yumurtayı kırıp atıyorduk, anında pişiyordu süzgeçle alıp sarımsaklı yoğurt ve acılı sos ekleyip yiyorduk… Hemen herkes yemeğin ne olduğunu anında anlıyordu ama kimse adını çıkaramıyordu. Sonunda aramıza yeni katılan askeri ataşemiz “çılbır” dediydi de çıldırmaktan kurtulmuştuk.

Bunun gibi birçok kelimeyi kullanmadığımız için akılda kalmıyorsa da, Kanada’da yaşarken bu eksikliği pek hissetmiyor insan. Çünkü yerine göre İngilizce karşılığını monte edip konuşma olanağına sahipsin. Kanadalıyla konuşurken zaten İngilizce konuşuyorsun, mesele yok (mu?). Kendi aramızda ise zaten hiç mesele yok. Yarı İngilizce yarı Türkçe idare edip gidebileceğimiz bir ara dilimiz var: Türkilizce!

Türkilizce harika bir dil, çünkü konuşurken hiç hata yapmıyorsun, aksanın yok ve karşındaki hatanı anlamadığı (veya yüzüne vurmadığı) için gayet de kullanışlı.

***

Türkilizce konuşanlar arasındaki sohbetler genel olarak aşağıdaki gibi oluyor:

“Selam nasılsın?”

İyilik valla, busy busy. Ya sen?

Fena değil, no complaint. Ne oldu arabayı geri verebildin mi?

Yok yaa ne mümkün? Şu veni keşke lease edeceğime loan’la alsaymışım. Dealer’a gittim, konuştum ama adam pain in the ass. Lease’i bozmak için 4 bin dolar daha istiyor.

“Get out! ciddî misin?

Evet ya gerçekten ciddiyim. (Saatine göz attıktan sonra) Ooo saat beş oluyor, iki saat oluyor dur gidip para atayım parking ticket almak istemiyorum, geçen sefer de ticket aldım burada biliyorsun.”

Sahi court’a gidecektin ne oldu?

Gittim. (Gülümseyerek) offiser gelmedi, yırttık o ticket’tan.

 

***

Yukarıdaki konuşma kurmaca. Ama aslında bu durum gerçek bir dil yaresi.

Burada hemen herkes, göç ettikten bir süre sonra kendine yetecek, derdini anlatacak kadar İngilizce konuşuyor ve anlıyor. Karşımızdaki anlamazsa (biz iyi anlatıyoruz da karşımızdaki anlamazsa) bazen söylediklerimizi onun anlayacağı şekilde yinelemek, değişik şekilde ifade etmek gerekebiliyor.

Ama biz Canadian Türkler için bu durum “no big deal”.
 
 
Not:

Daha önce fırsat bulup yazamadım ama yazılmaması bir hata olacağı için geç de olsa eklemek istiyorum. At gerçekten de sahibine göre kişniyor. İki sene önce, Ottawa’daki Cumhuriyet Bayramı kutlamaları sonrası bazı hususları ve sivil toplum örgütlerinin bu işe el atmamasını eleştirmiştim.

Bu sene hem Ottawa’daki Türk Derneği güzel bir Cumhuriyet Balosu düzenledi hem de Büyükelçilik’te son yılların en iyi organize edilmiş, vatandaşı baş tacı eden bir Cumhuriyet Bayramı kutlaması gerçekleştirildi. Büyükelçimiz Selçuk Ünal ve Dernek Başkanı’mız Meral Özdemir ile onların nezdinde emeği geçenlere şükranlarımızı sunuyoruz.

 

yalcindiker@gmail.com
 

Eski yazıları»

 

 

Yalçın Diker / Diaspora Türk / Bizim Anadolu / Ocak 2016

 

Paylaşın, dostlarınızın da haberi olsun…

 

 

Share with your friends / Partagez avec vos amiEs / Dostlarınızla paylaşın...
  • 1
  •  
  •  
  •  
  •  
  •  
  •  
  •  
  •  
  •  
  •  
    1
    Share