AnaSayfa/Accueil/Home » Gündem-Güncel » Şimdi İstanbul’da Olmak Vardı

Şimdi İstanbul’da Olmak Vardı

Şimdi İstanbul’da Olmak Vardı

Şimdi İstanbul’da Olmak Vardı

Ey Sevgili nerdesin? Almalar al olanda, sen bana yar olanda…

 

 

 

 

 

 

Ey Sevgili nerdesin?

ÖMER F. ÖZEN

Almalar al olanda, sen bana yar olanda…

Bekledim de gelmedin… Üç gün dedin, beş gün dedin, yıllar oldu gelmedin…

Bak laleler, bak sümbüller açtı; kardelenler yardı toprağı, ‘yol açın, ilkyazı getiriyoruz’ dediler.

Dallar sürgün, asma aşkın verdi karış karış, yeryüzünü renk cümbüşüne çevirdiler…

Bir ölü toprağı serpilmişti 12 Eylül karabasanından sonra. Özal çocukları doğmuştu, ‘bırakınız yapsınlar, bırakınız geçsinler’ deyi, emperyalizmin yeni dünya düzenine koşulmuşlar, özgür düşünce, özgün yaratım yerine liberalizmin yedeğinde avunuyorlardı.

Bu koşullardan semiren, kişioğlu ve kızının inançlarını sömüren yine emperyalizmin arabasına binenler geldi…

 

Ömer Özen’in Haziran 2013 tarihli yazısı.

 

En az seksen yıldır cehalete karşı savaşım verip alt edildiği düşünülürken, cehaletin örgütlü olarak gelip yerleşmesi öngörülememişti; kendilerine ilerici, solcu diyen, ancak emperyalizmin yedeğinde liboşlaşanların ‘demokrasi’, ‘insan hakları’ mavalları altında…

Bilgi dışlanmış, bilgisizlik baş tacı edilmiş, bayağılık kültürün yerini almış, gazetelerde, radyo ve televizyonlarda cirit atıyordu… ‘Sanatçı’ adı altında ekranlara çıkarılanların, ‘ben kitap okumam’ sığ söylemleri milyonlarca kişiye kablolardan, uydulardan, antenlerden aktarılıp yayılıyordu…

Çoğu çevrede ‘yitirdik’ yılgınlığı oluştu; düzene yamananlar, ‘aman belki bir ihale kaparım’ saflığıyla sahte tutuculuğu, sahte dindarlığı hortlattılar…

Ama yeni bir kuşak geldi, ‘yitmiş bir kuşak, bunlardan ne köy olur ne kasaba’ sanılarını yerle bir etti. Bu çocuklar kavganın, savaşımın yöntemini, anlamını değiştirdiler.

 

 

Direnişin genini değiştirdiler.

 

“Pencereler dışarı bakılmak için yapılmıştır” diyen öğretmene “ya hamamın, öğretmenim” diye soran çocuklar tüm kalıpları yıkmaya geldiler…

Sağlam bir karşı çıkışla, zekâ oyunlarıyla, gülmeceyle yerleşmiş kanıları yerlere serdiler…

 

‘Ya Pelin’ime gelseydi?…

 

Birileri hakaret edip kışkırtmaya çalıştıkça, bu çocuklar daha da olgunlaşıyor, -duran adam gibi- daha akılcı eylemlerle yanıt veriyorlar; hakaretler, kışkırtmalar bumerang olup sahiplerine çarpıyor…

 

Müzik de bir direniştir.

 

İşte burada Büyük Önder Atatürk’ün Bursa Demeci anımsanmaz mı?:

 

“Türk genci, devrimlerin ve cumhuriyetin sahibi ve bekçisidir. Bunların gereğine, doğruluğuna herkesten çok inanmıştır. Yönetim biçimini ve devrimleri benimsemiştir. Bunları güçsüz düşürecek en küçük ya da en büyük bir kıpırtı ve bir davranış duydu mu, ‘Bu ülkenin polisi vardır, jandarması vardır, ordusu vardır, adalet örgütü vardır’ demeyecektir. Elle, taşla, sopa ve silahla; nesi varsa onunla kendi yapıtını koruyacaktır. Polis gelecek, asıl suçluları bırakıp suçlu diye onu yakalayacaktır. Genç, ‘Polis henüz devrim ve cumhuriyetin polisi değildir’ diye düşünecek, ama hiç bir zaman yalvarmayacaktır. Mahkeme onu yargılayacaktır. Yine düşünecek, ‘Demek adliyeyi ıslah etmek, rejime göre düzenlemek lazım’ diyecek.

 

Özgürlüğe doğru…

 

Onu hapse atacaklar. Yasal yollarla karşı çıkışlarda bulunmakla birlikte bana, başbakana ve Meclise telgraflar yağdırıp haklı ve suçsuz olduğu için salıverilmesine çalışılmasını, kayrılmasını istemeyecek. Diyecek ki, ‘Ben inanç ve kanaatimin gereğini yaptım. Araya girişimde ve eylemimde haklıyım. Eğer buraya haksız olarak gelmişsem, bu haksızlığı ortaya koyan neden ve etkenleri düzeltmek de benim görevimdir.’ İşte benim anladığım Türk genci ve Türk gençliği!”

 

***

 

Nasıl ifade etmeli?..

 

Ey sevgili, önderinin izinden giden genç kendini daha nasıl ifade etsin?

 

Öyle özlemişim ki bir akşam üstü Boğaz vapurunda sana sokulup çay içmeyi, kuşlara simit atmayı…

 

Ama ille de ille, Taksim’de Gezi Parkı’nda türküler söyleyip direnişin, dayanışmanın tadına varmayı…

 

‘Şimdi İstanbul’da olmak vardı anasını satıyım…’*

 

Ama ‘Her Yer Direniş, Her Yer Gezi Parkı’ değil mi?

 

Hadi gel, Montreal’de de olur, Toronto, Vankuver’de de!

 

Yeter ki gel, gel sevgili! Bu çocuklar bizim çocuklarımız…

 

Korkularından arın, gel! Bu çocuklar yarınlarımız..

 

 

* Değerli sanatçımız Melike Demirağ’ın ezgisinden…

 

 

Gözleyi, gözleyi… / Haziran 2013

 

o.ozen@bizimanadolu.com

 

Tüm Yazıları»

 

Ömer F. Özen / 29 Mayıs 2020

 

Şu haber ve yazılarla da ilgilenebilirsiniz:

 

 

Share with your friends / Partagez avec vos amiEs / Dostlarınızla paylaşın...
  • 1
  •  
  •  
  •  
  •  
  •  
  •  
  •  
  •  
  •  
  •  
    1
    Share

Leave a Reply