|
4.
Çukurova Sanat Günleri büyük coşkuyla

4. Uluslararası
Çukurova Sanat Günleri coşkulu biçimde Silifke ve Taşucu'nda başladı.
Silifke'de
Halit Aker, Hasan Uzun, Eflatun Yüzbaşıoğlu, Bahattin Erim, Nesrin
Trak Atölyeleri, Polifonik Korolar ve Bale Derneği, Taşeli Eğitim
ve Kültür Derneği Resim Sergileri ve Ahmet Uçar Resim ve Heykel
Sergisi Silifke'de açılırken Taşucu'nda Nilgün Çekmen Atölyesi resim
sergisi sanatseverlerle buluştu. Silifke Kültürevi'nde Metin Kömbe'nin
beş bini aşkın fotoğraf arşivinden seçmeler sergisi açılırken, fotoğraf
sanatçısı Özgür Evren Yalçın'ın doğa fotoğraf sergisi, Göksu
Vakfı ve Taşeli Kültür ve Eğitim Derneği kendi binalarında özgün
eski Silifke fotoğraf sergileri sanat şöleninde yerlerini aldı.
4. Uluslararası Çukurova Sanat Günleri çerçevesinde
kentte yer alan Silifke Müzesi, Atatürkevi ve Etnografya Müzesi,
Atayurt Gazi Çiftliği Müzesi, Taşucu Arslan Eyce Amfora Müzesi,
Kabasakallı Esma Deveci Köyevi ve Müzesi de sanatseverlere kapılarını
açtı. 4. Uluslararası Çukurova Sanat Günleri söyleşilerine
ve sinema şölenine ise Silifke Eğitim-sen ev sahipliği yaptı.

İlk gün Silifke
Eğitimsen Şubesi'nde Yazar, Çevirmen, Gerçemek Dergisi
sahibi Mustafa Yalçıner yayınlanan kitabına da ad olan, "Toroslar'da
Yaşam Erken Başlar" konulu bir söyleşi yaptı. On yıla
yakın bir süreden beri yürüttükleri araştırmayı sanatseverlere aktaran
Ali F. Bilir ve F. Saadet Bilir de genç ve
en verimli çağında yaşamını yitiren Şair Yazar Abdülkadir Bulut'u,
"Abdülkadir Bulut Yaşamı ve Şiiri" başlıklı söyleşide
anlattı. Mustafa Yalçıner: "Kitabıma 'Toroslar'da
Yaşam Erken Başlar' adını Vecihi Timuroğlu koydu. Yeni
çalışmamın adını da 'öykünün cumhurbaşkanı' Osman
Şahin verdi. Yıllarca Türk edebiyatından Fransızca'ya çeviriler
yaptım. Sonunda Türkçe'ye dönünce Gülnar, Aydıncık, Silifke yöresinden
Toroslar'ın dağından taşından börtüsünden böcüsünden insanından
yaşamından kesitler vermem gerektiğini gördüm. Taşeli kültürünü
tanıtmaya çalışıyorum. Yerel sözcüklerden yerel deyimlerden hareket
ettim, onları evrensel ile buluşturmaya çabalıyorum"
dedi.

Abdülkadir
Bulut'un yaşamından kesitler sunarak konuşmasına başlayan
Ali F. Bilir: "Yaşamı boyunca başını hiç eğmeyen bir kişiliğe
sahip olan Abdülkadir Bulut onca engele ve zulme karşı bildiği yoldan
asla sapmadı. Yurtsever, ulusalcı, devrimci ve demokrattı. Sevgi,
saygı, dostluk ve yiğitlik, bir de bitip tükenmeyen çocuk sevgisi
onun en belirgin özelliğiydi. Anamur'un bir köyünde 10 Kasım Atatürk'ü
anma gecesini köylülerle hazırladı. Atatürk'ün Onuncu Yıl ve Bursa
Nutku okunacak ve bizzat köylüler Atatürk Devrimlerini anlatacaktır.
Program Kaymakamın eline geçer hemen programı yasaklar ve Abdülkadir
Bulut hakkında soruşturma açtırır. Görevli müfettiş aldığı talimat
ile suç kanıtları arar. Bulur. Birincisi evinde çok sayıda kitap
vardır. İkincisi ise kitaplara konu olan bir kanıttır. Bir gün yolda
ezilmiş ve sağ bacağı kopmuş kurbağayı evinde bulundurmasıdır. Sağ
bacağı koptuğu için sol bacaklı komünist kurbağa kanıt olarak raporlara
geçer ve Abdülkadir Bulut görevden alınır. 777 gün süren ve avukatlığını
Halit Çelenk'in yaptığı dava, Abdülkadir Bulut'a yönelik girişimlerden
sadece biridir. Cemal Süreyya onun için "Kasabalı
Lorca" adını verdi. Bulut, Ritsos, Lorca, Yevtuşenko,
Nazım Hikmet gibi büyük bir şairdir. Şiir bir olayı aktarmak değil,
dönüştürmektir. Bulut, soylu ve büyüleyici imgelerle bunu yapar.
Ölümü ise yaz tatili için geldiği yöresinde oldu. Silifke'de hapis
yatan bir arkadaşının davasını izlemek için köylüleri ile yola çıkar.
Adli tatil olduğu için geri dönerken minibüste sırf canından çok
sevdiği köylülerine sırtını dönmemek için malzeme sandığına oturur.
Boğsak yakınında minibüs yola dökülen mıcırdan şarampole kayar.
Bulut, açılan kapıdan düşer ve kafası malzeme sandığına değer. Önce
Silifke'ye sonra Mersin'e götürülür ama kurtarılamaz. Onurlu yaşamı
ile ülkesine borcunu ödeyen Abdülkadir Bulut'a vefa borcumuzu ödemek
için onun yaşamını ele alan bir yapıt hazırlıyoruz"
dedi.
Abdülkadir
Bulut'un hep şair olarak yazılıp çizildiğine dikkat çeken Saadet
F. Bilir: "Bulut aynı zamanda güçlü bir yazardır. Çok sayıda
yazısı ve iki çocuk romanı var. Burgazada'ya gittiğimizde Sait Faik
Müzesi'ni bırakın, adını bilmeyen sakinlerle karşılaştık. Anamur
Abdülkadir Bulut'a sahip çıkıyor. Edebiyat ve Türkçe öğretmenleri
şair, yazarları yapıtları ile anlatmak kadar, onları var eden yerlere
de dikkat çekmeli. Örneğin Faruk Nafiz Çamlıbel'in Han Duvarları'nın
Ulukışla/İncesu'da yaşam bulduğunu da öğrenmeli ve öğretmeli böylece;
daha kalıcı ve anlamı olur."
Söyleşinin ardından
Silifke Eğitim-sen Şubesi Başkanı Mehmet Doğan konuşmacılara
birer plaket sundu. Abdülkadir Bulut'un köylüleri de söyleşiye
katılarak destek verdi.
4. Çukurova
Sanat Günleri gece bir kasabada tiyatroyu, dansı, müziği,
operayı, baleyi yaşamayı ve yaşatmayı amaç edinen Ahmet Gedik
yönetimindeki Duvarsız Sanat Tiyatrosu "Tiyatro,
Müzik, Dans, Animasyon Gösterisi" Taşeli Kültür Sanat
Derneği Korosu da dernek binalarında bir etkinlik düzenledi.
Uluslararası
Çukurova Sanat Günleri etkinlikleri içerisinde Silifke Eğitimsen
Şubesi'nde Araştırmacı Yazar ve Çevirmen Mehmet Ali Sulutaş
"Ana Sütüm Türkçe" konulu bir konuşma yaptı.

Başta Mustafa
Kemal Atatürk olmak üzere Türk Dili için savaşım verenleri anarak
konuşmasına başlayan Mehmet Ali Sulutaş: "Her
şey dile dayanıyor. Buraya gelirken yanımda bir yalama vida getirecektim
bulamadım. Yalama vida ile alışkanlık arasında bir akrabalık var
mıdır? Vardır. Alışkanlık bir anlamda yalama olmuş vidadır. Günümüzde
Türkçe konuşurken yalama olmuş vida gibi durmadan artan biçimde
yabancı sözcükler ve terimler kullanıyoruz. Asıl sorun sadece sözcüklerin
Türkçe olup olmaması da değil. Doğru dürüst Türkçe'nin ruhuna uygun
tümce kurup kurmadığımızdır. Tümce kurma sorunu yaşıyoruz. Yolda
kurşun kalem bulursunuz. Benimdir ya da benim değildir dersiniz.
İşin içine "ben" girer. Asıl konu psikolojik ve sosyolojiktir.
Bu yön Silifkeli uzman Doğan Cüceloğlu'na düşüyor. Türkçe'miz kirlenmiyor,
biz kirletiyoruz. Dil etken değil edilgendir. Dil bağımsızlığı siyasal
bağımsızlığın temelidir" uyarısında bulundu.
Türk
Dil Devrimi konusunda bilgiler sunan Sulutaş: "Dil devrimi
çok önemli bir devrimdir. Dil bağlamında Türkçe'yi doğru, yerinde
özümseyebiliyor muyuz? Bay bay diyoruz! Bayan bayan niye demiyoruz?
Bir gün bir işyerinin camında Ramazan Cafe yazısı gördüm. Yanımdaki
öğrencilere bunun "r" harfi düşmüş
dedim. "r" harfini bulup yapıştırdılar.
Ramazan Cafer olunca Türkçe oldu. "İyimeyilin var
mı diye soruyorlar". Blomberg HT ilk sözcük İngilizce
yanındaki Türkçe seslendiriliyor. Günlük bir gazetenin adı TURK;
"u"nun noktası yok. Ama Türk diye
okunuyor. Bize ne oldu? Neden böyle kendi kendimize yabancılaştık?
Çevremizi 'vizyon', 'provizyon', 'performans' sardı?
Bir ilanda üçte bir yabancı sözcük kullanılmıştı. Üstüne üstelik
'fix' sözcüğü ile. 'X' Türkçe'ye
yutturulmaya çalışılmıştı. Türkçe'yi koruma kollama adına bir sürü
yasa çıkarıldı. Kim biliyor, kim uyguluyor? Kim denetliyor? Çoğu
yürürlükte ama uygulayan yok. Atı alan Üsküdar'ı geçmeden dilimize
sahip çıkalım."
Silifke'deki
etkiliğe Ankara'dan 90. yaşını kutlayan emekli eğitimci İhsan
Öğüş, Yazar Mahmut Makal, Vecihi Timuroğlu, İstanbul'dan
Yazar Osman Şahin'in iletileri, anıları renk katarken, Kanada'nın
Ottava kentinden Ordinaryüs Profesör Tuncer Öner ile Montreal
kentinden Bizim Anadolu Gazetesi sahibi Ömer Özen
ABD'den akademisyenler iletileriyle katıldı.
İzleyiciler
arasında bulunan dilci Celal Taşkıran, "Dil herkesin,
her insanın konusudur. Az çok yabancı dil kullanma kirlenmeye yol
açmaktadır" derken, emekli eğitimci Fikri Günay,
"Neden sorusunun yanıtını sanırım dinleyenlere bıraktınız.
Dildeki yabancılaşmanın nedeni kimi yazarlarımızın yayılarak gelen
emperyalist kültürde kendilerine yer edinmek için bilerek yaptıklarıdır.
Biz ilkokuldayken bir Alfabe vardı. İlk sayfasında yatan hastalıklı
bir Atatürk fotoğrafı, dibinde de 'yat yat uyu' sözcükleri
vardı. İşte nedenlerden biri" irdelemesinde bulundu.
Silifke Eğitimsen
Şubesi Başkanı Mehmet Doğan, Mehmet Ali Sulutaş'a plaket
vererek teşekkür etti. Şair Ali F. Bilir de izleyiciler önünde
şiirlerini çevirerek ABD'de yayınlanması ve oradan da dünyaya dağılmasına
katkısından dolayı Mehmet Ali Sulutaş'a teşekkür ederek,
"Şiir çevirmek zordur. Sulutaş bunu başarı ile yaptı.
Şimdi öykülerimi İngilizce'ye çeviriyor" dedi.

Etkinliğin sonunda
Sulutaş bir alışveriş merkezinde karşılaştığı ve tepkisi
üzerine kendisine verilen ekmeği gelenlere göstererek "işte
bu üzerinde 'special ekmek' yazan ekmek. İçinde bulunduğumuz
durumun en acı belgesidir" dedi.
Mayıs - Haziran
2010
|