EKİN - YAZIN


Yazar Güven Turan:
"Okuma göreceli olarak artıyor"

CELAL UÇAR

TORONTO- Türkiye'den gelen, Descant Edebiyat Dergisi Haziran Türkiye sayısı yazarlarından Güven Turan ve Cem Akaş ile söyleşi yapmak istedik. 4 günlük kısa bir süre için burada bulunan yazarlarımızdan Cem Akaş'ı programlarının doluluğu yüzünden otel odasında bulamadık. Güven Turan'ı yanımıza alıp By the Way Café'de haftasonu kahvaltısına gittik.

1943, Gerze doğumlu olan Güven Turan, Ankara Üniversitesi, İngiliz Dili ve Edebiyatı mezunu ve aynı okulda asistan profesörlük yaptı. Çeşitli üniversitelerde hocalık ve bir süre reklam yazarlığı ve yaratıcı yönetmenlik yaptıktan sonra, Yapı Kredi Kültür Sanat Yayıncılık'ta görev üstlendi. Şu anda Marmara ve Yeditepe üniversitelerinde ders veriyor.

1978'de Türk Dil Kurumu Ödülü alan Güven Turan'ın 'Dalyan' adlı romanı, yılın en çok satan kitapları arasına girdi. 'Güneşler... Gölgeler...' (1981), 'Peş' (1982), 'Yalnız mısın?' (1987), 'Soğuk Tüylü Martı' (1992) adlı romanları ve 'Kendini Okumak' (1987), gibi eleştiri, 'Düş Günler' (1990) Cumhuriyet Gazetesi Yunus Nadi Ödüllü kısa hikâye kitabı, 'Sevda Yorumları' (1990) ve 'Bir Albümde Dört Mevsim' (1991) Cumhuriyet Gazetesi Yunus Nadi Ödülü alan şiir kitaplarının yanısıra, İngiliz ve Amerikan şiirinden ve kısa hikâye, deneme ve eleştirilerinden sayısız çevirileri bulunuyor. Susan Sontag, John İrwing, John Lennon, W. Carlos Williams, Ezra Pound, H. D., Kenneth Rexrot da bunların arasında.

Güven Turan'la edebiyat üzerine konuştuk:
- Sayın Turan, bir yazı makinesi gibi hiç durmadan üretiyorsunuz. Böylesine umutlu bir üretime ne kaynaklık ediyor?
- Bugün içinde yaşadığımız dünyanın karanlık durumu bende bir karamsarlık oluşturuyor. Aslında karamsar bir yazarım. İyimserliği yansıtmıyorum.

- Türkiye de ne kadar okunuyorsunuz?
- 'Dalyan' adlı romanım 1978 ve 1979'da ençok satan kitaplar arasına girmişti. O günler çok politik günlerdi. Herkes, kişi veya kurum olarak bir siyasal bağa ihtiyaç duyuyordu ve böylece güvenlikli hissediyordu kendini. Oysa romanımdaki kişinin hiçbir siyasal bağı yoktu ve kurulamamıştı. Adını koymadığım bir askeri rejim ortamında yaşayan roman kahramanı ve bu yüzden ezilen bir kişinin öyküsüydü. Daha çok acı çekiyordu ve güvenlikten yoksundu. Durumu hiç iyimser değildi. Daha zordu yaşamı.

- Ülkemizde okuma yazma alışkanlığı artıyor mu?
- Göreceli olarak geçmiş yıllara göre, evet, artıyor. Fakat Avrupa ülkeleri ve Amerika kıtası ile baskı sayısı karşılaştırılamaz. Örneğin Türkiye'de tüm günlük gazete satışları bir milyon civarında. 12 Eylül öncesi tek bir gazete bu rakkamları geçiyordu. Kitap baskıları 100 binlere ulaşıyordu. Şimdilerde 5-10 bin civarında.

- İnternetle gelen bir yeni okuma alışkanlığı mı bu? Umberto Eco, 'Okuma form olarak daha baskın bir şekilde yeniden geriye geliyor.' diyor. Siz de buna katılıyor musunuz? Okuma gerçekten geri geliyor mu? Edebiyat geri geliyor mu? Özgür yaratı ilerliyor mu? İnterneti matbaanın Gutenberg tarafından bulunması ile özdeşleştirme var, katılıyor musunuz?
- Okuma hazır bilgi olarak geri geliyor. İnternet'te yüzeysel bilgi var, ayrıca iyi de bir kaynak. Son yılların sınırlı okuma alışkanlığı genişliyor. Araştırmalar artıyor.

- Kanada'da bizim gazete olarak ulaştığımız 20-30 bin göçmenimiz yaşıyor. 5 bine yakını ile burada ve bir o kadar da internet yoluyla Türkiye'de okunuyoruz. Okurlarımıza Göçmen edebiyatı üzerine neler söylemek istersiniz?
- Ben sürgün edebiyatı üzerine çalıştım. Çok sayıda kısa öykülerim ve incelemelerim var sürgünlük üzerine. Özellikle Avrupa ülkelerine sürgün olanlara dair. Sürgünlük de bir nevi göçmenlik. Gönüllü gelinip bir yerleşme değil. Sürekli bir dönüş isteği taşıyan yerleşiklik. Göçmenlikte de bu, kültürel uyuşmazlıklarla ortaya çıkıyor. Geri dönmek ile kalmak arasında çabalama oluşuyor. İçinde yaşadığı toplumun değer yargılarına uyuşmazlık ve geri dönüş isteği...

- Birçok ülkeye gittiniz; Avrupa ülkeleri, Amerika, Avustralya ve şimdi de Kanada. Ne gibi farklılıklar görüyorsunuz değişik göçmen mekân ve yaşamlarında?
- Fransa ve Almanya göçmen yaşamında New York ve Avustralya'dan farklı. Burada ise daha farklı. Atlantik Okyanusu insanları kendi kültürlerinden, edebiyatlarından ayırıyor. Birleştirmiyor. Buradaki yalnızlık psikolojisi ve uzaklık, hem ekonomik olarak hem de uzaklık olarak (yol uzaklığı) hasret gideren geriye dönük yurt ziyaretlerini azaltıyor. İnsanları kapanmaya itiyor. Yalnızlık psikolojisi kendi toplumlarına muhafazakâr bir kapanış süreci yaratıyor.

- Ahmed Arif'in deyişiyle, Kanada'da hâlâ büyük çoğunlukla 'kız alıp vermemiş' ve 'keçilerimiz karışmamış' diğer topluluk ve kültürlerle. Kültürel ve sosyal köprüler henüz inşa edilememiş. Buna örnek olarak, Anadolu on bin yıllık çokkültürlü bir mozaik. İçe kapanmayı engellemek bu bilinci, yeni geldiğimiz topluma uyum kurma sürecinde kullanmakla sağlanabilir mi?
- Elbette! Kendi kültür ve edebiyatımızı bilmek, göçmen yaşamımıza anadilimizden uyumu sağlayan büyük bir destek oluşturacak. Kimlik bunalımını ortadan kaldıracak bir işlev görecek.

- Yeni çalışmalarınızdan söz edebilir miyiz?
- Nazım Hikmet'in 26 ciltlik, Yapı Kredi Kültür ve Sanat Yayıncılık'tan çıkan tüm eserlerinin 'editörlüğünü' yaptım, basımını hazırladım. İşe başlarken zor ve sıkıcı bir iş olarak düşündüm. Fakat kendini sürekli yenileyen bir dil ustası ile başbaşa kalmak işimi zevkli bir hale getirmişti. Ayrıca 1910-1963 dönemini anlatan yeni romanım üzerinde çalışıyorum. Çok politik bir tarihi dilimde hiç politik olmayan 'Kurt Bey'in hikâyesi ve başından geçenleri anlatan bir roman yazıyorum. 'Kurt Bey' kendi kendini sürgün eden bir karakter, kişilik.

- Sağolun, ellerinize ve ayaklarınıza sağlık. Okurlarımız sizi daha yakından tanıyınca yine bekleriz Kanada'ya.
- Ben teşekkür ederim. Severek geri gelirim. Gazetenizi okudum. Özellikle Descant ve bizlerle ilgili haberinizi buraya gelmeden, Cumhuriyet gazetesinden okudum, gazeteciliğinizi takdir ettim. Okurlarınıza sevgilerimi sunarım.

TEMMUZ 2003