|
Kanada'nın Abidin Dino'su Armand Vaillancourt'un
atölyesinde iki saat
Ateşle
oynayan yontucu
KEREM SALTUK
San
Francisco, Seattle, Vancouver gibi büyük şehirlerdeki parklarda,
meydanlarda heykelleri bulunan, pek çok büyük müze koleksiyonunda
eserleri sergilenen 74 yaşındaki Montrealli sanatçı Armand Vaillancourt
sanatını, barış çabalarını ve çocuklar için yaptığı etkinlikleri
anlattı.
Uluslararası
bir fotoğrafçı olabilme hayaliyle 1992 yılında Paris'e gidip eski
bir binanın çatı katında küçük bir oda kiralamış ve bir Fransızca
dil kursuna yazılmıştım. Paris'te sokakları, parkları, müzeleri
gezmek güzel bir tecrübe olmuştu. Oradaki en önemli ve unutulmaz
tecrübe ise tabi ki Abidin Dino ve sevgili eşi Güzin Dino ile tanışmak,
evlerindeki bir çay sohbetinde Yaşar Kemal'in de gelişine tanık
olmaktı. Abidin Dino'nun yönlendirmesi ile Paris'teki Türk İşçileri
Evi Elele'nin galerisinde "Anadolu'dan İnsan Manzaraları"
isimli bir fotoğraf sergisi açmıştım. Yıllar sonra Kanada'ya gelip
Montreal'e yerleşeceğim o zamanlar aklımın ucundan geçmezdi.
Parklarındaki
özgürlük renkleri, kafelerindeki atmosferi, sanat etkinlikleri,
meydanları dolduran protestolar ve tüm bunlara enerji veren çok
milletli insan yelpazesi ile Paris'i andırıyor Montreal. Bu güzel
Kuzey Amerika şehrinde kimi sürpriz karşılaşmalar da Paris'i hatırlatıyor;
Plateau'da bir kafede tanışılan sanatçı Armand Vaillancourt gibi...
Vaillancourt
atölyesinde röportaj yapma teklifimi kabul edince, bir pazar öğle
sonrası Mont Royal parkına bakan üç katlı evine konuk oluyorum.
Bahçedeki heykeller ve içdüzenlemeler yağan karla beyaz bir örtü
örtünmüşler. Evin giriş katındaki koridorlar Vaillancourt'un dev
ölçülerdeki yağlı boya tablolarıyla kaplı. Geniş salon ise heykel
atölyesi olarak karma karışık ve oldukça dinamik bir yapıya sahip.
Her tarafta ahşap ve metal heykel örnekleri göze çarpıyor. Vaillancourt,
"Gel, sana asıl göstermek istediğim eserim bodrum katında"
diyor.
Evin
bodrumu tam anlamıyla bir 'junk storage'. Plastik kutular, kartonlar,
boş tenekeler, parçalanmış vitrin mankenleri, tüketim dünyasından
bilumum örnek basketbol sahası büyüklüğündeki bodrumu doldurmuş.
Bir limana yetecek kadar gemi halatı yığılmış bir köşeye. Bu halatlarla
bir sanat galerisinde performans sunmuş genç gönüllülerle.
Halatlar
arasında birbirine dolanmış insanlar bugünün toplumunu anlatmak
için.
Sonra
da onları esir eden düzenden kurtulmak için, bir özgürlük çığlığı
atmışlar hep birlikte. Bir başka köşede üzeri kir ve toprakla kaplı
büyük, çirkin bir çiftlik kapısı duruyor. Ortasında da bir bir dergi
çivili duruyor. Kapağında ABD Başkanı George Bush'un konu edildiği
The Economist dergisinin bir sayısı. Başlık ise 'Accidental President"
(Kazara Başkan). "Aptal bu adam, tam bir maymuna benziyor"
diyor Vaillancourt. Kapının bir domuz ağılına ait olduğunu, bu çalışmayı
geçtiğimiz yıl bir sanat galerisinde sergilediğini belirtiyor.
Vaillancourt,
sanatçı kimliğinin yanı sıra sosyal kimliğiyle de haklı bir ün yapmış
kendisine. 2001 yılı haziranında Quebec şehrinde yapılan ve büyük
protestolara sahne olan Amerika Ekonomi Zirvesi'nde yüzlerce gönüllü
ile birlikte SOS adlı bir proje gerçekleştirmiş. George Bush'un
helikopteri gelirken havada ona dev projektörlerle SOS sinyali yollamışlar.
"Fakat Bush'un bu sinyali anlayacak kadar akıllı olduğunu sanmıyorum."
diyor. Vaillancourt politikayı günü gününe takip ediyor ve Türkiye'de
meclisin ABD'ye savaş desteği vermemek için verdiği mücadeleyi takdirle
karşıladığını dile getiriyor.
Bodrum
katının bir bölümünde yığılı karton kutuları işaret edip, "Şunlardan
birisini aç, içinde ne var, bak" diyor. Kutular ahşap tüfek
kabzası ile dolu. Bunlar 1950'li yıllarda ABD ordusu için Kanada'da
yapılmış, fakat teslimatı yapılmayınca uzun yıllar Montreal'de bir
depoda kalmış. Sanş eseri Vaillancourt bunları bulmuş ve satın almış.
Toplam 1000 adet piyade tüfeği kabzası. "Bu kabzalar belki
de Vietnam'da olduğu gibi kadınların, çocukların başlarına vurulacaktı"
diyor. Savaşa karşı yapacağı büyük bir eserde bu silah parçalarını
bir araya getirecekmiş.
Vaillancourt'un
barış için bu kadar çok mücadele etmesi ve fikir üretmesi, belki
de çocukları çok sevdiğinden kaynaklanıyor. Toplam 17 çocuklu bir
ailenin 16. çocuğu olarak dünyaya gelen Vaillancourt, yokluk içinde
büyümüş. Halifax yakınlarında yaşayan ailesi aç kalmamak için çiftçilik
yapmış.
Atölyesindeki
telefonun yanında duvara asılı bir poster dikkatimi çekiyor. "ABD'nin
1991 yılında Irak'a saldırısı ve sonrasında uyguladığı amborgolar
nedeniyle Irak'ta bir milyona yakın çocuk hayatını yitirdi"
yazıyor posterde. Vaillancourt tüm dünya çocuklarına olan sevgisini
Montreal'deki göçmen yüzleri güldürerek sunmaya çaba sarf ediyor.
İki hafta süren son okul projesini anlatıyor. 550 öğrenci ve 120
velinin katılımıyla barış ve dostluk için dev bir resim çizmişler.
Fotoğraflarını gösteriyor. Bu tip projeleri çeşitli okullarda gönüllü
olarak sürdürdüğüne ve çocuklarla sohbet etmekten, onlarla çalışmaktan
büyük keyif aldığına değiniyor Vaillancourt. Ona boşuna sosyal sanatçı
dememişler.
Evdeki
turumuz ikinci katta devam ediyor. Bu kattaki salonun duvarında
kırmızı ve siyah renklerle yapılan dev bir yağlı boya tablosu asılı.
Eller yükseliyor yukarıya, kırmızı dev bir bulutu gökyüzünden koparıp
almak istercesine. Bir köşeye Afrika maske koleksiyonunu yerleştirmiş.
Çalışma masası üzerinde Saraybosna'da öldürülen bir adamın başında
ağlayan kadınların siyah-beyaz fotoğrafını gösteriyor. Bir Fransız
fotoğrafçı arkadaşı yollamış ona. Ofis odasında tuttuğu arşivler
bir kütüphaneyi andırıyor. Kendisi ile yapılan belgesel filmlerin
kasetleri ve üzerine yazılan kitaplar bir dolabı doldurmuş. Pek
çok dergiye kapak olmuş ve röportajları yayınlanmış. Time dergisinde
yayınlanan röportajını gösteriyor bana. Onunla ilgili biyografi
kitabı yazan Kanadalı bir eleştirmen kitaba, "Ateşle Oynayan
Heykeltraş" ismini vermiş. Kuzey Amerika'da kaynakla yaptığı
metal heykellerle tanınan Vaillancourt'un, politik kimliği de bu
kitabın ismini haklı çıkarıyor.
Üzerinde
çalıştığı yeni projeyi sorduğumda, deniz kenarında bulduğu en az
iki metrelik eski bir iskele parçasını işaret ediyor. Üzeri minare
şeklinde beyaz midyelerle dolu. "Böyle bir şehir projesi hazırlamak
istiyorum" diyor. Evler deniz kabuklarına benzeyecek. Kapıları,
pencereleri birbirine bakacak. Sokaklar dar olacak, araba kullanılmayacak.
Tüketim toplumu değil, paylaşım toplumu yaşayacak, doğayı da yaşatacak"
diye anlatıyor.
Vaillancourt'un
atölyesinden ayrılmadan önce yanımda getirdiğim bir nazar boncuğunu
hediye ediyorum. Duvardaki takviminin üzerine asıyor. Takvimin yanında
da bir "Savaşa Hayır" yürüyüşünde çekilmiş bir fotoğrafı
yer alıyor. Paris sokaklarında özgürlük ve barış için yürüyen insanların
resimlerini çizen Abidin Dino aklıma geliyor. Paris'teki Sipa Fotoğraf
Ajansını kuran Gökşin Sipahioğlu'nun çektiği o fotoğraf ve bu fotoğraf
birbirine çok benziyor. Sanat insanları, insan dostu, çevre dostu,
barış dostu insanlar dünyanın her köşesinde umut tazeliyor.
NİSAN 2003
|