|
ÇAĞCIL EĞİTİM ÖĞRETİMİN ONURSAL ANITINI YENİ
KUŞAKLAR YENİDEN DİRİLTMELİ
Köy
Enstitüleri ve bir yazıneri
ÖMER
F. ÖZEN
Köy
Enstitüleri, 63 yıl önce 17 Nisan 1940 yılındaki bir yasayla kurulmuştu.
Eğitim ve Öğretim Birliği Yasası'ndan düşünselliğini alan, 1926'lardan
1930'ların sonuna dek köy öğretmeni, eğitmen yetiştiren eğitim öğretim
kurumları sırasındaki deneyimleriyle temellerinin oluştuğu Köy Enstitüleri,
Hasan Ali Yücel'in Milli Eğitim Bakanlığı, İsmail Hakkı
Tonguç'un İlköğretim Genel Müdürlüğü döneminde ve onların mimarlığıyla
yaşama geçirildi.
Genç
Türkiye Cumhuriyeti, uygar dünyada yerini almanın, düşünsel açılım
ve üretimin yolunu, kuramsallıkla uygulayımı birleştirerek bulmuştu.
Tamamen yıkılmış bir ülkeden, kendi küllerinden doğrulup ayağa kalkan
ve kendi kendine yetmenin gereksinimi, zorunluluğu ve onuruyla;
hem de dünyanın acımasız savaşlar, yıkımlar yaşadığı bir zaman diliminde,
bu eğitim öğretim kurumlarını uygulamaya sokmuştu. Toptan kalkınmanın
adıydı bu.
 |
Ali
Dündar, 1974'te kendi isteğiyle emekli oluncaya dek Milli Eğitim
örgütünde öğretmen, denetmen ve yönetici olarak uzun süre görev
yaptı, insanı işledi, yarınlara aydınlıkçı bireyler hazırladı. |
Kurulduğu
günlerde dudak bükülen, alay edilen bu eğitim öğretim kurumlarının
filizlenmeye, sonra meyvelerinin toplanmaya başlamasıyla, bu başarıyı
kıskananlar, toplumun gelişmesinden, uyanmasından korkanlar, kendi
saltanatlarının yıkılacağından ürken feodal egemenler hemen kolları
sıvayıp bu gelişmenin, uyanışmanın önünü kapamaya çalıştılar. Bir
süre sonra da bu çalışmalarında başarılı oldular. Onlar için karanlık
ışıktan yeğdi. Çünkü saltanatlarının sürmesi bu karanlıklara bağlıydı.
Bu kurumları alaşağı ettikten sonra, İmam-Hatip okullarını çoğaltıp,
gelişmenin, düşünmenin önüne kördüşünüleri, kaderciliği koydular,
bağımlılığı geliştirdiler.
1946'lardan
sonra baskılar, korkutlamalar, ödünler nedeniyle hızının kesilmesine
karşın, bir on-oniki yıl süren Köy Enstitüleri deneyiminden, değişik
düzey ve alanlarda eğitim, öğretim erleri yetişti. Ama işte, o engellenen,
düşüncenin, insan yetkinliğinin, onurun etkin olduğu eğitim öğretim
kurumlarından yetişen o erlerin ellerinde, tüm yıkıcı, engelleyici
siyasetlere karşın, Anadolu uyanması gerçekleşti; özekinsel gelişme
kök saldı. Bir elli yıldır o kökleri kazıma eylemleri yıkıcılığını
sürdürdedursun, Türkiye Cumhuriyeti kendine özgü, ussal, aydınlanmacı
geleneğini oluşturdu.
İşte
bu yılmaz erlerden biri de Ali Dündar.
Başka
bir Köy Enstitülü eğitim öğretim eri Osman Bolulu onun için,
"en değerli bir öğretmenimdir; ondan çok şey öğrendim"
der.
Akkışla'da
1924'te doğan Ali Dündar, ilköğretiminin ardından meslek
eğitimini Pazarören Köy Enstitüsü ve Hasanoğlan Yüksek Köy Enstitüsü'nde
yaptı. Ardından Türkiye ve Ortadoğu Amme İdaresi Enstitüsü ve Georgetown
Dil okulunu bitiren Ali Dündar, 1974'te kendi isteğiyle emekli
oluncaya dek Milli Eğitim örgütünde öğretmen, denetmen ve yönetici
olarak uzun süre görev yaptı, insanı işledi, yarınlara aydınlıkçı
bireyler hazırladı.
| Pazarören
Köy Enstitüsü'nde ana yapının giriş kapısının üstündeki şu dizeler
yazılıydı: "Bozkırı baştanbaşa yeşille öreceğiz;
/ Tanrı'nın geç kaldığı işi biz göreceğiz..." |
Ali
Dündar mesleksel olarak emekli oldu ancak, yazıları, incelemeleriyle
hiçbir zaman öğretmenlik görevinden ayrılmadı. Türk Dili, Çağdaş
Türk Dili dergileri ve Cumhuriyet Gazetesi başta olmak üzere, değişik
gazete ve dergilerde ve ortak çalışmalarda bulunarak eylemsel olarak
etkinliğini sürdürüyor.
Kültür
Bakanlığı'nın geçen yıl yayımladığı Atatürk Devrim ve İlkeleri Işığında
Eğitim ve Dil adlı kitabında Ali Dündar, yakın geçmişte kaleme aldığı
eğitim, dil ve toplum konusundaki inceleme yazılarına yer veriyor.
Yazılarında
Köy Enstitülerinin uygulayımla kuramı birleştirerek, yarınlara nasıl
aydınlıkçı ve düşünen bireyler yetiştirildiğini işleyen Ali Dündar,
'Üretmeden Tüketmek' başlıklı yazısında kendi okuduğu
Pazarören Köy Enstitüsü'nde ana yapının giriş kapısının üstündeki
şu dizeleri anımsatıyor: "Bozkırı baştanbaşa yeşille
öreceğiz; / Tanrı'nın geç kaldığı işi biz göreceğiz..."
Bu
düşünsel temelden yola çıkarak Ali Dündar, Köy Enstitülerinde
kuruluş yasasında belirtilen 'köy öğretmeni ve köye yarayan diğer
meslek erbabını yetiştirme...' amacı çerçevesinde çağcıl bir
anlayışın egemen olduğu ve bu kurumlardan toptan kalkınmanın gereğiyle,
eğitmen, öğretmen, denetmen, sağlıkçı, tarımcı, ormancı, yapımcı
/ planlamacı, yerel yönetici yetiştirildiğinin altını çiziyor. Bu
kurumların alışılmış, klasik 'okul' terimin yerine; inceleme,
araştırma, donatım ve irdeleme, bölümleme, dallandırma gibi çalışma
ve üretme alanlarını içerdiğini, tüm bunları da uygulayarak yaşama
geçirdiğini yazıyor.
Özellikle
1980 darbesinden bu yana düşünmeyi öğreten dersleri izlenceden kaldırıp
seçmeli yaparken, onun yerine din derslerini zorunlu kılan bir düzenekle
çağından, sorgulamaktan uzak, üretmeden tüketen bireyler yaratan,
kursağına bir dilim ekmek girmese de körlemesine dışalım ürünlerine
yönlendirilen bir toplumun bugünkü içler acısı durumu düşünülecek
olursa, Köy Enstitüleri'nin ne denli önemli işlevleri olduğunun
ayrımına daha çok varılıyor.
Çağından
sorumlu birey olarak, yarınları hazırlama kaygısını içinde duyması
gerektiğini her yazısında işleyen Ali Dündar, yazılarının
birinde şunları dile getiriyor: "Kendi kendini evriltme-derneştirme
sürecine giren bir toplum, elbette bunun gereklerini de düşünmek,
ilkelerini, yol ve yöntemlerini hazır tutmak zorunluluğundadır.
Çünkü, bir türlü çıkış yolu bulamayan İslam ortaçağının dayattığı
karanlık bir değişmezler ortamından kopuyor, yepyeni bir ortama,
yaşamda ve doğada "değişmez olan tek yasanın, sürekli değişir
olduğu..." bir aydınlanma sürecine giriyorsunuz. Durum böyle
olunca, içine daldığınız yeni ortamda önünüzü açacak, yolunuzu aydınlatacak
gerekli önlemleri almak, gerekli donanımı kuşanmak zorundasınız.
Tam bu aşamada sizin, "yaşamın ve doğanın değişirlik yasası..."
uyumunda varlığınızı sürdürmenizi sağlayacak birtakım bilgi ve beceriye,
araç ve gerece gereksemeniz olacak. Bu, ne ya da neler olabilir,
diye düşünürken Atatürk'ün bir uyarısını anımsıyorsunuz.
Ne
diyor Atatürk?
Atatürk
diyor ki: "Yaşamda en gerçek yol gösterici bilimdir, fendir.
Bilimin ve tekniğin dışında yol gösterici aramak bilgisizliktir,
sapkınlıktır." Anlıyoruz ki Atatürk, yaşamın ve doğanın sürekli
değişirliği yasasıyla, bilimin sürekli ilerleyişi, ilerleyerek değişim
yasası arasında koşutsal bir uyumu öngörürken, yaşamsal-doğasal
değişmenin, bilimsel gelişme ve yenileşmelerle karşılanabileceği
gerçeğini bize bildirmiş oluyor..."
Üzerine
ölü toprağı serpilmiş toplumun çıkış yolu, yeni bir Köy Enstitüleri
izlencesinden geçiyor. 17 Nisan'ı bu bağlamda anıyoruz.
Atatürk
Devrim ve İlkeleri Işığında Eğitim ve Dil / Ali Dündar
T.C. Kültür Bakanlığı 2002, Ankara / 178 sayfa ISBN 975-17-2963-7
NİSAN 2003
|