|
Türkiye’nin en üretken toplumcu ozanı bu dünyadan göçtü
Berçenek’ten
yaya çıkmıştı
ÖMER
F. ÖZEN
Bir
yürek daha susmuştu. Gürül gürül akan bir ırmak, yığınları yele
çeviren bir gerçekçi ozan soluk almıyor muydu artık? İnanmak olanaklı
mıydı?
1960’lı
yılların sonundan itibaren toplumun sesi olan Aşık Mahzuni Şerif,
‘bebeğini doktora baktırmak için Berçenek’ten yaya olarak’
yola çıkmış; o gün bugündür dağ dememiş, tepe dememiş, yolları
aşındırmış, halkının isterlerini, özlemlerini, sorunlarını, kaygılarını
dile getirmişti. 12 Mart’larda zindanlara atılmış, yılmamış, haksızlıkları
gözler önüne sermek için ‘Erim erim eriyesen’ demiş,
yine içerlere atılmış, susturulmaya çalışılmış, o yine almış sazı
eline, ‘Kolum nerden aldın sen bu zinciri’ diye haykırmış,
toplumu sarsmış; evini, ocağını yakmışlar, halkının gerçekliğini
‘Böyle parsel parsel bölünmüş dünya, bir dikili taştan gayrı nem
kaldı / Dost köyünden ayağımı kestiler / Bir akılsız baştan gayrı
nem kaldı’ diyerek duyurmuştu.
Ünlü
Alevi ozan, halkını, uyutanlara karşı uyanık olmaya çağırmış, ‘Uyan
çoban uyku zarar getirir / Her taşın başında bir kurt oturur / Sürmeli
yavruyu alır götürür / Parça parça koymaz bizi perişan’
demişti. Öte yandan softalara, biçimcilere, insanlığı karanlıklarda
boğmaya çalışanlara karşı da tavır almış, ‘Yuh yuh’
adlı şiirinde de şunları söylemişti: ‘Uzaktan yakından yuh
çekme bana / Sana senin gibi baktım ise yuh / Efendi görünüp bütün
insana / Hakkın kullarını yıktım ise yuh // Ben hoca değilim muska
yazmadım / Ben hacı değilim Arap gezmedim / Kuvvetliyi sevip zayıf
ezmedim / Namussuza boyun eğdim ise yuh’.
En
Üretken Ozan
Maraş
ilinin Afşin’e bağlı Berçenek köyünde doğan Aşık Mahzuni,
Türkiye’nin en üretken ozanıydı. Kendisiyle yapılan söyleşilerden
birinde 3000’e yakın şiiri olduğunu, ancak bunların yaklaşık 1000
kadarını ezgilediğini belirtmişti.
Anadolu’da
hemen her kırsal toplumun yazgısı olan doğum tarihi onun için de
bilinmez bir denklemdi. Köy yeri, kayıt edecek yer yoktur, olsa
da, bunun gereğine ulaşılmamıştır. Kendi deyişiyle, 1939 ya da 1940
yılında doğmuş; resmi olarak 1943’lüdür. Köyde okul yoktur, babası
medreseye gönderir kendisini. Bir yıl medresede okuduktan sonra
köye okul gelir ve o da okula kavuşur. Daha sonra Astsubay Hazırlama
Okulu’nun sınavlarını kazanır, onun ardından, Ankara’ da Ordu Donatım
Okulu’nu bitirir. Kuleli Askeri Lisesi’ni kazanmışken devam etmez,
kendini saza, şiire verir.
Her
45’lik plağı, her konseri bir olay olan Mahzuni, konserlerinin
dışında gider yaşadığı G. Antep’te otururdu. Doğanın kokusunu, esintisini
duymak, koklamak, içinden geldiği, borçlu olduğu halkının yanında
olmak onu daha mutlu kılıyordu. Beslenmesi, gıdası oydu çünkü.
Konserler
vermek için Almanya’ya giden ozan, Köln kenti yakınlarındaki küçük
bir kentte 17 Mayıs’ta yüreği daha fazla dayanamadı ve gurbet ellerde
yaşama gözlerini kapadı. Türkiye’ye gönderilmesinde Almanya’da binlerce
kişinin uğurladığı Aşık Mahzuni, Hacı Bektaş’ta 10 binlerce
seveni tarafından toprağa verildi.
İşte
gidiyorum dedi, gitti
30
yılın içinde ezgileriyle, sözleriyle kendinden sonra gelen ozanları,
ses sanatçılarını tartışmasız belirgin bir biçimde etkileyen Aşık
Mahzuni’nin birçok yapıtını seslendirmeyen kalmamıştı.
Kendisinin
tüm etkilenişini halkından aldığını, ezgilerini yine onlara sunduğunu
belirten Mahzuni, yine kendi deyişiyle Pir Sultan Abdal’ın
acılı yolunu tutmuş, Davut Sulari’nin sesini almış, bunlara
Aşık Veysel Baba’nın ‘mülayim’liğini katmıştı. Tüm
yaratılarına karşın alçak gönüllülükle ‘ben bir şey yaratmadım,
bendeki bu ses halkımdan aldığım ses, gönüldür’ demişti.
Mahzuni’yi
sıladan uzakta yine kendisinin çok ünlü bir şiiri ve ezgisiyle uğurluyor,
anıyoruz:
“İşte gidiyorum çeşmi siyahım
Önümüze dağlar sıralansa da
Sermayem derdimdir servetim ahım
Karardıkça bahtım karalansa da
Hayli
dolaşayım yüce dağlarda
Dost beni bıraktı ah ile zarda
Ötmek istiyorum viran bağlarda
Ayağıma cennet kiralansa da
Bağladım
canımı zülfün teline
Sen beni bıraktın elin diline
Güldün Mahzuni’nin berbat haline
Mervan’ın elinde parelense de”
Haziran
2002
|