Y A Z I N - S A N A T


Benim de bir Sevgililer Günü öyküm var


ERTAN GÜN
HAMİLTON
ertangun62@hotmail.com

Siz sevdiniz mi nasıl seversiniz?

İliklerinize kadar titrer misiniz mesela? Tırnak uçlarınızda hisseder misiniz yüreğinizin sesini? Beyniniz karıncalanır mı kimi zaman? Dizlerinizin bağı mı çözülür yoksa? Ya da sevdiğinizi içinize sokasınız mı gelir ?...

.... Ellerini tuttum ve karanlıkta yıldızlar gibi parlayan gözlerinin içine baktım.
-"Ne düşünüyorsun?" dedi.
-"Seni Seviyorum" dedim.
Gülümsedi.
-"Nasıl?" dedi.
-"7 yaşındaki kızımı sever gibi, 17 yaşındaki sevgilim gibi, 70 yaşındaki anam gibi" dedim.

Sarıldık.
Bir çift güvercin kanat çırptı.
Ayrıldık.

Konuştuğu dili pek anlamıyordum. O'nu okuduğu barış türküleriyle anımsıyordum. Türkülerinin anlamını bilmiyordum, ama hissediyordum.

1992'de, gece yarısı saat 3'te, Sultanahmet'te, O sadece benim için söylüyordu türkülerini. Ben sadece O'na söylüyordum Nâzım'ın şiirlerini.

O, Joan Baez'di.

Farklı dillerden konuşuyorduk ama, ortak dilimiz sevgiydi... O gün ikimizin de yaşı ondokuzdu.. Gerçekte ben yirmidokuz, O kırkdokuzdu.

Ertan Gün 1992 yılında, soldan sağa, Joan Baez ve Vera Tulyakova - Hikmet ile.

Nâzım Hikmet'in 90. Doğum Günü Etkinlikleri bir hafta sürecekti o yıl İstanbul, Kuruçeşme'de. Boğaz kıyısında toplanmıştı Nâzım severler... Nâzım'ın kaçmak amacıyla kayığa bindiği noktada buluşmuştu Nâzım dostları.. Nâzım Rus şilebini usulcacık okşarken, O'nun elleri, bizim yüreğimiz yanıyordu. Bindi, gitti... Balıkçı motorlarına doluştuk hepimiz. Peşinden gittik, yetişemedik. Dönüşte şiirlerini okuduk hep bir ağızdan. Genco Erkal okudu; Savaş Ay da, Zeynep Oral da, ben de okudum "Akdeniz'e bir kısrak başı gibi uzanan memleket"imizi. Beni en yürekten alkışlayanı hissetim o kalabalığın arasında. Göz göze geldik Joan'la.

Motordan inerken yardımcı oldum ona. Ellerini tuttum ve bırakmadım bir daha. Bugün bile bırakmış değilim.

"Nâzım'dan şiirler" Kuruçeşme'deki Mülkiyeliler Evi'nde 24 saat sürecekti. Hep birlikte oraya gittik. Gece yarılarına kadar şiirler, türküler söyledik. Ben ve Erkan Coşkun beraberdik. O'nun arabasıyla gelmiştik, saat 2 olmuştu ve gidecektik. Joan Baez, Genco Erkal ve Avni Arbaş da gitmeye hazırlanıyorlardı; bırakabileceğimizi söyledik. Önce Avni Arbaş'ı bıraktık evine. Sonra... Sonra Joan Baez "Sultanahmet Meydanı'na gitmek istiyorum" dedi. Gittik. Erkan, Genco, Joan ve ben... Meydan'a varana dek Genco'nun çevirmenliğiyle anlaştık. Bende ateş bacayı sarmış bir kere; anlaşıyorduk işte. Meydan'a geldiğimizde, Joan Baez yürümek istediğini söyledi. Çıktı, biraz yürüdü. Sonra geldi, benimle yürümek istediğini belirtti. Benim canıma minnetti. Uzun siyah paltosu, kırmızı kazağı ve kırmızı meşin eldivenleriyle mükemmeldi...

Elimi tutu, eldivenlerini çıkarttım elinden ve ben O'nun elini tuttum. Hava soğuktu, çırılçıplaktı ellerimiz. Ellerimizde bir telaş vardı, ama sıcacıktı ellerimiz. Yürüdük Ayasofya'ya doğru öylece. "Poem, poem!" diyordu sürekli bana. Anlamıyordum, tercüman da yoktu yanımızda...

Anladım ki, "şiir" demek istiyormuş. 8-10 tane şiir okudum O'na. Gerisini kafadan attım. Anlamış, gülüşmüştük sonra...

Kaç saat geçti bilmiyorum. Bana bir saniye gibi geldi, anımsamıyorum. Genco ile Erkan'ın arabada bekledikleri geldi aklımıza. Döndük arabaya. Ertesi gün yine görüştük. Yine buluştu ellerimiz. Sonraki gün konseri vardı Spor Sergi Sarayı'nda. Bir kağıt çıkardı ve "bunları biliyor musun"dedi bana. Kağıtta Türkçe "Yiğidim aslanım burda (bu uğurda) yatıyor" ve "Kapıları çalıyorum birer, birer. Çocuklar öldürülmesin, teyze, amca bir imza ver" türküleri vardı. Beraber söyledik, türküleri çalıştık. Konserde bu türküleri, Zülfü Livaneli'yle birlikte söyledi. Türküler zaten Livaneli'nin bestesiydi. Bir de şiir okudu Nâzım'a... Kendisi yazmış... Refik Durbaş'ın Türkçeleştirdiği bu şiiri Genco Erkal okurken gözyaşlarım akıyordu içime... Ve ben, usul usul ağlıyordum 10 bin kişinin içinde...
...............................

11 yıl geçti.

Joan! Şimdi senin kıtandayım, sana çok yakındayım. Beni duyuyor musun?!
Seni çok, ama çook seviyorum...
...............................

Şiirin Türkçesi bende yoktu, bir kez de Engin Aşkın Türkçeleştirdi...

Ertan Gün
14 Şubat 2003
Hamilton

 

NAZIM'A ŞİİR

Ben oradaydım Sultan Ahmet'te
Oradaydım bir kış gecesi
Pırıl pırıl ay gökyüzünde ışırken
Işırken ağaçların çıplak dallarında
Bir genç adamla birlikte yürürken

Tek bir sözcük bile bilmiyordu
Benim konuştuğum dilden
Tutuverdi elimi usulca
Çıkarıp o kırmızı eldivenden
Ve saldı yüreğini bir yüce coşkuya
Bir cümbüşle örtüşen öfkeye doğru
Gönenir bir şiirin bitimsiz görkeminden
Hüküm giymiş yıllar boyu suskunluğa

Koşuşur bahçede iki küçümen yaratık
Martılar kanat çırptı başımın üstünde
Uçuştu gökyüzünde bembeyaz martılar
Yönelir giderler Aya Sofya'ya
Ve şiir orada birdenbire biter

Nazım diye haykırdı genç adam
Bir kez daha Nazım diyordu sesi
Ben özlemle ağlıyordum orada
Ağlarken içimde öfkenin sesi
Durmadan yürüdük birlikte
Bir şiirden öbürüne geçip yürüdük
Yalnız meydan okuduk bir suskun gürültüye
Kopup-gelen orada Sultan Ahmet'ten

Işıldayan ay oradaydı ben de oradaydım
Nazım da oradaydı Sultan Ahmet'te
Ondan bize kalan tüm şiirler
Oradaydı o bitimsiz öfke
Oradaydı özlemle sızlayan yürekler

Joan Baez
Türkçesi: Engin Aşkın

ŞUBAT 2003