|
İkinci kuşak sorguluyor
ÖMER F. ÖZEN
Bir
yere ait olmak, bir toplum içinde devinimde bulunmak, dışlanmamak...
Garipsenmemek;
o yaşamın, o özekinsel gelişim içinde bir parçası olmak, kişioğlu
ya da kızının düşünsel ve tinsel evreninde bilinçli, bilinçsiz ya
da bilinçaltında güvenliği aramasının önkoşulu.
Bir
topluluk içinde, kendi rengiyle, kendi değerleriyle varolmak, ayrık
değil, o topluluğun doğal bir parçası olarak duyumsamak, bireysel
olarak o özekinsel gelişimce onaylanmak, güvenliği beraberinde getiriyor.
Herhangi
bir toplumda onaylanmak, o toplumun doğal bireyi olarak yaşayan
bir kişi için ne denli önemliyse, o toplum yaşamına yeni katılmış
bireyler için de o denli -belki de- daha çok önemli. Aynı özekinsel
gelişimi paylaşan bireyler içinde fazla üzerinde durulmayacak bazı
küçük ayrıntılar, yeni katılanın düşünsel ve / ya da tinsel evreninde
değişik / çoğu kez onulmaz yaralar açabiliyor.
Bu
olgu değişik kişilikler içinde, değişik biçimde ortaya çıkabiliyor;
içine atıp umursamamak, kendi özekinsel gelişimini yadsımak, yabancılaşmak,
ikisi arasında yerini bulamamak... Ya da herşeyi bırakıp çekip gitmek,
belki de geri dönmek... Kuşkusuz gideceği yer varsa!...
Bu
olgu yerini yurdunu terkedip başka özekinsel gelişimler içinde -gönüllü
ya da zorunlu- yer arayan bireyler için çoğu kez açıklanmasa da
yaşamsal önemi içeriyor.
Ancak,
bu önemli yaşamsal sorunun kendisini yıkmaması için bir özsavunma
içinde bulunan birinci kuşak, gelmiş olduğu özekinsel değerlerine
kendi iç evreninde geniş yer vererek, bir anlamda içsel barışı şöyle
ya da böyle bulurken, bu olgu, ondan sonra gelen kuşak için onulmaz
bir yara olarak ortaya çıkabiliyor.
Türk
anneden ve Rum kökenli bir babadan Montreal’de doğan Filiz Katrapani
de ilk uzun filmi ‘Home’ ile ikinci kuşak bireyi olarak bu
soruları soruyor. ‘Home’ sözcüğünün taşıdığı kavramları Fransızcada
bulamadığı için olduğu gibi koruyan genç yönetmen, kişinin yaşamında,
yukarıda sözünü etmeye çalıştığımız ‘bir yere ait olma olgusunu’,
‘ülkesi’ ‘evi’, ‘kenti’, daha doğru anlamda ‘kendi
yeri’, ‘kendi evreni’ neresi olduğu, olması gerektiği sorunsalını
irdeleyerek ortaya koyuyor. Belki Türkçede ‘yuva’ sözcüğüyle
tanımlayabiliriz bunu.
Büyük
ölçüde Fethiye sahillerinde çekilen ‘Home’, geçtiğimiz Montreal
Dünya Filmleri Şenliği’nde yarışmada gösterilmemesine karşın, oldukça
kendinden söz ettirdi; ayrıca filmin ilk halk gösterimi, sinema
salonuyla birlikte internet aracılığıyla tüm dünyaya yayınlayarak
bir ilke de imza attı.
Şiirsel
bir yapısı olan, yer yer kurgudan ayrılıp somut olarak yaşanmış
tanıklıklarla belgesele dönüşen, belgeselle kurgusal öyküyü içiçe
yansıtan ‘Home’, içinde bulunduğu özekinsel toplumdan ayrık
olduğunu duyumsayan, ama onun gerisinde kendi ait bir yerin de olmadığını,
bir anlamda ‘yuvasal bir barışı’ aramanın filmi.
‘Home’,
sormaktan kaçındığımız sorularla bizleri karşı karşıya getirmesiyle,
hem birinci kuşak hem sonraki kuşaklarca görülmesi gereken çok önemli
bir film. Kimbilir, filmi izlerken, kendi ‘yuva’nızı da bulabilirsiniz...
Filiz
Katrapani’nin ‘Home’unda, filmin kadın oyuncusu (Léa)
Jacynthe Laguë’nin yanında annesi Türk, babası Rum kökenli
deniz haritacılığı uzmanı Alex’i François Papineau, geçmişe
bir bağı yansıtan şairi ise Atanas Katrapani canlandırıyor.
‘Home’,
Fransızca, İngilizce altyazılı,
Gösterildiği sinema, Ex-Centris, her gün: 15.30 - 19.35
3536, St-Laurent, Montréal / Metro: Sherbrooke ya da St-Laurent
Tél: (514) 847-3536
Eylül
2002
|