Toronto Uluslararası Film Şenliği


Betimleme karmaşasındaki film: Ararat

ENGİN AŞKIN

Ermeni kökenli Kanadalı yönetmen Atom Egoyan’ın ‘Ararat’ adlı yeni filminde, ‘soykırım’ öyküsünün yorumlandığı bir bölümde, iki film karakteri arasında şöyle bir konuşma geçiyor “Şimdiki Türk yetkililer, soykırım olayının geçtiğini kabul etmek istemiyor. Peki, neden reddediyorlar olayı? Bu soruya yanıt almak için, Türklere sormak gerek.”

‘Ararat’ta, 1915’lerde geçtiği savlanan trajik tarih kesitinde, “Osmanlı ordusunun, ilk kez Van dolaylarında ve daha sonra Doğu Anadolu’yu içine alan yörelerde, Ermeni kız ve kadınlarına yönelen acımasız saldırılardan sorumlu” Cevdet Bey adındaki bir Türk subayıyla tanışıyoruz. Film içinde film özelliğindeki yapımın bu Türk subayı, Toronto’da doğma - büyüme Ali adlı bir Türk aktördür ve film setinde şoförlük yapmakta olan Rafi adlı karakterle dramatik bir söyleşiye dalar. Uzak geçmişle bağlamlı karşıt duyuların dile getirildiği bu söyleşi, şimdi bir çok Türk’ün benimsediği bir inancın da belirgin açıklamasıdır. Filmde rol alan Ali ve Rafi, ‘soykırım’ın taraflara göre ayrı ayrı biçimlenen ve unutulmayı reddeden anılarını irdelerken, Toronto doğumlu Türk aktör, Toronto doğumlu Ermeni Rafi’ye şöyle der: “İkimiz de bu kentte doğduk. Buralarda büyüdük. Geçmişin gizemlerle dopdolu çok, ama çok uzaklardaki bir kuytusundan yakayı sıyırmamız gerek. Güncel yaşamın doğrultusunda, geleceğe doğru; dünün acılarına çakılmadan yürümek zorundayız”.

‘Ararat’taki Türk subayını canlandıran seçkin karakter oyuncusu ‘Yunan kökenli Kanadalı’ Elias Koteas, Rafi adlı genç Ermeniyi oynayan ‘Ermeni kökenli Kanadalı’ David Alpay’ı evine çağırır ve eldeki bir şampanya şişesini açarak “geçmiş, geçmiştir”, deyip “herşeye yeniden başlayalım” önerisini yapar. Tüm içeriği çok grift betimlemelerle örgülü ‘Ararat’ın en düşündürücü bölümlerinden biridir bu bölüm. Genç Ermeni Rafi, Torontolu aktör Ali’nin çağrısını geri çevirir ve uzaklaşır.

1915’lerin, ta Kanada’ya uzanan çok bölümlü öyküsü olan ‘Ararat’, yönetmen Atom Egoyan’ın daha önceki tüm yapıtları gibi anımsamaların ve duygusal depremlerin en derin kuytularına uzanmak istiyor. Bir onulmazlığın, bir travmalı bunalımın bildirisini açıklamayı amaçlıyor. Ortalama seyircinin iyice zorlanacağı ‘Ararat’, içeriğindeki abartılmış şiddet sahnelerinde, Atom Egoyan’ın kendi kültüründen damıtılmış bir şovenizmin simgesel savunusunu yapıyor.

Kanada medyasında, ‘soykırım’ konusunun iki tarafta uygarca tartışılması gereğine değinen filmin kadın oyuncusu Arsinée Hancıyan başrollerden birini üstlendiği ‘Ararat’ın, tartışma gündemine uzak kalmayı seçen Türklerin ilgisini çekmeyi umuyor. ‘Soykırım’ sözcüğüne kaş çatmayan bir Türkiye’yi düşlerken şu yorumu yapıyor: “Şu anda Türkiye’deki tüm düzen, belirgin bir ulusal mit’e dayanır. Bu mit’lerden biri, Türklerin çok hoşgörülü insanlar olduğudur. 19l5 olaylarını açıkça kabullenmek, birçok başka konunun dallanıp - budaklanmasına başlangıç olabilir. Korku budur. 1915’teki olaylardan sorumlu insanlar olarak tanınmak istemiyorlar”.

Oyuncu Arsinée Hancıyan, ‘Ararat’ın hiçbir bölümünde dile getirmeye yanaşmadığı Ermeni çetelerinin, Amerikan misyonerlerinin ve Rusya bağlamlı emperyalist tuzakların çökmekte olan Osmanlı’ya ettiklerini tümüyle görmezden geliyor. ‘Ermeni kökenli’ oyuncuya göre, “Osmanlı ya da ‘Ararat’ın gözde sözcüğüyle ‘Türkler’, tıpkı Nazi Almanya’sındaki gibi kendi yurttaşı olan Ermenilere hiç yoktan saldırmışlardı”. Sonra Toronto Star gazetesinde Atom Egoyan’dan şu yorumu okuyoruz: “Benim biraz saflık ettiğimi sananlar olsa da, ‘Ararat’ın İstanbul Film Şenliği’nde gösterileceğine inandığımı söyleyebilirim. Bu olasılık, şaşırtıcı bir aşama olurdu”.

‘Ararat’, tüm kurgusu gereğince denetlenmemiş, içeriği karmaşayı andıran bir film. Karşımıza senaryo yazarı olarak da çıkan Atom Egoyan, giderek bir dağınıklık gösterisine dönüşen filmine nasılsa gereken özeni göstermemiş. Bir disiplin ustası olarak bilinen Egoyan, birçok bölümünde tökezlendiği ‘Ararat’ta, anlatmayı amaçladığı epik öyküyü çıkmaza sokmuş. Tecimselliğe sırt çevirmesiyle ünlenen yönetmen Egoyan, kendi ulusunun varolma savaşımını geçmiş ve güncel boyutlarda irdelerken, sanatsal ısrarını sürdürüyor ama, ‘Ararat’ı yapısal karmaşadan kurtaramıyor.

Eylül 2002