|
Nâzım: Tümevarımın Söylence Ozanı
Aşağıdaki
özet çevirinin aslı The Middle East adlı İngiliz dergisinin Nisan
2002 sayısında yayımlandı. E. A.
“Bizim
avludan mı kalkacak cenazem?
Nasıl indireceksiniz beni üçüncü kattan?
Asansöre sığmaz tabut,
merdivenlerse daracık.”
JON GORVETT
Nâzım’ın
dizelerinde vurgulandığı gibi, ölüm yolculuğu çok zorlu iştir. Zaman
akıp-geçtikçe ulusunun büyük kahramanı Nâzım’ın yoğun bir soruna
dönüşen durumu, bir yığın açmazın da açıklaması oldu. Şimdi, onu
yüce kılan, ona ün katan, onun lirik şiirini simgeleyen sözcükler
ışıyor belleklerde. 100 yıl önce doğduğu Selanik, bin türlü acının
sarmaladığı bir yaşam serüveninin başlangıç noktasıydı. Büyük bölümü
can korkusuyla geçen bir yaşamdı bu. Öldürme girişimleri, yıllar
boyu hapis ve en sonunda, özlem ve sürgün. Şimdi tüm anısını onurladığımız
Nâzım için, Londra’da Royal Festival Hall adlı görkemli yapıda buluştuk.
Önce İngilizce duyduğumuz Nâzım’ı, gönül verdiği Anadolu’nun sesiyle,
türküleri ve oyunlarıyla selamlamıştık. Onu ana dilinde okuyan en
güçlü sanatçı Genco Erkal, salonu dolduran yüzlerce kişiyi coşkuya
boğacaktı. Bu sıralar, tüm Türkiyenin bağrında Nâzım.
Onun
daracık merdivenlerdeki tabutu, yapaylığın, içtensizliğin yaygarasıyla
didişmeye başladı. Şair Ahmet Telli’nun vurguladığı gibi, Nâzım’ı
yaşamı boynca karşıt durduğu bir resmiyet ideolojisinin simgesi
olarak kullanmak istiyorlar. 100. Doğum Yılı törenlerinde, o onur
anıtını, kendi yoz çıkarlarına alet etmek isteyenler, onu bir magazin
kahramanına dönüştürmek isteyenler izliyoruz her yönde. 1920’leri
düşündüğümüz bir uzak görüntüde, ta Moskova’yla bütünleşen bir uzak
evrende Mayakovsky ile kol kola yürüyen Nâzım var. Onun Şiirini
biçimleyen bir dönemi görür gibiyiz. Dudaklara basit gibi gelen,
içeriği boyutsal bir coşkunun, gürüldeyen bir sesin şiiriyle tanışıyoruz.
Her dizesindeki yoğun müziksellikte, haykıran bir bildirinin çağrışımlarını
getiriyor Nâzım.
Şair
Şükran Kurdakul, şunların altını çiziyor bize: “Nâzım’ın şiirinin
estetik yapısını irdelediğimiz zaman, onun siyasal inancına karşıt
olanların bile, onun ne kadar büyük bir usta olduğunu kabul ettiklerini
görürüz”.
Nâzım’ı
bugün dışlayanların başında, Milliyetçi Hareket Partisi geliyor.
Sergilediği tavırla, Nâzım’ı “hain” ilan eden bu kesim, 1970’lerde
Türkiye’yi kan gölüne çeviren bir militan geçmişi anımsatıyor herkese.
Çoğunun yaptığı yorumda, anlamsızlık ve karmaşa ağır basıyor. Yıllarca
önce bir MHP Genel Kongresi bitiminde, konuşmasını bir Nâzım dizesiyle
bitiren adamın Alpaslan Türkeş olduğunu anımsıyoruz. Derken Süleyman
Demirel geliyor aklımıza. 1999’da o sıra Türkiye Cumhurbaşkanı olduğu
yıllarda, İstanbul’da yapılan uluslararası toplantıdaki konuşmasını
Nâzım’ın şiiriyle noktalayan da Demirel’di.
2001
yılında Ankara’da yapılan bir toplantıda, Türk bestecisi Fazıl Say’ın
“Nâzım” adlı yapıtına alkış tutan dinleyicilerin arasında şimdiki
Cumhurbaşkanı Ahmet Sezer de vardı. Genco Erkal, hükümetin Nâzım’a
zeytin dalı uzattığı inancındaydı. DİSK adlı ilerici sendikanın
lideri olan Murat Tokmak’a bakarsanız; dün, Nâzım’ı “hain” ilan
edenlerin, şimdi ona övgü yağdırdığına tanık oluyor Türkiye. Nâzım
Hikmet Vakfı’nın sözcüsü Demet Elkatip, 1995 ve 2000 yıllarında,
parlementoda Nâzım’ın yurttaşlığa kavuşması için sunulan önergenin
iki kez de reddedildiğini anımsatırken, Türkiye gerçeği bir balyoz
gibi iniyor başımıza.
“Daracık
merdivenlerde” sıkışıp kalan bir tabutun grift öyküsü bu. Yazar
Zeynep Oral, bir anlamsızlık yumağına dönüşen ortamı şöylece yorumluyor:
“Siyasallığı ve şiirselliğiyle Nâzım bir bütündür. Yaşamı boyunca,
tam bir tutarlılıkla ortaya koyduğu ideolojik inancını cesurca savunan
Nâzım, yurt sevgisinin ve Anadolu özleminin en güçlü sesiydi.
İdeolojisiyle,
aşklarıyla, şiirleriyle, sıla acısıyla, Türkiye sevdasıyla, bir
bütünün söylencesidir Nâzım.”
Çeviri:
Engin Aşkın
Haziran
2002
|