 |
| BAŞAK SEREN MUYAN -HIRVATİSTAN -2- |
Damakta yumuşacık bir tat bırakan kırmızı şarabı
içerken çevremi seyredebiliyordum

Tüm gezi boyunca
uzun mu uzun Hırvatlara bakmak için de başımı kaldıracağımdan habersizdim
o sırada...
Kar gibi beyaz
Lotrscak Tower'ı kıskandıracak kadar uzun olan Hırvatlar...
Tramvaylarla
Ördük Zagreb'i Dört Baştan
Geniş caddelerin,
simetrik binaların, yeşilin her tonuyla daha da güzelleşen sokakların
arasından geçen tramvaylarla Zagreb'de ulaşım öylesine kolaydı ki...
Turistlere yönelik yapılan haritalar ile de sanki yıllarca o şehrin
sakiniymişçesine kolayca hangi tramvayın nereye gittiği anlaşılabiliyordu.
"Sava
Nehri'ni geçince ineceğiz…"
"Vlaska'ya
gelmeden inmemiz gerek…"
Şeklinde yorumlar
yapmak öylesine kolaydı ki… Hırvat yöneticilerin seçim zamanı sloganı
"Tramvaylarla ördük Zagreb'i dört baştan!"
olabilir miydi acaba?
Hayvanat Bahçesinde
Yaşamak İçin Çok mu İnsanım?

Şehrin doğusunda
yer alan "Maksimir Hayvanat Bahçesi'ne" otelimizin
şehrin dışında olmasına rağmen tramvay sayesinde öylesine kolay
ulaşmıştık ki… 19. Yüzyılda temelleri atılan bu park daha sonra
birçok hayvana ev sahipliği yaparak 20. Yüzyılın ortasında hayvanat
bahçesi olarak hizmet vermeye başlamıştı.
Yemyeşil çimenler
ve ağaçların rengini çalan göller ile tahtadan minik köprülerle
birbirine bağlanan kara parçaları arasında papağan, leylek, pelikan,
su aygırı, baykuş, ayı, domuz, aslan, panter ve daha birçok hayvan
görülebiliyordu.
Öylesine doğal
bir yaşam alanı hazırlanmıştı ki, hayvanların yerlerini yadırgamadıklarını
düşünerek o duyguyu ilk kez hissettim… Özüme, hem de özümün özüne
dönerek binlerce yıl önce atalarımın yaşadığı ormanlarda mı yaşamak
istemiştim de bu hayvancıklara özenmiştim?
Ben de özgürce
yüzmek, güneşi tenimde hissederken gözlerimi kapadığımda gelişmiş
koku duyumla hangi bitkiye yakın olduğumu algılamak istiyordum!
Bunu yapmak için çok mu evrim geçirmiş de ofislere kapanan bir insan
oluvermiştim? Kısacası bu hayvanat bahçesinde yaşamak için çok mu
insandım?
Aşkın
En Masum Hali

Sokak kafelerinin
merkezi olan bu şehirde kimse gelip bizi, "Mendil alır
mısın abla? Boncuk alır mısın abla? Para verir misin abla?"
diyerek rahatsız etmiyordu. Hırvatistan'ın damakta yumuşacık bir
aroma tadı bırakan kırmızı şarabını içerken çevremi seyredebiliyordum.
Uzun boylu sarışın sevgililer Katolikliklerinin verdiği mesafeyle
birbirlerine yaklaşırken gözleri sevgiyle parlıyordu. Zagreb aşkın
en masum halini yaşayan şehirdi vesselam!

Adriyatik Denizi'nden
çıkan tombul kalamarlar ve üzerindeki lezzetli sosun hatırına, "ölmeyi
hak ettim ben" der gibi duran levrekler yenilirken
şarap eşliğinde sohbet edilmez miydi?
Çan sesi, güzel
insanlar, yeşilin bin halinin ev sahibi, şarabın ıslattığı dudaklarla
aşkın en, ama en masum yaşandığı bu şehre çok ama çok zor veda ettim…
Bitti
Kasım 2009
Hırvatistan
1 : Bir Zagreb sabahı
|