|
Alaçatı
görülmesi gereken bir güzel köşe
Yurt mu, Sevgili mi, içini yakan?..
Yazı yazmak pek
kolay bir şey olmasa gerek. Her eli kalem tutan oturup toplum genelini
ya da en azından toplumun bir bölümünün ilgisini çekecek denli,
onların sorunlarına eğilen, onların duyduğunu, kaygılarını duyan,
onları dile getiren yazılar yazamayabilir.
Yazma sanatı
başlı başına bir olay ve dahası sorumluluk isteyen bir olgu.
Haber yazısından
söz etmiyorum. Haber yazısında, gerçekleşmiş bir olay vardır; gerekli
bilgiler derlendikten sonra onları bir düzen içinde ve anlaşılır
bir biçimde kaleme alıp -şimdilerde tuşlara vuruluyor- okura sunmak
vardır. Değişik ilgilileri varsa onların görüşleri alınır; söz konusu
olay, olabildiğince nesnel olarak ortaya konur, toplum bilgilendirilir.
Kuşkusuz günümüzde toplumları yanıltmak, yönlendirmek için şişirilmiş
ya da gerçekmiş gibi gösterilen tamamen hayal ürünü olgu ya da haberlere
de rastlıyoruz.
Bizim konumuz
o değil. Biz namuslu habercilikten, namuslu yazarlıktan söz ediyoruz.
 |
|
Alaçatı,
özgün taş evleriyle ünlü içinden çıkasınız gelmeyen bir güzel
yurt köşesi... Yoksa Sevgili mi demeliydim?..
|
Bu dizi yazımızda
işlemek istediğim o kadar değişik konu vardı ki, bence bir çoğu
toplumumuzu şöyle ya da böyle ilgilendiriyordu; dahası bilgilendiriyordu.
Ama yer kısıtlılığı dolayısıyla gerektiği gibi yer veremedik. Belki
bir gün, bir kitapta dile gelir bunlar.
Hiç olmasa,
sıfırın altında gezen hava sıcaklığında bazan imbat serinliği, bazan
temmuz sıcaklığı sunmak istedik. Ama en çok istediğimiz, gönül sıcaklığını
sunmak, hep olduğu gibi...
Bizler Kuzey
Amerika koşullarında fiziksel olarak yaşarken, bir anlamda bizi
bir çok olumsuzluktan uzak tutup yaşatan da yurdumuzdan aldığımız
haberler, acısıyla tatlısıyla bizi anlatan, bizi var eden ekinsel
gelişim. Kuşkusuz doğa güzellikleri, gönül güzellikleri, sevgililer,
dostluk, yaşanmışlıklar da var...
Bazı anlar gelir
ki, bir adrenalin sizi alır, sizden çıkarır, kendinizi tanıyamaz
olursunuz.
Bunu ruhbilimcilerin
incelemelerine bırakalım...
Yurt bazan sevgili
dedik, bazan, sevgili yurt...
Bilirsiniz,
sözcüklerle oynamayı severim... Ya da bilen bilir..
Benim sevgili
bir dostum var; arada ünlü ozanın dizelerini anımsatır: "Bilen
bilir, bilmeyen aslı var sanır..." "Kim demiş ki Süheyla'ya
vurulduğumu.., Ya o, Muallâ'yı sandala atıp, Ruhumda hicranın'ı
söyletme hikâyesi?..."
Yurt, Asya bozkırlarında
aileyi ya da bir çok aileyi, toplum bireylerini bir arada tutan
büyük çadırlara verilen addır. Kavram genişlemesiyle 'ülke' anlamını
aldı süreç içinde.
Bu anlamda yurt,
kendini doğal gelişimin içinde rahat, barış içinde kaygısız duyumsadığın,
yaşamını sürdürdüğün bir yer, bir ortam anlamını taşıyor.
Orada kendini
rahat duyumsadığın için onu seviyorsun. Dilini, türkülerini oluşturuyorsun...
Irmaklarıyla, kuşları, börtü böcekleriyle konuşuyorsun... Bir sevgili
senin için, bir dost... Onun içinde yitmek istiyorsun.... iyisin,
mutlusun....
Peki yurt mu
sevgili, sevgili mi bir yurt?...
Yoksa tavuk
yumurta örneği mi?...
 |
| Caliante'de
'Haydi gençler eller havaya!"... |
Size taş evleriyle
ünlü, romantik Çeşme Alaçatı gecelerinden, sonra, Ilıca'da,
'haydi gençler eller havaya'dan, birbirlerini süzen, marka
giyen, markaya binen bir garip gençlikten, 'Caliante Beach
Party Gençliği'nden söz edecektim...
Boşverin...
Siz zaten televizyonlarda 24 saat, 32 kısım tekmili birden, her
türlüsünü beyninize çakıla çakıla izliyorsunuz....
Ömer Özen'in
gözleriyle izleseniz n'olacak?
İyisi mi ben
sahneden çekileyim...
Bahar mı geliyormuş?..
"Görüşmecim
yeşil soğan göndermiş, / Karanfil kokuyor cıgaram... / Dağlarına
bahar gelmiş memleketimin...."
Ahmed Arif
ustaya saygıyla....
Bitti
Fotoğraflar:
Ömer F. Özen
Şubat 2007
|