Bizim Anadolu



İstanbul, beni bekler İstanbul...


İstanbul beni bekler….

İstanbul beni bekler şehvetli bir kadın gibi… Boynunda inci gerdanlık, sularında Şirket-i Hayriye vapurlarının gezindiği, martıların çığlık çığlığa eşlik ettiği…

İstanbul, beni bekler İstanbul…

Hafiften yağan yağmurda… ille de ille bir Boğaz vapurunun üst güvertesinde üşümüş, bir çay-simidi paylaşma tadında… Sokulgan bir kadın gibi bekler İstanbul…

İstanbul, beni bekler İstanbul… Ağzı en okkalı sövgülerle dolu bir Tarlabaşı kadını; süzgün bakışlı bir Sarıyer, Cihangir kadını gibi… Beşiktaş'ın bitmez yokuş sokaklarından başını uzatır… Üsküdar vapuruna, Kadıköy vapuruna biner… Moda sırtlarından bakar denize doğru…

Modalı bir kadın gibi bekler beni İstanbul…

Levent'ten göz kırpar, Şişli'de, Osmanbey'de laf atar İstanbul..

Taksim'de, İstiklal Caddesi'nde tiyatro, sinema kuyruklarında, Çiçekpasajı'nda rakısıyla bekler; Balık Pazarı'nda sürtünür, Saray Pastanesi'nde tavukgöğsü yerken, Ara Güler kahvesinde az şekerli bir kahve fincanından bakar, dalar camdan uzaklara…; enginlere dalar İstanbul…

İstanbul, beni bekler İstanbul…

Yedi tepesinin yedisinden de seslenir... Emekçi tekstilci kızları, kâğıt mendilci çocukları… Dişleri ayrık simitçileri denli bekler İstanbul…

Eminönü'nde, Sirkeci'de, Karaköy'de, sabah akşam emekçileri taşıyan deniz motoru olur İstanbul... Kelle koltukta motorlarda işe yetişmeye çabalarken, kaşarlı bir tostla çayını üleşir, Bankalar Caddesi'nden bağırır İstanbul…

Bir özlemdir, yakar İstanbul….

Bir yurttur sığınak olur, bir sevgilidir koynuna girer İstanbul…

İstanbul, beni bekler İstanbul…

Gülücüklerini geçirir boynuna, çiçeklere boğar İstanbul…

İstanbul, beni bekler İstanbul…

Bir ana-bacı-kardaş-yeğen olur. Sarar da sarar…

Bir aile olur İstanbul…

İstanbul bir yavuklu olur, yolumu gözler, ellerine kınalar yakar ben geleceğim deyi… Adaklar söz verir, camları yıkar günde üç kez.. Gözleri köşe başından dönenlere takılır ben deyi deyi…

İstanbul, Şehremini'nden, Kocamustafapaşa'dan, Fındıkzade'den, Aksaray'dan dolmuşa biner….

İstanbul, 'Hızlı Tramvay'a, 'Hafif Metro'ya, 'Tünel'e biner, 'Finiküler'e atlar… Beni karşılar İstanbul….

İstanbul, havaalanında çiçek olur, ivecen bir yürek olur beni arar, telsiz tellerle ulaşır, 'hoş geldin yurduna, hoş geldin koynuma' diye çığırır… Beni saklar İstanbul…

Yüzünde, gönlünde coşkulu, tanımsız bir kavuşma mutluluğu dolaşır…

İstanbul'una kavuşmuşsundur…
Kavuşmuşsundur ya İstanbul'una…. Peki Montreal nerede?...

Koy şimdi Montreal'i şenlikleriyle bi yana…

Özlemindesin... İstanbul'undasın…

İstanbul…


Fotoğraflar: Ömer F. Özen


EYLÜL 2006