AnaSayfa/Accueil/Home » Ekin/Yazın/Sanat » Oryal Tanır ve kitabı ‘Falcon’s Arrow’

Oryal Tanır ve kitabı ‘Falcon’s Arrow’

Oryal Tanır ve kitabı ‘Falcon’s Arrow’

Oryal Tanır ve kitabı ‘Falcon’s Arrow’

Arkadaşımız Ayşenil Suadiyeli Oryal Tanır’la ilk kitabı ‘Falcon’s Arrow’ hakkında konuştu.

 
 
 

 
 
 

Değerli okuyucularımız, bu sayımızda Montrealli Türklerin çok yakından tanıdığı bir konuğumuz var; uzun yıllar Turquebec Kültür ve Dostluk Derneği’nin başkanlığını yapan Dr. Oryal Tanır. Kendisini yıllar önce de köşemize konuk etmiştik, ama bu kez sohbet konumuz farklı. Oryal bir kitap yazmış, adı “Falcon’s Arrow”. Tarihi bir kurgu öyküden oluşan roman Selçukluların daha Anadolu’ya girmeden önce devlet olma çabaları bir zamanında geçiyor. Hem tarihteki gerçek olayları yansıtıyor hem de kurgu bir öyküsü var. Turquebec’in duayen Başkanı, sevgili kibar arkadaşım Oryal’la kitabı hakkında konuştuk. Çok ilginç, okuması çok zevkli bir kitap, herkese tavsiye ediyorum, hatta kesinlikle almalısınız diyorum. Hem sürprizlerle dolu bir öykünün içinde Selçuklular devri dönemlerinde dolanarak, çok keyifli vakit geçirirsiniz, hem de Kuzey Amerika’da kitabı yayınlanan bir Türk vatandaşımıza destek olursunuz.

 

Ayşenil Suadiyeli

Ayşenil Suadiyeli

 

– Bize önce kendini tanıtır mısın?

– Karadeniz Ereğli’sinde doğdum. Çok küçük yaşta, 5 yaşındayken ailemle Montreal’e göç ettik. Ortaokuldan sonra babamın işi gereği İran’a gittik, sonra tekrar Türkiye, sonra da üniversite yıllarında tekrar Montreal’e geldim, McGill üniversitesinde okudum ve mezun oldum.
– İran’da ne zaman bulundun? Humeyni zamanında mı?

– Şah zamanında, ama Humeyni geldiğinde oradaydım.

 

– Yani o değişimi yakından gördün.

– Evet, çok ilginç bir tecrübeydi.

 

 

Oryal Tanır.

Oryal Tanır.

 

– Montreal’de uzun yıllar Turquebec dernek başkanlığı da yaptın? Okuyucularımıza bu konuda da bilgi verebilir misin?

– Yaklaşık 15 yıl dernek başkanlığı yaptım, bırakalı 5-6 yıl oldu.

 

– Peki üniversitede ne okudun?

– Bilgisayar ve Elektronik Mühendisliği okudum ve McGill Üniversitesi’nde bu dalda Master ve Doktoramı yaptım ve daha sonra iş hayatına atıldım. Uzun yıllar Bell Canada’da çalıştım. Şu anda da McGill Üniversitesi’nde bilgisayar bölümündeyim. Oradaki bilgisayarların stratejilerini falan hesaplıyoruz, McGill’in geleceğini planlıyoruz.

 

– “McGill’in geleceğini planlıyoruz” ne demek, program mı yapıyorsunuz?

– Bilgisayarların, sistemlerin geleceği… Öğrencilerin, hocaların ve çalışanların isteklerine göre stratejiler belirleniyor, ona göre program yapıyoruz, sistem kuruyoruz.

 

– Bir de McGill’de ders veriyorsun, doktora öğrencilerin de var değil mi?

– Evet, ayrıca McGill Üniversitesi’nin Bilgisayar bölümünde Profesörüm. Mühendislik ve Management bölümünde ders veriyorum. Ayrıca yine Mühendislik bölümünde doktora yapan öğrencilerim var.

 

– Peki bu konuda yayınların oldu mu?

– Evet, mühendislik üzerine üç kitabım var. Bunların yanında yayınlanmış 100’ün üzerinde de teknik makalem var. Ama ilk kez edebi bir roman yazıyorum. Küçüklüğümden beri tarih ve arkeolojiye çok meraklıyım. Bunu hobi olarak sürdürüyordum, sonra birikimlerimi roman halinde aktarmak istedim.

 

The Falcon's Arrow

The Falcon’s Arrow

 

– Kitabınla ilgili biraz bilgi verebilir misin?

– Kitabım tarihi bir kurgu öykü. Tarihteki gerçek olayları yansıtıyor. Yaklaşık 20 yıllık bir dönemi kapsıyor; 1020 senesinde başlıyor. Selçukluların Anadolu’ya girmeden önceki devlet olma çabalarının olduğu bir zamanda geçiyor. İran’la Türkmenistan arasında dolaşıyorlar, Gazneli İmparatorluğu’na karşı bazı mücadeleleri falan var. Tarih olarak o dönem. Ayrıca kitapta birkaç kişinin hayatını, şahsi çabalarını da yansıtmaya çalıştım. Bir aşk hikâyesi var, zorluklar içinde çabalayan bir adamın serüvenleri var, Selçukluların tarihteki bir çok hikâyesi de arkada yansıyor. Yani Selçuklularla ilgili olaylar tarihten alıntı, diğerleri ise tamamen kurgu.

Sonra bazı sürprizler var. Biraz Türk folklorundan destan türü hikâyeler de kattım. Bunları kitabın birkaç yerine serpiştirdim. Bunlar kitabın konusunu da etkiliyor. Yani hem Türk folkloru var, hem bir aşk hikâyesi var, etrafında da savaşlar falan var. Tarih olarak da o zamanın tarihi hadiselerine uygun olarak seyrediyor.

 

– Seçtiğin ana karakterler, yani Tuğrul, Çağrı ve İbrahim, onlar tarihten mi yoksa kurgu mu?

– Karakterler hep tarihten şahıslar. Bir iki tanesi de benim oluşturduğum şahıslar. Yani esasında tarihi karakterler ama, tarihte isimleri belirlenmiyordu, isimlerini ben koydum. Ana karakterler gerçek.

 

– Sanırım İran’da ve Türkiye’de yaşamak da etkiledi seni değil mi?

– Kesinlikle, çünkü konunun çoğu İran’da geçiyor, orada yaşadığım için yeri çok iyi biliyorum ve anlatabiliyorum. Ayrıca konu Türk olduğu için, o bakımdan da cazip geldi. Kitabın bir bölümünde İstanbul, yani Konstantinopolis’i de canlandırdım; o da bana çok uydu.

 

– Kitabın kaç sayfa?

– 325 sayfa civarında ama büyük karakterlerle yazılmış, 6×9 formatında.

 

– Yani okunması çok kolay. Bu kitabın devamı da var, bildiğim kadarıyla…

– Evet, 3 kitaptan oluşacak bir seri bu. Selçukluların kuruluşundan başlıyor, Tuğrul Bey zamanından ve Alparslan’la bitiyor.

 

Kitapta öykülenen bölgenin haritası.

Kitapta öykülenen bölgenin haritası.

 

– “Hep bir roman yazmak istiyordum” dedin, peki bu proje nasıl gerçeğe dönüştü?

– Arkadaşlarla oturmuş sohbet ediyorduk, “senin yazın iyi, Selçuklularla ilgili bir şeyler yazsana” dediler. Aslında ben bu konuya meraklı olmakla birlikte, Selçuklularla ilgili herkesin bildiği kadarını biliyordum, Alparslan’ın hikâyesi falan. O sohbetten sonra araştırmaya başladım; bu da tam iki yıl sürdü. Okudukça da çok enteresan şeyler öğrendim, ilginç küçük hikâyelerle karşılaştım. Romanımda bunlardan esinlenebileceğimi düşündüm; kimsenin, hele yabancıların bilmediği şeylerdi bunlar. Yani romanım hem Türklere hem de yabancılara hitap edecekti. Neyse, bu araştırmalardan sonra romanım şekillenmeye başladı. Aslında başta benim niyetim tek bir roman yazmaktı, ama araştırmaları sürdürürken, bulduğum malzemenin bir romana sığmayacağını gördüm ve 3 roman yazmaya karar verdim.

 

– Peki ilki yayınlandığına göre ikinciyi yazmaya başladın mı, ya da en azından derledin mi?

– Yok, yazmaya başlamadım ama ikincisi ve üçüncüsünün de planlamasını yaptım, kâğıda döktüm. O bayağı zaman alan, biraz da sıkıntılı bir süreç, onu hallettim. Şimdi sanırım ikinci roman çok daha çabuk bitecek.

 

– Peki, biraz da romanı bastırma işinden söz edelim. Bu iş nasıl oldu, romanını çeşitli yayınevlerine mi gönderdin? Sonunda Amazon’a nasıl karar verdin? Bize bu konuda da biraz bilgi verebilir misin?

– İlk romanım olduğu için bayağı zorlandım bu konuda. Bu iş tam bir “business” halini almış durumda. Yani karşına hep bu çıkıyor, herkes senden bir şeyler koparmaya çalışıyor. Mesela “editör”ler var; diyelim beş tane var, her biri romanın değişik bir bölümüne bakmak istiyor, ona göre senden para tırtıklıyorlar; sonra kapak dizaynı var, dağıtım kanalları var, nereden yayınlayacaksın falan. Esasında işlemleri ve prosedürü öğrendikten sonra çok da zor değil, yani herkes yapabilir. İkinci romanımda çok daha kolay olacağını sanıyorum.

 

– Anlıyorum, ama bütün masraflar sana ait değil mi? Oysa bir yayıneviyle anlaşsan tüm masrafları onlar üstlenirdi değil mi?

– Eğer bir yayıneviyle anlaşırsanız tüm haklar onlara geçiyor. Üstelik pazarlama konularında size yardım etmiyor, sadece basıyorlar. Size belli bir kâr yüzdesi veriyorlar. Ama nerede basacaklar, kitapçıya yollayacaklar mı, kitap nerede çıkacak; bütün bunlara onlar karar veriyor, sizin hiç kontrolünüz yok. Amazon’un iyi tarafı, onlar “on line” olarak, birkaç saat içinde bütün dünyaya dağıtıyorlar. İster Hindistan ister Avrupa, ister Avustralya’dan alınabiliyor kitap.

 

– Anlıyorum ama kitabın pazarlamasını sen yapmak zorundasın değil mi?

– Evet, ama iki durumda da aynı şey, pazarlama size ait. Ancak meşhur bir yazarsanız o zaman işler değişiyor. Size bir pazarlama kampanyası yapıyorlar. Ama tamamen sıradan bir yazar için bunları yapmıyorlar.

 

– Sen bu kitabı niye yazdın, para kazanmak için mi, keyif için mi?

– Ben esasen keyif için yazdım, içimden geldi, yazmaya başlayınca da iyi gelişti hikâye. Gayet iyi de keyif aldım, çünkü hikâyede her şey senin kontrolün altında. Yani insanları sen yönlendiriyorsun, sanki belirli bir şekilde onlarla oynayabiliyorsun. Bu da benim çok hoşuma gitti; bir hikâye anlatmak, hele bir de kurgulamak çok keyif verdi bana.

 

– Bu kitabı almak isteyenler, nasıl alabilirler?

“Amazon.ca” veya “Amazon.com” adresinden alabilirler.

 

– O adrese giriyorlar, sonra?..

– Arama bölümüne kitabın adını, yani “The Falcon’s Arrow” ya da benim adımı, yani “Oryal Tanır” yazarlarsa, benim kitap çıkar. Onu seçecekler, daha sonra Amazon onlara yol gösteriyor zaten. Ayrıca kitabımın elektronik versiyonu da var, isteyenler Kindle veya Kobo’dan elektronik versiyonu da alabilirler.

 

– Kobo’yu hiç duymadım.

Kindle’ı biliyor musun?

 

– Evet.

Kindle Amerika ve Avrupa’da büyüktür. Kobo da onun rakibi, Kanada’da büyük olan bir elektronik yayın sitesi. Kitabımı oradan da alabilirler (www.kobo.ca veya www.chapters.indigo.ca).

 

– Kitabının fiyatı ne kadar?

– Elektronik versiyonunun fiyatı 9.99 dolar, kâğıt kitap olarak da fiyatı 22.32 Kanada doları.

 

– Bir de gönderme ücreti oluyor tabi.

– Ama bazen promosyonlar oluyor veya 25 dolardan fazla harcarsanız, gönderme ücreti alınmıyor.

 

– Çok teşekkürler Oryal’cığım, başarılarının devamını diliyorum.

– Sağol.

 

 

Ayşenil Suadiyeli / Bizim Anadolu / Aralık 2015

 

Paylaşın, dostlarınızın da haberi olsun…

 

 
 

Share with your friends / Partagez avec vos amiEs / Dostlarınızla paylaşın...
  • 1
  •  
  •  
  •  
  •  
  •  
  •  
  •  
  •  
  •  
  •  
    1
    Share