|
Değişim
Gözlerim
oturduğum odanın camından dışarıya takılıyor. Bir an için düşüncelerim
cama resmedilmiş gibi duran görüntülerle kaynaşıyor. Bahçedeki ağacın
yere vuran gölgelerinde, yazın sıcak sabahına özgü o hafif, mavimtrak
sisine bürünmüş yeşilliğe bakıyorum. Saydam bulutların uçuştuğu
solgun gökyüzünden martılar geçiyor çığlık çığlığa. Kanat çırpışlarında
yok olan dünyanın feryadını işitiyorum.
Böylelikle,
yalnız evrenin o andaki görünümleri değil, aynı zamanda uzak yerlerin,
eski olayların ve önceden bilinmeyen bir geleceğin görüntüleri de,
daldığım düşüncelere konu oluyor. Sanki belleğim uçsuz bucaksız
dış dünyanın zaman ve yer sınırı tanımaksızın yansıdığı küçük bir
iç dünyası. Filozoflar; zaman zaman evrenin bu küçültülmüş örneğine
“mikrokozmos” ve içinde yaşadığımız, anlamayı ve değiştirmeyi arzuladığımız
o dev dünyaya “makrokozmos” adını vermişler.
Ortaçağda
yaşamış bir alşimist, “Bellek de meslek gibidir, makrokozmosun kapsadığı
her şeyi kapıverir” diye yazıyor. Daha doğru olarak diyelim ki,
bellek herşeyi kapmaya başlar ve dünya da, bahçedeki bir cam küreye
yansıyan gökyüzü ve çiçekler gibi şekli değişmiş, bozulmuş olarak
içimize yansır.
Bu
düş alemimi, son derece karışık bir hale getiren etken, burada herşeyin,
düşünce konusunun da, aynanın da, mikrokozmosun da, makrokozmosun
da, devamlı bir hareket halinde bulunuşundandır.
Gerçi,
az çok belirgin gibi görünen bir görüntü yok değildir. Etrafınıza
bakın. Parmaklıkların, çiçeklerin, ağaçların dağların, tepelerin,
yolların, kuşların, insanların görünümü ki, bunlar şimdiki yer ve
zamanı meydana getiren ögelerdir. Fakat, anı, bekleyip muhakeme
adına ne varsa, hepsi iç denizin dalgalarına kapılmış, hareket halindedir.
Bilgisizlikler,
tutkular, yanılgılar unutkanlıklar, suçlamalar, eşyanın şeklini
bozarlar; zaten bu eşya da tuhaf ve yepyeni şekillere bürünür.
Şu
geniş dünya düşüncemizde kenarları silinmiş, çizgileri hareket halinde
bir harita gibidir. Ama bizim her an bu harita üzerinde bir yer
seçmemiz gerekmektedir.
Böylece,
nerede, ne şekilde, ne zaman, kim olursa olsun yürekli insanların
değişimi, yeniliği, araştırmayı denemesine çok şey borçlu olmamızdır.
Hepimiz
ara sıra cesaretimizi yitiririz. Hayatın gerekli bir parçası olmamasına
rağmen kimse ona karşı bağışıklı değildir. İnsan yargısı güvene
bağlı olduğu için nedenleri çeşitlidir. İnsan yargısı olmadan cesaretsizlik
olamaz. Cesaretsizlik kelimesinin anlamını düşünmek bile bana cesaret
kırıcı geliyor. Anlamı için sözlük karıştırıyorum. İngilizce de
cesaret anlamına gelen “courage” kelimesi Fransız kökenli olup “kalbe
ait” demek olan cour + age kelimelerinin birleşimiymiş. İngilizce’de
“discourage” cesaretini kırmak, yüreksizleştirmek, cesaretini azaltmak,
güvenden mahrum etmek anlamına geliyormuş. Başarısızlık, depresyon,
keder, hüzün, endişe, melankoli veya kasvet gibi kaçınmaya çalıştığımız
olumsuz kelimeleri tanımlıyor.
Böyle
bir yapı içerisinde birbirini özümleyip bir tek düşünce ve bir tek
insan olabilen bir topluluğu hiçbir yerde görülmüş değil. Dolayısıyla
zaman zaman cesaretimi yitirip çöküntüler içine girmemiz normal
gibi geliyor bana. Değişim hepimizin içinde.
Kabullenmek
zorunda oldukları, gerçekten özde ve yürekten inandıklarından olmadığı;
inançsız, güvensiz, yaratıcılıktan yoksun ve cesaretsiz insanlarla,
arkadaşlarınla ve kendinle gurur duyup övünebileceğin bir ortamın
yoksunluğundan mahrum olmak!
Ben
mücadeleyi savunuyorum...
Artık
bu dünyanın değerli insanları kaybetmeye tahammülü yok. Şair John
Burroughs’un dediği gibi, “Huzur içinde ellerimi kavuşturuyor ve
bekliyorum, / Rüzgâra, gelgite ya da denize aldırmıyorum; / Artık
zamana ya da kadere isyan etmiyorum, / Bana ait olan bana gelecek
çünkü.”
Sevim Onuralp - Hamilton
Eylül 2002
| OKUYUCUYA
ÇAĞRI!
Sevdiğiniz,
sevmediğiniz, kızdığınız, hoşunuza giden ya da gitmeyen olayları
bize yazınız.
Tartışmak istediğiniz konuları, tepki gösterdiğiniz olayları
diğer okurlarla paylaşınız. Köşemiz tüm tepki duyanlara açık.
İmzasız, adressiz ve telefonsuz yazılar yayınlanmaz. Yazınız
elektronik iletiyle de gönderilmiş olsa, lütfen sizinle iletişime
geçebileceğimiz telefon ve posta adresinizi yazınız. Yazılarınız
300 sözcüğü geçmemeli. Yazılar, yer durumuna göre, içeriği
korunarak kısaltılabilir. Yazınız için bizi aramanıza gerek
yok. Yazınız yayın izlencesine alınacak olursa, sizinle iletişime
geçilecektir.
Adres:
Bizim Anadolu, “Söz Sizde”, C.P. 1372, Succ. Desjardins,
Montréal (Québec) H5B 1H3 Faks: (514)593-8698 bizimanadolu@yahoo.com
|
|