|
İğne ve Çuvaldız
Ermeni ve Türk toplumları arasında zaman zaman gerginleşen kutuplaşma,
bir özlemi de beraberinde getiriyor: bunca kültürel ve tarihsel
ortaklığı olan bu iki toplum acaba kuşatılmışlık saplantılarından,
paylaştıkları Anadolu değerlerinden güç alan bir ivme ile sıyrılabilirler
mi? Dikkatlerini birbirlerini dinlemeye verip, bölen, ayıran değil
yaraları saran ve birleştiren bir süreci başlatabilirler mi? Böyle
bir sürecin önkoşullarının oluşması için, karşı tarafı suçlama inadından
kurtulup eleştiri iğnesini öncelikle kendilerine batırma kararlılığını
gösterebilirler mi?
Geçen yüzyılın
ikinci on yılında Balkanlar'dan Doğu Anadolu'ya uzanan coğrafya
içinde Türk ve Ermeni halkının yaşadığı trajedinin izleri hâlâ iki
toplumun birbirine bakışını belirliyor. Her iki milletten de ölen
ve öldürülen insanların anılarına saygı elbette ki ortak vicdani
sorumluluğumuz. Masum insanların yerlerinden sürülmesine ve/veya
kıyımına karşı takınılacak bu vicdani tavır hem Türk hem Ermeni
bireylerinin kendi toplumlarındaki önyargılara karşı uyanık olmasını
ve bunları sorgulamasını gerektiriyor.
Ancak, Ermeni
ya da Türk olsun, öldürülen insanlara ve dört bir yana savrulan
yaşamlara karşı hissedilen vicdani sorumluluğun çıkış noktası, Kanada-Türk
toplumunun üyeleri olarak bizi iğneyi öncelikle kendi toplumumuzun
önyargılarına batırmaya yönlendiriyor. Kaynağını "dost acı
söyler" geleneğimizden alan böyle bir özeleştiri merceğinin
ışığında, toplum olarak ilk görevimizin Anadolu'daki Ermeni milletinin
sayısının ve kültürel mirasının bugün artık silik bir kalıntı düzeyine
indiği gözleminin yapılması olduğunu düşünüyoruz.
Bu saptamanın
amacı geçen yüzyılın trajedilerinde Türk milletinin de verdiği önemli
kayıpları azımsamak ya da Anadolu'daki Ermeni milletinin yok oluş
sürecinin sorumlusunu aramak değil. Biliyoruz ki, iki toplum arasındaki
gerilim tam da bu sorular etrafındaki anlaşmazlıklarda düğümleniyor.
İfade ettiğimiz görev daha temel bir gözlemden kaynaklanıyor: Anadolu'nun
kadim bir halkı, Anadolu'daki varlığını yitirmişse, gerçekliği tartışılamayacak
bu tarihsel olgu ve bundan kaynaklanan kuşaklar arası travma, çoğulculuğa
ve dayanışma duygusuna bağlı bireyler olarak bizlere bir hatırlama
ve anlamaya çalışma görevi yüklemiyor mu?
İşte tam da
böyle bir hatırayı canlı tutma görevinin bilinci, kuruluş amacı
itibarıyla kemikleşmiş biz-onlar kutuplaşmalarını eritmeye çalışan,
gazetenizin Şubat 2008 sayısında Yalçın Diker'in 'Hrant Dink Ottava'da
Anıldı' başlığıyla tarafsızca duyurduğu Ottava Türk-Ermeni Diyalogu
Grubu'nun (TADGO) faaliyetleri konusunda genel bir iyimserlik uyandırıyor.
Ve yine bu bilinç Türk toplumu içindeki bazı önyargılara karşı uyanık
olup, Sn. Diker'in aynı sayıda bu kez köşesinde kullandığı bazı
talihsiz ifadelere yanıt verilmesi gerekliliğini ortaya çıkarıyor.
Sn. Diker köşe
yazısında Hrant Dink'in öldürülmesinden duyduğu üzüntünün vurgusunu
saldırının "kalleşçe arkadan" bir saldırı olmasına yapmayı
seçtikten sonra, hemen aynı cümlenin içinde bir düşünce ve yazı
adamından bahsettiğini unutarak "yumruk yumruğa adam gibi dövüşme[yi]"
aklına getirebiliyor ve şiddetin her türüne karşı kesin bir tavır
alamama talihsizliğine düşebiliyor. Yaşamı ayırımcılığa karşı fikir
mücadelesiyle geçmiş bir gazetecimizi anmak amacıyla onun mücadelesinden
ve deneyimlerinden kesitler sunan bir film gösterisi hakkında söyleyebileceği
tek şey, filmle "verilmek istenen bir mesaj" olduğu saplantısı
olabiliyor; ve bu eleştirisini gayrı Müslim vatandaşlarımızın zorlukları
konusundaki bir film bağlamında kullanıldığında en hafif ifadeyle
ayırımcı algılanabilecek bir dize ile çirkinleştirebiliyor.
Sütununun sonunda
Sn. Diker, aynı önyargılı zihniyetin bilinçdışı bir yansımasıyla,
Atilla Altıkat'ı anma törenleriyle temelsiz bir karşılaştırma yapıyor.
TADGO'nun ana kuruluş amacının Hrant Dink'in suikastından kaynaklanmadığını,
asıl amacın Hrant'ın düşünce mirasının anılması ve vizyonunun hatırlanması
olduğunu göz ardı ediyor. Türkiye toplumunun ve Türk basınının evladı
Hrant'ı yapay bir muhasebe hesabının ayrımcı cetvelinde "bizim"
görmüyor. Biz-onlar uçurumlarını aşmak için ortaya çıkmış ve esinlerini
Hrant'ın birleştirici örneğinden alan diyaloga gönül vermiş insanların
Türk Dışişleri'nin şehitlerini "kelle" gibi gördükleri
imasını yapabiliyor. Dahası, bu talihsiz satırların yazarı, "kelle"
tabirini Türkiye'nin gündemine taşıyan hukukçunun Hrant Dink'i sadece
sözel olarak değil fiziksel şiddetle de taciz ettiğini, bu şahsın
çocukları katil yapan zehirli bir nefret ortamının oluşmasına katkıda
bulunduğunu unutma dikkatsizliğini gösterebiliyor.
Derin bir üzüntüyle
gözlemliyoruz ki, Yalçın Diker'in bilerek ya da bilmeyerek sergilediği
duyarsızlık örnekleri, sürekli sorgulamamız ve dışavurumlarına karşı
uyanık olmamız gereken bazı önyargılardan besleniyorlar. Bu önyargılarımızdan
kurtulmanın yolunun farklı düşüncelere, tarihlere ve bunların acılı
hikâyelerine karşı yerine getireceğimiz candan bir hatırlama ve
saygılı bir dinleme görevinden geçtiğini düşünüyoruz.
Burada altını
çizdiğimiz görev sadece geçmişe yönelik değil, Türkiye'deki ve diyasporadaki
toplumumuzda bugün varolan farklılıklara yönelik olarak da duyarlılık
gösterebilme becerimizin ölçüsü olacak. Ermeni milletinin acılarına
gösterdiğimiz ilgi öncelikle kendimize doğrulttuğumuz eleştirilerin
örsünde şekillenecek. Kökenleri Anadolu topraklarında olan kardeşlerimizin
hikâyelerine kulak kesildiğimiz oranda, Türk toplumu olarak içimizdeki
farklılıklarla barış, adalet ve dayanışma içinde bir arada yaşama
isteğimizi perçinleyeceğiz. Acılı ortak geçmişimizin hatırasını
canlı tutma görevi Ermeni ve Türk bireylerini, görüşleri farklı
olsa da, paylaştıkları Anadolu kültürü temelinde birbirleriyle yasları
ve endişeleri konusunda dertleşmeye çağırıyor.
Haziran 2008
Kumru Bilici
ve Mete Pamir, Ottava
TADGO üyeleri
Grup bağlantı adresi: TADGO@yahoogroups.com
| OKUYUCUYA
ÇAĞRI!
Sevdiğiniz,
sevmediğiniz, kızdığınız, hoşunuza giden ya da gitmeyen olayları
bize yazınız.
Tartışmak istediğiniz konuları, tepki gösterdiğiniz olayları
diğer okurlarla paylaşınız. Köşemiz tüm tepki duyanlara açık.
İmzasız, adressiz ve telefonsuz yazılar yayınlanmaz. Yazınız
elektronik iletiyle de gönderilmiş olsa, lütfen sizinle iletişime
geçebileceğimiz telefon ve posta adresinizi yazınız. Yazılarınız
300 sözcüğü geçmemeli. Yazılar, yer durumuna göre, içeriği
korunarak kısaltılabilir. Yazınız için bizi aramanıza gerek
yok. Yazınız yayın izlencesine alınacak olursa, sizinle iletişime
geçilecektir.
Adres:
Bizim Anadolu, “Söz Sizde”, C.P. 1141, Succ. Desjardins,
Montréal (Québec) H5B 1C3 Faks: (514)593-8698 -
bizimanadolu@yahoo.com
|
|