|
Yine 24 Nisan Yaklaşıyor
DR. AYDIN YURTÇU
24 Nisan yaklaşıyor.
Dünyanın çeşitli ülkelerinde yaşamını sürdüren Ermeniler sözde Ermeni
soykırımı suçlamalarını bir kez daha Osmanlı İmparatorluğu'na ve
Türkiye Cumhuriyeti'ne yöneltecekler, basın yayın yollarıyla yürüttükleri
siyasal eylemlerini yoğunlaştıracaklar. Özellikle 1915'te Osmanlı
İmparatorluğu'nun Doğu Anadolu'daki Ermenilere uyguladığı zorunlu
göçün soykırım niteliğinde olduğunu ve 1,500,000 Ermeni'nin yok
edildiğini söyleyecekler.
Biz hukuksal
kanıtı olmayan bu suçlamaları kabul etmiyoruz. Yaklaşık yüz yıl
önce Osmanlı Ermenilerinin devlete karşı isyan ettiklerini, düşmanlarımızla
işbirliği yaptıklarını, Birinci Dünya Harbi'nde çeteler kurarak
özellikle Doğu Anadolu yörelerinde Müslüman halkı öldürdüklerini,
telgraf hatlarını kestiklerini, evlerimizi yaktıklarını ve ordumuza
giden araç-gereçlere saldırdıklarını, bu durum karşısında Osmanlı
hükümetinin tepki gösterdiğini ve verdiği zorunlu göç kararının
güvenlik önlemi olduğunu, göçün uygulanması süresince Ermenilerin
güvence altında olmasını içeren devlet emirlerine rağmen öldürme
olaylarının çeşitli nedenlerle önlenememiş olduğunu, o acı olaylarda
görevlerini yapmayanların Osmanlı hükümetince ağır cezalara çarptırıldığını
söylüyoruz.
Karşılıklı suçlamalar
yalnızca Ermeniler ile Türkler arasında olmuyor. Ermeni ve Türk
olmayan bireyler ve tarihçiler de birbiri ile örtüşmeyen yorum ve
saptamalar yapıyorlar. Bu düşünce ve görüş değişikliklerini tüm
ayrıntılarıyla belirtmeye Bizim Anadolu'nun sayfaları yetmez.
Sayın okurlara birkaç örnek veriyorum:
27 Kasım 1913
- Şubat 1916, yani 26 ay süre ile Amerika'nın İstanbul büyükelçiliğini
yapmış olan Henry Morgenthau tüm demeçlerinde ve daha sonra
yayınladığı kitabında Osmanlı hükümetinin Ermenilere resmen kıyım,
işkence ve çeşitli haksızlıklar uyguladığını belirtmiştir.
1919-1927, yani
uzun süre Amerikan donanmasının Türkiye sularındaki komutanlık ve
yüksek komiserlik görevini yapmış olan Amiral Mark Bristol
Washington'a ilettiği raporlarında Ermenilerin kıyıma uğradıkları
haberlerinin asılsız olduğunu, bu haberlerin Ermenilere zarar vereceğini
ve Amerikan hükümetinin yanlış suçlamalara ortak olmaması gerektiğini
yazmıştır.
Günümüzde bazı
tarihçiler ve araştırmacılar Osmanlı İmparatorluğu'nu soykırımcılıkla
suçlamaktadırlar.
Bazı tarihçiler
ve araştırmacılar Osmanlı Ermenilerini devlete ihanet etmiş olmakla
ve çok sayıda Türkü öldürmüş olmakla suçlamaktadırlar.
Bazı tarihçiler
ve araştırmacılar ise karşılıklı suçlamalara dengeli yaklaşmayı
yeğliyorlar. Ermenilerin uğradıkları can kayıplarının bilincinde
olduklarını, harp koşulları nedeniyle meydana gelen olaylarda Müslüman
halkın da can kaybına uğradığını belirtiyorlar. Elde ettikleri kanıtlara
göre Türkler ve Ermeniler arasındaki silahlı çatışmaların Müslüman
ve Hıristiyan güçlerce kışkırtıldığını, hastalık, kıtlık ve kötü
doğa koşulları gibi unsurların etkisiyle her iki cephede çok sayıda
insanın ölmüş olduğunu, geniş kapsamlı araştırmalar yapılması gerektiğini
vurguluyorlar.
Daha önce belirttiğim
gibi, birbiriyle örtüşmeyen yorum ve saptamaların sonu gelmiyor.
Bu durum süregelsin,
T. C. Başbakanı R.T. Erdoğan Ermeni, Türk ve bağımsız tarihçilerin
Ermeni suçlamalarını incelemelerini ve belgelerin araştırılmasını
öneren 13 Nisan 2005 tarihli bir mektubu Ermenistan cumhurbaşkanına
yolluyor. Yanıt almıyor.
Kendilerine
soykırım bilginleri adını veren bir topluluk T. C. Başbakanı R.
T. Erdoğan'a yolladıkları Haziran 7, 2005 tarihli mektupta Türkiye'nin
"Ermeni soykırımı"nı tanımasını istiyor. Yanıt yok.
Karşılıklı savlar
durmuyor. Başbakan R. T. Erdoğan 5 Kasım 2007 Pazartesi günü
Washington'da önerisini yineliyor. Ermeni, Türk ve bağımsız tarihçilerin,
hukuk uzmanlarının ve arkeologların Ermeni suçlamalarını incelemelerini
istediğini söylüyor. Türkiye Cumhuriyeti'nin ödeyemeyeceği bir borcu
olmayacağını, Ermeniler suçlu ise onların tarihleri ile hesaplaşması
gerektiğini vurguluyor. Başbakanın bu önerisi dünya kamuoyunca olumlu
karşılanıyor. Bekliyoruz.
Bu yazıyı yazmışken
kişisel düşünce ve duygularımı da özetlemek istiyorum: Türkler ve
Ermeniler yüzyıllar süresince aynı bayrak altında yaşadılar. Osmanlı
İmparatorluğu zayıflamaya ve saldırılara uğramaya başlayınca durum
değişti. Saray katılaştı, şüpheci oldu, yaptırımlara girişti. Fırsatçı
Ermeniler ise özgürlük yolunda umutlandılar, silahlı çeteler oluşturdular.
Hiç de istenmeyen olaylarda canlar yandı, yuvalar yıkıldı, topraklar
kan gölüne dondu. O üzücü olayların yarattığı ruhsal yaralar, ailelerde,
toplumlarda ve ulusal düzeylerde derin izler bıraktılar. Ruhsal
yaralar çabuk iyileşmezler. Aradan 93 yıl geçmiş bulunuyor. Emeni
teröristlerin 1970-80'lerde işledikleri cinayetler o yaraların üstüne
tuz biber ekti. Tartışmalar, öfkeli sözler, duygu dolu savunmalar
sağlıklı konuşma ve karşılıklı anlaşmalara engel oldular ve oluyorlar.
İnsanlar başkalarının acısını anlarlar ve kendi acılarının da anlaşılmasını
ılımlı biçimde isterler ise belki, evet belki daha dengeli bir ortam
yaratabilirler. Agos Gazetesi'nin Genel Yayın Yönetmeni sayın
Etyen Mahçupyan'ın Bizim Anadolu'da yayınlanan söyleşisinde
belirttiği gibi, bizlerin önemli bir sorumluluğumuz var: Konuşmak.
Ermeni kökenli vatandaşımız sayın Mahçupyan diyor ki,
"Eğer konuşmaktan kaçınıyorsak ve birileri bizi suçluyorsa
haklıdır". Ben bu konuları, çok sevdiğim Ermeni kökenli
vatandaşlarımızla rahatça tartışıyorum. Öteki ülkelerden gelen Ermeniler
ise, "İlk önce Ermeni soykırımını tanıyın, ondan sonra
konuşalım" diyorlar. Böyle uzlaşı olur mu? Karşınızdaki
insan hem yargıç, hem savcı, hem bilirkişi kesilirse konuşma neye
yarar? Her çatışmaya soykırım damgası vurulur mu?
Unutmayalım
ki, hemen tümümüz 1915'ten sonra doğduk. Konuşma, tartışma ve dinleme
ortamlarında geçmişe yönelik ve geçmişten gelen kin, nefret, intikam
ve siyasal dayatmaları, saplantıları bir yana bırakırsak, kendimizi
zemzem suyu ile yıkayıp aklamadan vaz geçersek, öyle sanıyorum ki
Türkler ve Ermeniler olarak ortak tarihimizle barışırız, olumlu
konuşuruz ve birbirimizi anlamaya çalışırız.
Mart 2008
| OKUYUCUYA
ÇAĞRI!
Sevdiğiniz,
sevmediğiniz, kızdığınız, hoşunuza giden ya da gitmeyen olayları
bize yazınız.
Tartışmak istediğiniz konuları, tepki gösterdiğiniz olayları
diğer okurlarla paylaşınız. Köşemiz tüm tepki duyanlara açık.
İmzasız, adressiz ve telefonsuz yazılar yayınlanmaz. Yazınız
elektronik iletiyle de gönderilmiş olsa, lütfen sizinle iletişime
geçebileceğimiz telefon ve posta adresinizi yazınız. Yazılarınız
300 sözcüğü geçmemeli. Yazılar, yer durumuna göre, içeriği
korunarak kısaltılabilir. Yazınız için bizi aramanıza gerek
yok. Yazınız yayın izlencesine alınacak olursa, sizinle iletişime
geçilecektir.
Adres:
Bizim Anadolu, “Söz Sizde”, C.P. 1141, Succ. Desjardins,
Montréal (Québec) H5B 1C3 Faks: (514)593-8698 -
bizimanadolu@yahoo.com
|
|