|
Sınırsız Demokrasi Avcıları İçin Manifesto - III
Şevket Çorbacıoğlu
Geçen
sayıdan devam.
DEVAM EDELİM.
Bahman Nirumand'ı dinlemeye, dahası okumaya devam edelim. Edelim
çünkü, Türkiye'mizi Dünyanın tek karanlık odağı İran'a benzer bir
ülke haline getirmeye çalışan ABD denen KARANLIKLARIN EFENDİSİNİN
gerçek yüzünü okuyup görmeye toplumumuzun gereksinimi var:
"…Bu
çatışmalardan rahatsız olduk; kadın sorununun güncelleşip ön plana
geçmesini istemiyorduk! "Asıl mücadele, emperyalizme ve kapitalizme
karşı verilmelidir" diyorduk. Kadın sorunu bir yan çelişkiydi,
ana çelişki sömürüydü. Kadının giyim sorunu, emperyalizme karşı
verilen mücadeleyi baltalamamalıydı!
Peçesiz,
başörtüsüz sokağa çıkan kadınlar artık açıkça, gözümüzün önünde
dövülüyordu. Bazı kadınların yüzüne kezzap atılıyordu.
Biz ise hâlâ
büyük laflar ediyorduk; bu tür olayları devrimin kaçınılmaz sancıları
olarak görüp umursamıyorduk! "İttifak",
"Eylem Birliği" gibi
terimlerin peşinden koşup duruyorduk.
Humeyni,
"Bütün sorunlarımızın sebebi, cemiyetimizdeki ahlaksızlıklardır.
Bunların kökünü kazımalıyız" diyor; genç mollalar terör estiriyordu.
Kitabevleri yağmalanıyor; gazete bayileri ateşe veriliyordu.
Şiraz'da
"İslam Mahkemesi" eşcinsel ve fahişe olduğu gerekçesiyle
dört kişiyi idam ediyordu. Benzer olay Tahran'da da gerçekleşiyor,
üç fahişe ve üç eşcinsel kurşuna diziliyordu.
Sesleri ve
görüntüleriyle erkekleri tahrik ettikleri için kadın spikerler televizyondan
kovuluyor; uyuşturucu olarak görülen müzik yasaklanıyordu. Alkol
içen, kırbaç cezasına çaptırılıyordu.
Şimdi düşünüyorum
da, insan zamanla her türlü aşağılanmaya alışıyor galiba. Hiçbirini
görmüyorduk; basmakalıp analizlerimizin doğru olduğuna o kadar inanıyorduk
ki!..
Oysa toplum
hızla dincileştiriliyordu. Alınan her kararda "Tamam bu sonuncusu"
diyorduk. Ama arkası hep geliyordu.
Kızların
evlenme yaşı 18'den 13'e düşürüldü. Parfüm, ruj, saç boyası, mücevher
gibi kadın malzemelerinin yurda girişi yasaklandı. Kadın çamaşırı
satan mağazaların vitrinlerine sutyen, kombinezon vs. koymasına
bile izin yoktu.
Kamu dairelerinde
kadın memurlara tesettüre girme emri çıkarıldı.
Aslında birçok
aydın kadının üye olduğu kadın dernekleri vardı. Onlar kendi küçük
çevrelerinde "hamilelik tatilinin uzatılması", "eşit
işe eşit ücret" gibi talepleri tartışıyorlardı.
Biz aydınlar
hep aynı düşüncedeydik: Demokrasi ve özgürlüğe geçiş sancılarıydı
bu tür vakalar! Abartmaya gerek yoktu.
Hepimiz "ana
çelişki" üzerinde duruyorduk; öncelikle dışa bağımlılık ve
ekonomik krizden kurtulmalıydık.
Üç ay önce
Humeyni, Paris'te komünistler de dahil olmak üzere her görüşün rahatça
örgütleneceği bir demokrasiden, özgürlükten bahsederken, şimdi tüm
solcu, milliyetçi ve liberalleri İslam düşmanı ilan etmişti.
Bu sözler üzerine ilk protestomuzu yaptık. Mitingimize bir milyonu
aşkın insan geldi.
Mollaların
en iyi siyasi stratejileriydi; işlerine gelmediği zaman hemen gündemi
değiştiriyorlardı. Referandum meselesini gündeme getirdiler. Halka
soracaklardı: "İslam Cumhuriyeti"ni istiyor musunuz, istemiyor
musunuz?"
Kuşkusuz
bu bir oyundu; halkın yüzde 65'inin okuryazar olmadığı bir ülkede
kim ne anlardı cumhuriyetten?
Yapılan propaganda
belliydi; dediler ki: "İslam'a evet mi, hayır mı diyorsunuz?"
Biz bu oyunu
biliyorduk ama şöyle düşünüyorduk: "Önemli olan cumhuriyettir;
serbest seçimlerdir; demokratik haklardır; özgürlüklerdir. İslam
Cumhuriyeti bunu sağlayacaksa neden karşı çıkalım?"
Ancak bazı
küçük kesimler bu oyuna gelmemek için referandumu boykot ettiler.
Sonuçta,
"evet" diyen 20 milyon, "hayır" diyen ise sadece
140 bindi.
Mollalar
bu referandum sonucunu çok iyi kullandılar. Güya tüm ülke yaptıklarını
onaylıyordu. Artık televizyondan sonra basın da ellerine geçmişti.
Sanki tüm muhaliflerin sayısı 140 bin kişi gibi gösterdiler. Halbuki
20 milyon içinde bizim oyumuz da vardı. Ama artık bizim sesimizin
çıkmasına izin verilmiyordu.
Mollalar
güçlendikçe saldırganlaştılar.
Örneğin,
tirajı bir milyon olan liberal "Ayendegan" Gazetesi"ni
kapattırdılar. Sıra sonra "Kayhan" Gazetesi"ne geldi;
muhalif yazarların işten çıkarılmasını sağladılar.
Tüm bu olanları
protesto etmek için mitingler düzenlemeye başladık. Ama iş işten
geçmişti artık; insanlar yılmıştı, korkuyordu.
Özgürlük,
demokrasi ve bağımsızlık için ayaklanan halkın, bu kadar kısa sürede
değişeceğini düşünememiştik.
Sanmıştık
ki, mollaların gerici yasalarına / kurallarına halk karşı çıkacak.
Halbuki tersi oldu; mollalar yasak, sansür getirdikçe arkalarından
gidenlerin sayısı arttı.
Örtünmek
moda oldu!
Tüm bunlara
"gelip geçici bir fırtına" diye bakmak ne büyük yanılgıydı.
Komünistlerden,
solculardan, demokratlardan, milliyetçilerden sonra liberal İslamcılar
da zamanla mollaların hedefi oldu.
Şah döneminden
daha çok insan cezaevlerine konuldu; idam edildi.
Milyonlarca insan canını kurtarmak için yurtdışına kaçtı.
Kaçanlardan
biri de bendim.
Umarım bizim
hatalarımızdan birileri ders çıkarır…"
Kaynak:
Soner Yalçın
evesbere@mynet.com
Ocak 2008
Sınırsız Demokrasi Avcıları İçin Manifesto
- II
Sınırsız Demokrasi Avcıları İçin
Manifesto - I
| OKUYUCUYA
ÇAĞRI!
Sevdiğiniz,
sevmediğiniz, kızdığınız, hoşunuza giden ya da gitmeyen olayları
bize yazınız.
Tartışmak istediğiniz konuları, tepki gösterdiğiniz olayları
diğer okurlarla paylaşınız. Köşemiz tüm tepki duyanlara açık.
İmzasız, adressiz ve telefonsuz yazılar yayınlanmaz. Yazınız
elektronik iletiyle de gönderilmiş olsa, lütfen sizinle iletişime
geçebileceğimiz telefon ve posta adresinizi yazınız. Yazılarınız
300 sözcüğü geçmemeli. Yazılar, yer durumuna göre, içeriği
korunarak kısaltılabilir. Yazınız için bizi aramanıza gerek
yok. Yazınız yayın izlencesine alınacak olursa, sizinle iletişime
geçilecektir.
Adres:
Bizim Anadolu, “Söz Sizde”, C.P. 1141, Succ. Desjardins,
Montréal (Québec) H5B 1C3 Faks: (514)593-8698 -
bizimanadolu@yahoo.com
|
|