|
Sınırsız Demokrasi Avcıları İçin Manifesto - II
Şevket Çorbacıoğlu
Geçen
sayıdan devam.
Zamanla, iki
ülkenin siyasi ve iktisadi olarak dışa bağımlılığı arttı. ABD küresel
efendileri oynamayı üstlenerek komünizmi tek tehlike gösteren projelerini
yaşama geçirmeye başladı ve solcuları ezmek ve ezdirmek, yok etmek
için her yola başvurdu.
13- Ülkemizde; Devlet güçleri, sola karşı diğer güçlerle ittifak
yaptı. Emperyalistlerin amacı İslamcı hareketleri güçlendirmekti.
Bunun için de yeşil kuşak projesini yaşama geçirdi. Yani petrodoları
için, doların ve İslamın yeşilini harmanlamaya başladı. 1970'li
yılların son dönemi ABD küresel efendiliğini tescil ettirmenin düğmesine
bastı. Rusya Afganistan'a girmişti. ABD'nin kontrolündeki Şah ise,
İran'ı terk etmişti. Türkiye'de büyük bir sol dalga vardı. Bunların
önü alınmalıydı.
Önü alındı da:
Türkiye'de 12 Eylül 1980 askeri darbesini yaptırıp, İslamcıları
kuvvetlendirerek solu ezdirdiler. Bu dönemlerdi, mavi gözlü, kızıl
sakallı, ellerinde yeşil şeriat bayrağı, ceplerinde yeşil dolarlarla
CUMA NAMAZLARININ radikal İslam militanı görünümlü CIA ajanlarının
cirit attığı dönem. Refah ve AKP iktidara gelinceye dek, bunların
çoğunu grantuvalet ABD elçiliğinden çıkarken gözlemledik.
İran'da da solculara
karşı mollaları desteklediler. Tüm bunlar emperyallerin oyunuydu.
ÖTEDEN BERİ
SIRADAN HALKIN YÜZEYSEL OLARAK ANLATTIĞI SONER YALÇIN'IN
SİSTEMATİK İRAN SAPTAMALARINA LÜTFEN DİKKAT:
ABD, Şah'tan
umudunu kesince mollaları destekledi. İran'da mollaları yok etmek
isteyen askerlerin elini kolunu bağladı.
Şah Rıza Pehlevi,
ölmeden birkaç hafta önce, "Amerika ve İngiltere yerine
muhalefeti yok etmek isteyen askerleri dinleseydim, ülkeyi terk
etmek zorunda kalmazdım" diye açıklama yaptı.
ABD, Sovyetler
Birliği'ni, İslam ülkeleriyle kuşatıp içindeki İslamcı halkları
ayaklandırarak yıkacağını hesaplıyordu.
Örneğin: Şah
gittikten sonra, ülkenin başında kalan sosyal demokrat Başbakan
Bahtiyar "İslam Cumhuriyeti'ne izin vermeyeceğim"
diyordu.
Genelkurmay
Başkanı Karabagi, Bahtiyar'ı destekliyordu. Bahtiyar,
ABD ve İngiltere'ye danıştı. Tabii ki destek alamadı. Mollalar
şanslıydı; dünya siyasal konjonktürü onların lehineydi.
Sonunda Humeyni,
Tahran'a geldi. Yerleştiği "Refah Okulu"nda,
liberal-İslamcı Mehdi Bazargan'ı Başbakan ilan ettiğini açıkladı.
ABD ve Avrupa
bu "Ilımlı İslamcı" atamadan mutlu oldu.
(Bu mutluluk ABD'nin rutin yanılgısıydı -11 Eylül 2001 ikiz kulelere
saldırı bile bu rutinliği bozamadı-).
Mollalar güçlendikçe
iktidara yerleşti.
Yeni hedefleri,
halkın oylarıyla Cumhurbaşkanı olan liberal Müslüman Beni Sadr
idi.
Askerler bu
kez Beni Sadr'ın imdadına yetiştiler; darbe yapabileceklerini
söylediler. Sadr darbe istemedi ve yurtdışına kaçmak zorunda kaldı.
Mollalar iktidara
yerleşti. "Ilımlı İslam projesi" istemiyorlardı.
(ABD Ilımlı
İslam projesiyle radikal İslamcılara avlandığını hâlâ anlamamış
olsa gerek ki, AKP ile bu projeyi yaşama geçirebileceğini zannediyor.
Özellikle Ilımlı İslamın teorisyeni imiş gibi beslediği F. Gülen
-ki o olup olmadığı konusunda ?????'lerim var kafamda.. Niçin 77
dil bilen bir CIA ajanı olmasın ki??!!. Kim bilir, asıl FG nerde
gömülü?..-)
Türkiye'deki
İslami hareket ile İran'daki mollaları destekleyen güçler arasında
benzerlikler vardır. Çünkü yapısal farklılıklar olsa da taban aynıdır.
İran tarihine
bakıldığında, mollaların devlete karşı ayaklandığı görülmemişti;
fakat sonunda ayaklandılar (Bizim Nakşiler de devlete son derece
bağlı, fakat son zamanlarda tavırlarını değiştirdiler). Mollaları
dinci bazaar esnafı ve bazı çıkarcı liberal sermaye destekledi (Bizde
de öyle değil mi? Örneğin kombasanlar, Beğendikler, İhlas Holdingler,
Yimpaşlar v.s.)
Mollaların örgüt
platformu Camiler, etki alanları varoşlar oldu. (Peki bizde durum
farklı mıydı? Aynı mekânlar dincilerin alanı olmadı mı? Camilerle
ve kuran kurslarıyla bizde de aynı süreç işlemiyor mu?) İran'da
din adamlarının siyasal örgütlenme gücünün en büyük dayanağı camilerdeki
komiteler, girdikleri yoksul mahallelerde etkin olmaya başladı (Siyasi
sit alanı dediğim varoşlar / gecekondu alanları, bizde de aynı amaçların
platformu oldu. Çünkü mollalar için Camiler cihat birliklerinin
hücre evi gibi işletilirken, bizde de benzer mekânlar işletildi.
Solcu varoş mahallelerinin yoksulları akın akın mollaların arkasından
yürürken, bizimkiler ayni ve nakti yardımlarla dinden geçinenlerin
peşinde yürür oldu. Ülkemizde Sol eski enstrümanını nasıl da kaptırdı?
Eskiden sol yoksulla geçinirdi. Ona yardım eder, onu yaşardı. AKP
aksine yoksuldan geçinmeye başladı; onu değil, kendini yaşamak için).
Şimdi ben de
S. Yalçın gibi soruyorum: Türkiye, İran'a benziyor mu?
Benzemenin ötesinde
ABD'nin Ilımlı İslam projesinin en acımasız platformuna doğru giden
bir yapısı var ülkemin. Şu bir gerçek ki, ABD bir kez daha yanılacak,
ta ki kendini yok edinceye dek yanılgısı sürecek…
Türkiye post
modern molla rejimine doğru koşuyor.
Türkiye'yi çok
az da olsa şanslı görüyorum. Bunun için iki olasılık var: Birincisi,
Türkiye'nin İran örneğinin iyi kullanması. İkincisi, ABD'nin aklını
başına devşirip, dahası; Ufuk Güldemir'in (Sedat Ergin'in
olduğunu söyleyenler var) KANAT OPERASYONU kitabında
işlediği gibi, İran deneyimini iyi kullanıp, Ilımlı İslam projesini
ılımlı kimliklere teslim etmesi….
Düşük olasılıklar.
Bu nedenle diyorum ki, Anadolu insanına (Kürt, Laz, Türk, Gürcü
v.d) eğer karanlığın gülen yüzünü ve de ABD'nin gerçek yüzünü göstermek
istiyorsak; İranlı gazeteci-yazar ve İRAN kitabının
yazarı Bahman Nirumand'ın şu söylediklerini tekrar tekrar
anlatalım:
"MERHABA.
Benim adım Bahman Nirumand. İranlı bir gazeteci-yazarım.
Şah'ın devrilmesinde
aktif rol oynayanlardanım.
Ve aynı zamanda
mollaların, demokrasi ve özgürlük getireceğine inanan milyonlarca
solcu, demokrat, liberal ve milliyetçi insandan biriyim.
Evet, Humeyni
yeryüzünde cenneti vaat etti bize. Demokrasi gelecek, kimse fikirleri
ve siyasal görüşleri yüzünden tutuklanmayacak, işkence yapılmayacak,
kadınlara eşit haklar verilecek, giyim serbest olacaktı.
Şah'ı devirdikten
sonra mollaların camiye geri döneceklerinden emindik. Devleti yönetecek
durumda olduklarına inanmıyorduk.
Yanıldık.
Kitaplardan ezberlediğimiz cümleleri, içi boş kavramları birbirimize
söyleyip duruyorduk.
Her şey 14
Ocak 1979 tarihinde değişti. Şah, İran'ı terk etti. Ardından İran
tarihinin en büyük yürüyüşü Tahran'da yapıldı. Sansür, yasak yoktu,
istediğimiz gibi bağırıyorduk.
Fakat mitingde
ilk dikkatimi çeken, kim liberal Musaddık ya da solcu şehitlerin
resimlerini taşıyor ise mollalarca dövülüyordu.
Pek üzerinde
durmadık bu olayın,
"Hele bir kurtlarını döksünler, sonra sakinleşirler"
diye
düşündük.
Ertesi gün
gazetede, bir hırsızın genç mollalar tarafından yakalanıp, adına
"İslam
Mahkemesi" denilen
bir mahalli heyet tarafından 35 kamçı cezasına çaptırıldığı haberini
okuduk.
Haberi ciddiye
almadık; "Üç
beş sapsızın işi" dedik.
Bu arada
bira-şarap fabrikalarının yakılması, sinemaların tahrip edilip filmlerin
sokaklara atılması gibi olayların üzerinde hiç durmadık. "Ufak
tefek şeylerin"
toplumun demokrasi ve ulusal bağımsızlık yolundaki çabaları etkilemesini
istemiyorduk.
Biz bunları
söylerken, mollalar tarafından, kadın ve erkeklerin yan yana yüzemeyecekleri;
okullarda aynı sınıflarda olamayacakları; birlikte spor yapamayacakları
gibi gerici kararlar ardı ardına alınmaya başlandı. "Müslüman
kadınların yanında orospuların yeri yoktur"
denilerek kadınlara örtünme zorunluluğu getirildi. Özellikle üniversitelerde
bu yüzden çatışmalar çıktı.
Bu çatışmalardan
rahatsız olduk; kadın sorununun güncelleşip ön plana geçmesini istemiyorduk!
"Asıl
mücadele, emperyalizme ve kapitalizme karşı verilmelidir" diyorduk.
Ana çelişki sömürüydü. Kadının giyim sorunu, emperyalizme karşı
verilen mücadeleyi baltalamamalıydı!.."
SÜRECEK
Aralık 2007
Sınırsız
Demokrasi Avcıları İçin Manifesto - I
| OKUYUCUYA
ÇAĞRI!
Sevdiğiniz,
sevmediğiniz, kızdığınız, hoşunuza giden ya da gitmeyen olayları
bize yazınız.
Tartışmak istediğiniz konuları, tepki gösterdiğiniz olayları
diğer okurlarla paylaşınız. Köşemiz tüm tepki duyanlara açık.
İmzasız, adressiz ve telefonsuz yazılar yayınlanmaz. Yazınız
elektronik iletiyle de gönderilmiş olsa, lütfen sizinle iletişime
geçebileceğimiz telefon ve posta adresinizi yazınız. Yazılarınız
300 sözcüğü geçmemeli. Yazılar, yer durumuna göre, içeriği
korunarak kısaltılabilir. Yazınız için bizi aramanıza gerek
yok. Yazınız yayın izlencesine alınacak olursa, sizinle iletişime
geçilecektir.
Adres:
Bizim Anadolu, “Söz Sizde”, C.P. 1141, Succ. Desjardins,
Montréal (Québec) H5B 1C3 Faks: (514)593-8698 -
bizimanadolu@yahoo.com
|
|