Okurlar - Görüşler


Küreselleşme Üzerine

Küreselleşme, gündelik dile giren ve sorgulanmayan bir kavram. Sadece burjuva ideologları değil, solun çeşitli kesimleri de bu kavramı nesnel bir gerçekliğin ifadesi olarak kullanmakta.

Neo-liberal ideologların savı olan küreselleşme (Globalizm), dünya ekonomisinin yeni bir aşamaya girmiş olduğu iddiasına dayanıyor. Bu iddiaya göre, artık ulus-devlet önemini yitirmiştir. Hükümetlerin ve işçi sınıfının küresel ekonomi ve rekabet karşısında müdahale şansları yoktur. Yani kapitalizmin krizsiz, devrim gibi felaketlerle karşılaşmadan gelişmesi bu son aşamayla mümkün hale gelmiştir.

Tezler

Dünya ekonomisinin yeni bir aşamaya ulaştığını iddia edenler bir dizi teze sahip. Küreselleşme olarak adlandırılan bu yeni aşama, üretim ve pazarlamanın uluslararasılaşması ile başlamıştır. Şirketler bu aşamada uluslararası piyasaya her zamankinden daha bağımlıdır. Ayakta kalabilmeleri için çokuluslu bir hale gelmeli, ulusal sınırları yok sayarak, bizzat üretimin kendisini uluslararası ölçekte örgütlemelidirler.

Üretimin uluslararası örgütlenmesi, hükümetlerin ve işçi örgütlerinin müdahalelerini boşa çıkartacaktır. Hükümetin müdahalesiyle ya da işçilerin reform talepleriyle karşılaşan sermaye, oradan sorunsuz bir bölgeye geçecektir. Küresel bir hareket yeteneğine sahip olan sermaye, emeğin en ucuz olduğu yere taşınacaktır.. Kısacası, en ılımlı reform taleplerini bile kazanmak artık imkânsızdır.

Peki ya gerçeklik

Küreselleşme, iddia edildiği gibi yeni bir olgu ya da aşama değil. Üstelik, küreselleşmeyi kanıtladığı iddia edilen tezlerle gerçeklik arasında önemli farklılıklar var.

Uluslararası ölçekte pazar arayışı ve fonların devlet sınırlarını aşarak hareket etmesi, kapitalizmin ortaya çıkışından beri başlıca özelliklerinden biri oldu. Komünist Manifesto'yu 1848 yılında kaleme alan Marks ve Engels şu satırlarda kapitalizmi tasvir etmekteydi:

"Durmadan genişleyen bir pazar ihtiyacı burjuvaziyi küremizin tüm yüzeyi boyunca kovalıyor. Her yerde yuvalanmak, her yere yerleşmek, her yerde ilişkiler kurmak zorunda kalıyor. Dünya pazarını sömürmesi sonucu, burjuvazi her ülkede üretime ve tüketime kozmopolit bir nitelik verdi. Tüm eski ve yerleşik sanayiler yıkıldı veya her geçen gün yıkılıyor. Yeni sanayiler tarafından kenara itiliyorlar... Yeni sanayiler artık yerel hammadde değil, dünyanın en uzak bölgelerinden gelen hammaddeleri kullanıyorlar; ürünleri evde değil, kürenin dört bir köşesinde tüketiliyor... Eski yerel ve ulusal kapalılığın yerine şimdi her yönde karşılıklı ilişkiler var, ulusların evrensel karşılıklı bağımlılıkları var".

Kapitalizmin küresel işlemlerinin 19. yüzyılın ikinci yarısındaki büyümesi son otuz yıldaki büyümesine eşitti. Gecen yüzyıl, bir öncekine göre hükümetlerin mal ve sermaye akışına daha çok müdahalesine sahne oldu. İhracat, 1960-1990 yılları arasında dünya üretiminin yüzde 20'si düzeyine erişti, ancak üretimin yüzde 80'i üretimin yapıldığı ülkenin iç pazarına yöneldi.

Uluslararası ticaret 19. yüzyılın ikinci yarısına kıyasla 1950-1960 arası hızlı büyüme gösterdi. Ancak ileriki yıllarda bu büyüme durdu. Ticaretin büyümesinden çok, doğrudan yabancı sermaye yatırımlarının 1980'lerin ortasından itibaren hızlı artışı daha önemli bir gelişme; ve küreselleşme teorisyenlerini bu olguya dayandırmaya çalışıyorlar. Buradan yola çıkarak sermayenin yeryüzünün her yerine eşit olarak yayıldığı, düşük ücret ve kâr için bir yerden bir başka yere aktığı, üretim tesislerinin beş kıtada eşit olarak dağıldığını iddia etmekteler. Ancak ticarette olduğu gibi yatırımda da bu iddia doğru değil.

Dünyanın en büyük 100 şirketi, satışlarının yarısını veya daha fazlasını yabancı ülkelerde gerçekleştiriyor. Fakat sadece 18 tanesinin özvarlığının yarıdan fazlası ve sadece 19'unun personelinin en az yarısı yurtdışında bulunuyor. Bu şekilde uluslararasılaşmış olan çokuluslu şirketler, kendi ayak bastıkları ülke ya da yakındaki sanayi bölgelerine yatırım yapıyorlar. Çokuluslu şirketler, gelişmiş kapitalist merkezlere yatırım yapmayı tercih ediyorlar. Dünya çapında toplam yatırımların dörtte üçü Kuzey Amerika, Batı Avrupa ve Japonya'da yoğunlaşıyor. Sermayenin yer yüzüne eşit olarak yayıldığı ve yatırım yaptığı tezi tamamen yanlış.

Sermaye küresel bir hareketle emeğin ucuz olduğu yerlere kaçabiliyor mu? Bu o kadar kolay değil. Son otuz yılda üretimdeki değişiklikler vasıflı emeğin önemini artırıyor. Ayrıca teknoloji yoğun üretim, sabit yatırımların daha da önem kazanmasına neden oluyor. Bir çok çokuluslu şirket yatırımlarını güvence altına almak için ayak bastığı ulus-devletle yoğun ilişkilere giriyor; bu ilişkilerden kaynaklanan ayrıcalıklarla diğer sermaye gruplarıyla rekabet edebiliyor.

Olanaklar

Kapitalizm her zaman uluslararasıydı. Sermaye her zaman en kârlı alanlarda faaliyet göstermeyi seçti. Üretimin ulusal sınırları aşma eğilimi başından beri vardı. Ancak sermaye dünyaya yayılmak için her zaman bir ulusal veya bölgesel tabana, bir ulus-devlete dayandı.

Dünya ekonomisi son otuz yılda önemli değişimler geçirdi. Bu gelişmeler küreselleşme tezini kanıtlamıyor. Ekonominin uluslararasılaşması arttı. Ancak başından beri çelişik bir süreç olarak bölgeselleşmeyi, yerel çelişki ve parçalanmaları da beraberinde getirdi. Dünya ekonomisinin entegrasyon düzeyi arttı. Bu entegrasyon krizin etkileme çapını da genişletti. Endonezya'daki devrimci durumun bir anda dünya piyasalarını tehdit etmesi hafızalardadır. Daha da önemlisi, uluslararası sermaye ve uluslararası işçi hareketi arasındaki çelişkiler arttı. Gelir adaletsizliği son yirmi yılda korkunç bir düzeye yükseldi. Sadece gelişmiş ve az gelişmiş ülkeler arasında değil, ülkelerin kendi içlerinde de aynı adaletsizlik söz konusu. Dünyada gelir adaletsizliği konusunda birinci sırada ABD yer alıyor.

Dünya barışçıl bir dönemden son derece uzaklaştı. Ekonomik rekabet, askeri rekabetle birlikte var oluyor.

Küreselleşme, her şeyden önce bir ideoloji. Bu ideoloji kapitalizmin nihai zaferini ve işçi sınıfı hareketinin iktidarsızlığını anlatıyor. Oysa yukarıda sayılanlar, hem küreselleşme ideolojisinin açmazlarını sergilemekte, hem de işçi hareketinin önündeki bir dizi imkânı da göstermekte: Uluslararasılaşan kapitalizmin krizi daha derin ve öldürücü, dünya çapında birleşen ve ortak mücadele olanağına kavuşan işçi sınıfının eylemi daha da sonuç alıcı oluyor. Kapitalizmin sahte zafer iddialarına en iyi yanıt Seattle'da, Cenova da.... verilmedi mi?

Yusuf Demir / Montreal

Temmuz 2002

OKUYUCUYA ÇAĞRI!

Sevdiğiniz, sevmediğiniz, kızdığınız, hoşunuza giden ya da gitmeyen olayları bize yazınız.
Tartışmak istediğiniz konuları, tepki gösterdiğiniz olayları diğer okurlarla paylaşınız. Köşemiz tüm tepki duyanlara açık. İmzasız, adressiz ve telefonsuz yazılar yayınlanmaz. Yazınız elektronik iletiyle de gönderilmiş olsa, lütfen sizinle iletişime geçebileceğimiz telefon ve posta adresinizi yazınız. Yazılarınız 300 sözcüğü geçmemeli. Yazılar, yer durumuna göre, içeriği korunarak kısaltılabilir. Yazınız için bizi aramanıza gerek yok. Yazınız yayın izlencesine alınacak olursa, sizinle iletişime geçilecektir.

Adres: Bizim Anadolu, “Söz Sizde”, C.P. 1372, Succ. Desjardins, Montréal (Québec) H5B 1H3 Faks: (514)593-8698 bizimanadolu@yahoo.com