|
Dut yaprağından atlas yapan ülke:
Çin Halk Cumhuriyeti
ve Kültür Emperyalizmi - I
Sınıfların kendisini yoketme sürecinde halkların önüne, kültür emperyalizmiyle
birlikte dikilen yeni engel: SARS
38
derecenin üzerinde ateş, kuru öksürük, baş, kas ve boğaz ağrısı,
iştahsızlık, titreme ve halsizlik ile başlayan, insan vücudu dışında
da 24 saat yaşayabilen, 'corona' virüslerinin bir türevi olan SARS
(Severe Acute Respiratory Sydrome), Türkçe adıyla 'Ani Gelişen Ciddi
Solunum Yetmezliği Hastalığı' tüm dünyada yayılmaya devam ediyor.
Mayıs 2003 tarihi itibarıyla ölenlerin sayısı 449. Hastalık şu anda
6.000'e yakın insanda görüldü. Hastalık damlacık ve dışkı yoluyla
bulaşıyor (Hapşırma, öksürük veya kanalizasyon). Hastalığa yakalananların
% 6'sı ölüyor. Hastalıktan korunmak için insanlarla 1 metreden daha
yakın bir konumda konuşmamak, sık aralıklarla ellerin ve yüzün sabunla
yıkanması, genel tuvaletlerin kullanılmaması, hiçbir yere dokunulmaması,
hastalığın görüldüğü ülkelere seyahat edilmemesi ve N95 kodlu maske
kullanılması tavsiye ediliyor. Dünya Sağlık Örgütü (WHO), Sars'ın
Çin'in güneyindeki Guangdong'da küçükbaş hayvanlarla (özellikle
domuz çiftlikleri) temas içinde olan insanlar arasında yayıldığını
iddia ediyor. Yani hastalığın hayvanlardan bulaştığını söylüyor.
WHO
hastalığın ilk oluşma tarihini Kasım 2002 olarak veriyor. Bazı bilim
adamları ise, "Eğer insan veya hayvandan bulaşıyorsa, tarih
içinde mutlak vaka veya vakalar olması gerekirdi." diyorlar.
Yani yeni bir virüsün yeni bir mikrop demek olduğunu, ne insanların
ne de hayvanların yeni olduğunu, yeni olan tek şeyin teknoloji olduğunu,
teknolojinin yeni bir hastalık üretmeyeceğini, ancak teknoloji ile
yeni bir hastalık üretilebileceğini söylüyorlar. Sars hastalığı
ile Çin Halk Cumhuriyeti arasındaki ilişkiye gelince; 1949 yılında
bir ilkokul öğretmeni (Mao Zedung-1893-1976) tarafından temeli atılan
Çin Halk Cumhuriyeti, 2002 verilerine göre % 8'lik büyüme hızına
ulaşmış bir ülke. Buna karşılık suya aç bir sünger gibi, dünya halklarının
tüm değerlerini sömüren ABD ekonomisi 2002 yılında % 7 gerilemiştir.
Koparılan tüm yaygaralara rağmen, ABD'de sadece 2002 yılında 186
büyük şirket iflas etmiştir. % 1 bile büyüme hızını yakalamayan
ABD'ye karşı (% 0.8), Çin ekonomisi 2002 yılında % 8'lik büyüme
hızına ulaşmıştır. 2001'de bu rakam %7.3'tür. Çin'de işsizlik oranı
30 milyonluk Kanada'dan daha az olup % 4 civarındadır. Ülkenin 1
milyar 300 milyon nüfusa sahip olduğunu hatırlatmakta fayda var.
Böyle bir nüfusa sahip olmasına rağmen ABD, AB, Japonya ve Kanada'dan
sonra en büyük dış ticaret hacmine sahiptir. Faaliyette olan 700
milyonluk dev bir iş gücünün üretimidir bu. Çin bugün için fotoğraf
makinalarında dünya piyasalarının % 50'sini, klimaların % 30'unu,
televizyonların % 25'ini, buzdolaplarının % 20'sini ele geçirmiş
durumdadır. Sadece Guangdong Galanz firması Avrupa fırın piyasasının
% 40'lık payını elinde bulundurmaktadır (Bkn. Far Eastern Economic
Review). Araştırma Görevlisi Fatih Yücel, Çin yıldızının bu devasa
parlayışını sıcak paraya, yani Çin asıllı işadamlarının ülkeye aktardıkları
sermaye girişine bağlıyor. Dünya krizlerinden etkilenmeden bugünkü
yerini elde eden Çin'in bu zaferini İMF'nin politikalarına boyun
eğmeyişinde aramalıyız. Devlet yönetimi yabancı sermaye akışı için
elinden geleni yapmış, dileğine ulaşmış, ancak işletmelerini ucuz
fiyatlarla sermaye sahiplerine satmak yerine, bireysel işletme hakkı
ile işçilerine vermiştir. Tam bağımsız bir sanayiye sahip olan Çin
Devleti, modernizasyon sürecinde işçi ve köylüsünün alın terini
ülke içinde bırakmış, üretimini artırmıştı. Bu şahlanışta devlet
mülkiyetinin işletmeler üzerindeki egemenliği büyük rol oynarken,
işçiler dünyanın en düşük maliyetiyle çalıştırılmış, devlet güçlenirken
halk ucuz emek gücünü küçük paralar karşılığında satmak zorunda
kalmıştır. Çin'de işçilerin saat ücreti 0.65 $'dır. Enflasyon oranı,
% 0.7'dir.
Çin
Halk Cumhuriyeti'nin köprü başlarını tutması emperyalist egemenleri
şok ederken, bu porselen vazoyu bin bir parça edeceğini sandıkları
Sars'ın da işe yaramadığını, Sars antikor'unun bizzat Çin bilimadamlarınca
bulunması yeni rüyalarının sonunu getirmiştir. Eğer CHC bir virüs
ile yıkılabilecek bir coğrafya olsaydı AIDS ile yıkılırdı. Çünkü
bugün Çin'de bin, bin beşyüz Sars hastası değil, 1 milyon HIV virüsü
taşıyıcısı vardır. Üstelik AIDS de SARS da emperyalist ülkelerin
birincil sorunları olmaya devam ediyor. Bu yüzden CHC üst düzey
yetkilileri, ABD'nin insan hakları raporuna karşılık olarak "Camdan
evde oturanlar taş atmasınlar" isimli bir yazıyla karşılık
vermişler ve raporun sahibi olan ABD'yi topa tutarak, Amerika'daki
insan hakları ihlallerini rakamlarla deşifre etmişlerdi. Bu raporda
ABD'de 200 milyon kişinin silahla gezdiği, son 200 yılda 18 bin
kişinin idam edildiği, idam edilenlerden sadece 38'inin beyaz olduğu,
100 bin kayıtlı silah satıcısının bulunduğunu, yılda 31 bin kişinin
kurşunlanarak öldürüldüğü, ortaokul mezunlarının 5/1'inin diplomalarını
dahi okuyamadığı, 12 milyon Amerikalıdan her birinin ömrünün bir
bölümünde muhakkak evsiz kaldığı, kadınların erkeklerden daha az
ücret aldığı, 46 milyon kişinin sosyal güvenlik kartına bile sahip
olmadığı, 21 milyon insanın okuma yazma bile bilmediği, 32 milyon
Amerikalının açlık sınırında yaşadığı, uyuşturucunun, hastalıkların,
fuhuşun, ırkçılığın kol gezdiği bir ülke olduğu gibi, insan hakları
ihlalleri anlatılmaktaydı.
Fikret
Görken / Hamilton
HAZİRAN
2003
Dut yaprağından atlas yapan ülke:
Çin Halk Cumhuriyeti
ve Kültür Emperyalizmi - II
Buna karşılık Çin Halk Cumhuriyeti, ne "kapitalist oldular"
yaygaralarıyla, ne "üçbeş uçak şirketinin iflasıyla",
ne de "bir virüs" ile teslim alınabilecek bir ülke. Kötü
Hollywood filmleri, anti-komünist fragmanlar, yok sayma propogandaları
dev bir ekonomiyi çökertemez; hele hele generalinin de, erinin de
aynı elbiseyi giydiği bir ülkede. Sars ile Çin ekonomisi çökertilemez
ama, ibrenin yükselişi sabitlenmek istenebilir. Ne olabilir? Örneğin,
2008'deki olimpiyatlar Pekin'de yapılamayabilir. Yapılsa da, gelir
sağlanamayabilir.
Sanatta,
kültürde, bilimde, ekonomide koparılan tüm gürültülerin kısa zaman
içinde emperyalist egemenlerin içi boşaltılmış birer propoganda
aracı olduğu anlaşılmıştır. Gerçek saklanıyor, gündemden düşürülüyor
ve unutturuluyor. Uygulanmak istenense, hep gündemde tutularak halklar
aldatılıyor. Örneğin, bugün için İngilizcenin dünyada ençok konuşulan
dil olduğu propogandası, emperyalizmin birincil söylemidir ve yalandır.
Bugün ABD'de bile İngilizce konuşanların oranı sanıldığı kadar yüksek
değildir. Kent merkezine indiğinizde 100'e yakın dilin konuşulduğunu
görürsünüz. Otel lobisinde, havaalanı danışmasında, mahkemede, yemek
sipariş ederken veya bilet alırken İngilizce konuşmak, o ülkenin
tek bir dil konuştuğunu ispatlamaz. Hele bu ülke, her yıl sistematik
olarak farklı dilleri konuşan halk kütlelerini ülkesine göçmen olarak
kabul eden bir coğrafya ise. Örneğin bugün Kanada'da bile İngiliz
kökenli insanların genel nüfusa oranı %28'dir. Yani Kanada nüfusunun
% 72'sini anadili İngilizce olmayan insanlar oluşturuyor ve bu insanlar
kendi aralarında anadillerini konuşuyorlar. Bugün Kanada'nın en
büyük şehirlerinden biri olan Vancouver'in % 50'si Çinli nüfusa
sahiptir. Dünyanın en çok konuşulan dili İngilizce değil Çincedir.
Hatta İngilizcenin konuşulduğu tüm ülke nüfuslarından bile kat kat
daha fazladır. Dünya bilim dilinin İngilizce olduğu iddiası ise
tam bir trajedidir. Buna ayda yürüyen Rus kozmonotları da, deniz
altında kum çöllerinin inceliğini ölçen Kaptan Cousto'da katıla
katıla güler. Birisi Rusçasıyla aya çıkmış, diğeri Fransızcasıyla
okyanusların dibine inmiştir. Çinli yetkililer, ABD'nin kimse yakalayamaz
dediği ve çok güvendiği istihbarat uçağını İngilizce değil, Çince
gördükleri eğitim ile başarmışlardır. Edebiyattan örnek vermek gerekirse:
Örneğin, dünya şiirine bir top güllesi gibi inen Nazım Hikmet, şiirlerini
Türkçe yazmıştır. Burada anadili İngilizce olmayan ve çalışma alanlarında
mucizeler yaratan binlerce bilim ve düşün adamı sayabiliriz. Örneğin,
NASA'ya katılan kaç Çinli bilim adamı vardır? Ya kaç Amerikalı Çince
kurslara katılmaktadır? Asya ejderi Çince konuşmaktadır ve yarattığı
bilimsel, teknolojik, kültürel, ekonomik açılımlarıyla dünyayı şaşkına
düşürmektedir. Yaratılmak istenen İngilizce bilmemenin bilimden
uzaklaşmak olduğu yalanı, diğer adıyla kültür emperyalizmidir. Üstelik
Çinceden örnek vermek gerekirse, ister Mandarin, ister Kanton dili
olsun, gazete okumak için bile uzmanların en az 5 yılın gerekli
olduğunu söylediği, 50 bin karaktere yakın, karşınızdakini anlamaya
başlamanız için bile 2 yılın gerekli olduğu ve anlamın sürekli değiştiği,
otomatiğe bağlayamadığınız tek dil, sizi kimse anlamıyor ve kısa
zamanda sinir topu haline geliyorsunuz. Çinliler bile bazen karakterleri
parmaklarıyla havaya çizerek anlaşıyorlar. Hanzi (Çince yazma) için
ise apayrı bir eğitime giriyorsunuz. Oysa ki yaratılan hava İngilizce
bilmenin 'efor'ların en büyüğü olduğu, öğrenenin zorlukların en
büyüğünü geride bıraktığı, bilmemenin ise standartın dışında, eğitimsiz,
bilgisiz, kültürsüz kalmak olduğu yönündedir ve ilgisi yoktur. Herkes
bilimini kendi dilinde yapar, terminolojiyi takip etmek için diğer
ülke dilleriyle yazılmış eserleri okur, diğer bilim adamları da
onun dilinde yazılmış eserleri takip eder. İngilizce her ülke dili
gibi bunlardan biridir sadece; koşul ve kural değildir. Dayatılan
açıktır: "Modern dünyanın kapılarını aralamamız için şiirlerimizi
İngilizce yazmalı, şarkılarımız İngilizce olmalı, kendi ürettiğimiz
kumaşa İngilizce marka yapıştırmalı, tek tip olmalı. Amerikalılar
gibi yaşamalı ve düşünmeliyiz, idrarımızda kapuçino olmalı, hislerimiz
fason, düşlerimiz mikadan ve yüzümüz bir ekşi elmaya bile flört
etmelidir".
Peki
emperyalist egemenler niçin böyle düşünüyor? Çünkü kültür emperyalizmi
sömürünün hazırlık psikolojisidir; ülke halklarının tüm değerlerinden
arınması, sömürüyü kolaylaştırır. Başka bir deyişle, değer kaybı
eşittir sömürü hızıdır. Önce cikletleriyle gireceklerdir, sonra
jiletleriyle, sonra diliyle, müziğiyle, sonra tankı ve tüfeğiyle.
Bu yüzden McDonalds'a "masumdur" diyemiyoruz. Bu yüzden
kola geğirmenin bedelinin kehribar ağızlıkla tütün çekmenin bedelinden
daha ağırdır diyoruz. Bu, emperyalizmin bir damak tadında dahi ellerin
ayalarını, şimşirden tırnakların içini oyma arayışlarının bir örneği
sadece. Kültür emperyalizmi, sömürü balçığını kuyumcu fırçasıyla
temizleyerek gizlemeye çalışıyor. Uzun sürüyor ama, sonuçları egemenleri
hayli sevinderecek boyutta. Egemenler çok iyi bilmektedirler ki,
insanlar düşündükleri gibi değil, yaşadıkları gibi düşünürler. Bu
yüzden teoriyi üreten insan pratiğidir. Eylemi teori üretmez. Aksine,
teoriyi yapan eylemdir. Meydanlara sarı bir solüsyon gibi akan işçilerin
eylemi yaşadıklarındandır. Kendisini sömürenlerin safında yer almaması
yaşadıklarındandır. Herkesin sınıfına hizmet etmesi yaşadıklarındandır.
Herkesin teorisini üreten, pratik içinde kapladığı alandır. Bu yüzden
bir patron bir işçi gibi düşünemez. O yalnızca yaşadığı gibi düşünür.
Aynı işçiler gibi. Bu yüzden şair gibi yaşamayanlar iyi şiir yazamazlar.
Çünkü eylemi şiir gibi değildir. Bu yüzden kör arının gözlerine
dikiş atabilecek kadar titiz araştırma yapamayanlar bilimlerinde
yeterli başarıyı elde edemezler. Pratik sığ ise ürün de sığdır.
Ne
yapmalıdır öyleyse? Egemenler, insan yaşamına girmelidir. Ne olabilir,
"düşünmekten" uzak hasırdan bir sırt küfesi gibi bir beyin
üretmenin yolu? Hayır, bir beyin değil, uslu bir mamul üretmenin
yolu? Niçin enseler yumuşakken başlanmasın bu oyuna?: Büyüklere
Pekos Bill, küçüklere pikacu, büyüklere uranus jipi, küçüklere ninja
kaplumbağalar ve robot sinekler, büyükler lazer hattını geçmeye
çalışsınlar kutsal silahı ele geçirmek için. Küçükler de zehirli
uzay kobraları ve mavi maymunlarla çelik mendiller sallasınlar ağır
külçeli muhafızlara. Burjuvazinin girmeye çalıştığı alan iktisatla
psikolojinin açmazıdır. Bugün, iktisadi olarak sömürülen bir emekçinin,
kendini sömürenlere oy vererek psikolojik açmaza sürüklenmesi, ülke
medyatörlerinin "çeşitli araçları kullanarak (din, futbol,
arabesk, pop, loto, at yarışları vs.), yoksulluğu unutturmak ve
örtmek" görevlerini layıkıyla yerine getirmelerindendir. Anlayış
basittir: "Sömürü gerçeğini unuttur ve zulmu şırıngala!".
Bu uğurda Sars'ı da kullan, kotaları da, ambargoları da, ligleri
de, ringleri de, best modelleri de, lolitaları da, cigarillo tabakaları
da, safarileri de, klipleri de, tavşan dişleri de, ramboları da,
dingoları da. Bu yüzden öz kültürü olduğu halde, elinde sazla türkü
söyleyenler hapislere tıkılır, ozanlar falakaya yatırılır, dilinden,
giydiği kıyafete kadar tüm yüreği kalkışa katılanlar, yargılanmaya
ve cezalandırılmaya başlanır. Ellerinde korkunun kara tebeşirleriyle
yazıya çıkanlar ise alkışlanır, kahraman ilan edilir.
Sınıfların
kendini yoketme sürecinde halkların önüne dikilen engellerin planları
bu kadarla kalmıyor. Bütün özetler açtır bu öyküye. Bu planlar için
insan düşüncesi deney masaları üzerinde rendelenerek lime lime ediliyor.
Silikon vadilerinde yalız kaslı yeni yeni bıçaklar bileniyor, genetik
bir depremle unutturmak için açlığımızı, en dolu şarjörümüzü. Yani
şoklanıyor insan beyni. Boşuna hazırlanmıyor bu dijital idamlar.
Bireyi parçalayan veritabanları boşuna değil. Sanal sorgularda düzlenen
beyinler boşuna değil. Atlantik aşırı limitlerle ezilen panikler,
gözaltı pazarları, uzay çapkınları ve ellerindeki kozmik baltalar
boşuna değil. Bilmeliyiz ki durmayacaklar, devam edecekler, sıvazlayacaklar
kan aşeren bütün yalanları, kopartana dek tüm sırt ipliklerini kas
pazarlarında. Durmayacaklar, dillerde kızdırılan ağıtlar, kalkıp
süpürünceye kadar bu kof karanlığı, durmayacaklar.
Fikret
Görken / HAMİLTON
TEMMUZ
2003
| OKUYUCUYA
ÇAĞRI!
Sevdiğiniz,
sevmediğiniz, kızdığınız, hoşunuza giden ya da gitmeyen olayları
bize yazınız.
Tartışmak istediğiniz konuları, tepki gösterdiğiniz olayları
diğer okurlarla paylaşınız. Köşemiz tüm tepki duyanlara açık.
İmzasız, adressiz ve telefonsuz yazılar yayınlanmaz. Yazınız
elektronik iletiyle de gönderilmiş olsa, lütfen sizinle iletişime
geçebileceğimiz telefon ve posta adresinizi yazınız. Yazılarınız
300 sözcüğü geçmemeli. Yazılar, yer durumuna göre, içeriği
korunarak kısaltılabilir. Yazınız için bizi aramanıza gerek
yok. Yazınız yayın izlencesine alınacak olursa, sizinle iletişime
geçilecektir.
Adres:
Bizim Anadolu, “Söz Sizde”, C.P. 1372, Succ. Desjardins,
Montréal (Québec) H5B 1H3 Faks: (514)593-8698 bizimanadolu@yahoo.com
|
|