Okurlar - Görüşler



Bahar ve Hüzün

Bilirsiniz, kiraz ve erikler bitmek üzereyken, dutlar olmaya başlar.

Dutu çok severim. Her sene gördüğüm ilk dut ağacına tırmanıp doyasıya dut yemeyi hayal ederim. Ne yazık ki, bu hevesim pazardan alınan, bir-iki kiloluk dutla sınırlı kalır.

Belki de dutu baharın müjdesi olduğu için seviyorum.

Baharın o güzelim görüntüsü tüm acılı hüznüyle içime doluşurken, uzun yaz günlerinde arkadaşlarımla buluştuğum kır kahvesi geldi aklıma. Etrafımızdaki çocuksu, aydınlık yüzleriyle, ince kadınsı bacaklarını üst üste atmış genç kızlara hayranlıkla bakan gençlere gülümserdik.

Bizim oralarda, şimdileri kahvelerin yerini pastaneler aldı. Yine o çocuksu, aydınlık yüzler, ellerinde eksik etmedikleri yabancı dil kitapları. Sigaranın birini söndürüp birini yaktıkları, bol izmarit ve kül simgesi gençler.

Sedat Umran, "birikir içimizin herhangi bir yerinde / korkuların ve kinlerin sigara izmaritleri" diye yazmış. Onlar da haklı. Oralarda temiz havası, kır kahvesi olmayan taşlaşmış kentte yaşamanın zorlukları içerisindeler.

İçimde patlayan bir yanardağ, bir türlü yönlendiremediğim lavlara inat, sessiz, donuk, huzursuzca kıvrandım. Geceler, gündüzlere çok çabuk ulaşıyor. Gündüzler de, gecelere. Mevsimler tükenmekte, yıllar geçmekte...

Artık evlerde toplanmıyoruz. Kırmızı şarabımızı ne turşuyla, ne de pastırmayla içebiliyoruz. Tadı yok. Hüzne gülümsüyorum.

"Bir eylül gününe ekledik
ayrılık ve özlemi".

Notlarımın arasında buluyorum iki sözcüklük şiiri. Yazarını bilmiyorum. Belki de ben yazdım hüzünlü bir anımda. İnsanların sevdikleriyle bir arada olması ne mutluluk! Sevgi tükenmez. Eksik olan, gereksinmeler. Varsın eksik olsun! Çiçeği koklamak, kuş seslerini dinlemek istiyorum. Göğü, denizi, ağaçları görmek istiyorum. Sağ kalmak ne güzel! Hastaneler, hapishaneler, mezarlıklar insanlarla dolu. Niceleri gencecik ölüvermiş. Yaşamak, nefes almak tek başına da güzel.

"Hepimiz yalnız değil miyiz
o kalabalık yaşamda".

Bir bulut almış başını gidiyor. Kuzucuklar büyüyor. Ağaçlar çiçeklerini açmış, yapraklarını döküyor. Kimsecikler görmüyor. Gülümseyin! Gülmek yasak mı? Ben gülünce herkes gülmeli! Ben ağlasam da, gülmeli! Niçin somurtuyoruz? Gülmeyi unutmuşuz. Dudaklarımızda gülme misali sırıtmalar.

"Yağmur damlaları vuruyor cama
puslanmış camları
siliyorum
aydınlanıyor dünyam".

Uzun kış gecelerinde odamdaki pencereden dışarıyı seyrederken bahar bir gelse, karanlık sabahlar, katrankarası akşamlar bir bitse, bir avuç gökyüzüne, ilk tomurcuğa ersem diyorum.

Bahar geliyor, ardından da yaz. Bir yaşam savaşı, bir umut. Aşka, sevgiye yer yok. Oysa aşk yanımızda olmalı, sevgi de. Bir türlü sevmeyi, sevilmeyi, aşkı, dostluğu, içtenliği, güveni sunamadık biribirimize. İçimizin karasıyla boğulup gidiyoruz.

"Yine yalnızız tek başımıza
ıstıraplar içine gömülmüşüz
bırakmışız sevdaları
bilmem kimlere".

Sevim Onuralp / Hamilton

MAYIS 2003

OKUYUCUYA ÇAĞRI!

Sevdiğiniz, sevmediğiniz, kızdığınız, hoşunuza giden ya da gitmeyen olayları bize yazınız.
Tartışmak istediğiniz konuları, tepki gösterdiğiniz olayları diğer okurlarla paylaşınız. Köşemiz tüm tepki duyanlara açık. İmzasız, adressiz ve telefonsuz yazılar yayınlanmaz. Yazınız elektronik iletiyle de gönderilmiş olsa, lütfen sizinle iletişime geçebileceğimiz telefon ve posta adresinizi yazınız. Yazılarınız 300 sözcüğü geçmemeli. Yazılar, yer durumuna göre, içeriği korunarak kısaltılabilir. Yazınız için bizi aramanıza gerek yok. Yazınız yayın izlencesine alınacak olursa, sizinle iletişime geçilecektir.

Adres: Bizim Anadolu, “Söz Sizde”, C.P. 1372, Succ. Desjardins, Montréal (Québec) H5B 1H3 Faks: (514)593-8698 bizimanadolu@yahoo.com