|
Hamilton'un nesi meşhur, bilir misin Emin?
Özlemi,
hasreti... "Bilir misin Emin" derkenki yürek
ağrısı... Hani burnunun direği sızlar, gözlerin dolar, bir damla
düşer ya dudaklarının kıyısına ... İşte Hamilton'un meşhurluğu buradan
gelir Emin...
Sohbetlerin
içindeki muhabbetsizlikte de meşhurdur Hamilton... Rakıdaki tatsızlıkta
da, Ontario gölündeki tuzsuzlukta da... Ne tatlıları tatlıdır Hamilton'un,
ne de tuzluları tuzlu... Yüzbin kere niyet edilip gelinemeyen, ama
sonunda direnemeyip gelenlerin şehridir Hamilton... İnsanların ruhsuzca
dolaştığı, işlerine gidip geldiği bir film platosudur bu şehir...
Karınları tok ama, gönülleri açların şehridir... Yüreklerinin yarısını
kendi memleketinde bırakanların şehridir Hamilton...
İngilizceden
başka 70 farklı dilin konuşulduğu, her kültürden, her milletten
insanın kendi dillerinde, yine de "yaşıyoruuz çook şükür"
dediği bir memlekettir bu şehir...
Seninle
birlikte, kolkola dolaştığımız gibi insanları göremezsin buralarda...
Kolkola dolaşanı görsen de, birbirine şiir okuyanı duyamazsın...
Duysan da anlayamazsın... Anlasan da, kendi dilinden aldığın lezzeti
hiçbir zaman alamazsın... Duyumsayamazsın Emin, duyumsayamazsın....
Hatırlıyor
musun Emin, Ankara sokaklarında Nazım'ın "İmkânsızlık"
şiirini bana ezberlettiğini?... Şiirin adı böyle miydi, yoksa "İmkânsız
Aşk" mı hatırlamıyorum ama, şiirin tümü aklımda...
"Sen
de ben, kutba giden bir geminin sergüzeştini / Sen de ben kumarbaz
macerasını keşişlerin / Sen de / Uzaklığı / Sen de ben, imkânsızlığı
seviyorum / Günesli bir ormana dalar gibi dalmak gözlerine / Ve
kan ter içinde aç ve öfkeli / Ve / Bir avcı iştahı ile etini dişlemek
senin / Sen de ben imkânsızlığı seviyorum / Fakat, asla umutsuzluğu
değil..."
Yirmili
yaşların başındaydık ikimiz de... " 'sen de' okunurken,
'de' ayrı okunacak ve vurgulanacak, 'ben' söylendikten sonra durulacak"
derdin... Öyle yaptım Emin, öyle yaptım... Zor oldu, kötu
bir öğrenciydim ama başardım... Yıllarca okudum her ortamda bu şiiri...
Benimle tanışmış herkes, en az bir kez duymuştur ağzımdan... Ve
şimdi, inan ki Emin inan ki, Nazım yaşıyor olsaydı,
O' da beni kutlardı sanırım...
"Sen
de ben..." diye başladım ve okudum Nazım'ın
son karısı "saçları saman sarısı" Vera'ya...
Okudum, kızkardeşi Samiye Yaltırım'a... Okudum, Nazım'ın
türkülerini söyleyen Joan Baez'e... Tam da öğrettiğin şiirsellikte...
Kimselerin
tanımadıklarına da okudum elbette... Nazım'ın tanımadiklarına,
Nazım'ı tanımayanlara da...
Hatırlar
mısın Emin, Akçay'da "Yaban" adında küçük
bir ayakkabıcı dükkânı vardı, sahibinin adı Adnan mı ne?...
Bir aralar bizim sohbetimizden etkilenmiş ve bize takılmıştı...
Sonraları sen, "boş ve lüzumsuz adam, bu yaban Adnan"
diyerek uzaklaşmıştın ondan... Ben bir süre daha görüştüm bu yaban'la...
O'na da Nazım'dan şiirler okudum karşılaştıkça... O yüzüme
bakar dinlerdi sadece... Bir gün bana "abi, şu şiiri
yazar mısın " dedi... Yazıp da verdiğim şiir, senin
bana ezberlettiğin şiirdi... Bindokuzyüzseksendokuz muydu, doksan
mı tam hatırlamıyorum... O yıldan sonra da, bir daha o insani görmedim
zaten... Ama, o yıldan sonra bu şiiri okumaya hep devam ettim...
Ve;
yıl ikibiniki Emin... Dünyada "NAZIM HİKMET YILI"
olarak kutlanıyor bu yıl... Nazım'ın şiirlerini Kanada'da
kimseye okuma fırsatım olmadı, çünkü şiirsel bir muhabbet doğmadı,
dostum...
Beş
ay önce "Murat" adında Akçay'da balıkçılık yapmış
bir arkadaşla tanıştım... 30 yaşlarında, evli ve bir çocuk babası
Murat... Aynı binada oturuyoruz, biz sekizinci, onlar dördüncü
katta...
Mart
ayıydı sanırım, Kanada'da mart sert geçer... Karlı bir mart akşamı
Murat bana telefon etti, "Abi balkondan dışarı
bakar mısın" dedi... "Görüyorum Murat, mükemmel
kar yağıyor" dedim... "Abi, balkonundan
sağ tarafa bak" dedi... Baktım karların üzerine kazınmış
büyük harflerle "SENİ SEVİYORUM NAHİDE" yazıyordu...
"Nahide" karısının ismi... "Abi,
nasıl iyi okunuyor mu" dedi, "Okunuyor Murat,
niye sordun" dedim. "Karım şu anda sizin
bitişik komşunuzda, O'nu arayıp sadece 'karlara bak!' diyeceğim
de" dedi... Gülüştük, "Okunuyor, okunuyor"
dedim....
İyi
yurekli sevimli biri Murat, öğrenmeye meraklı... Benden sürekli
kitap istiyor ama ben bu ülkeye sadece üç kitapla gelebildim,
Emin...
Geçenlerde
rakısını kapmış gelmiş evimize, karısı ikinci çocuğa hamileymiş,
bunu paylaşmak istemiş bizimle... Kadehini kaldırdı "Çaak!
abi" dedi, "Baba oluyorum baba!..."
Birer yudum giderken gırtlağımızdan aşağı, "Abi, dinle
bir şiir okuyacağım" dedi...
Dinledim...
Dinlediğim
şiir, senin bana öğrettiğin şiirdi Emin... Eksik ve yanlış
okuduğu yerleri eşim Nurten düzeltirken, "Abla,
sen nereden biliyorsun bu şiiri" dedi... Ben atıldım
hemen "Nazım Hikmet'in bu şiir, Murat" dedim...
O mahçup bir tavırla "Öyle mi, bilmiyordum ağabey"
diyerek, bir sigara yaktı... Bir kaç derin nefes çektikten
sonra, telaşla "Abi, ben bu şiiri kendi şiirimmiş gibi
okuyarak Nahide'yi tavlamış ve evlenmeye ikna etmiştim, n'olur o'na
söylemeyin" diyerek de bizi tembihledi...
Gülümseyerek,
"Belki de söyleriz, Murat..." dedim. "Pekii,
sen bu şiiri nereden öğrendin?"
"Abi"
dedi, "bilmem bilir misin, bizim Akçay'da 'Yaban'
isimli bir ayakkabıcı var..." Gözlerimi kısarak, "E,ee..."
dedim.
Biraz
utangaç, biraz mahsun, biraz mahçup, "Ayakkabıcı bana
bir kez okumuştu... Bir kez daha, bir kez daha okumasını ve yazmak
isteğimi söylemiş ve yazmıştım" dedi...
Ve,
hararetle cüzdanından bir kâğıt çıkararak "Bak, ağabey"
dedi, "Bak! İlk yazdığım günkü gibi duruyor..."
..............................
Sonrasında
karısı Nahide'yle görüştüm Emin. Ve O'na anlattım
hikâyeyi... "Abi" dedi Nahide, "Dokuz
yıl oldu evleneli, ben bu şiirin Murat'ın olmadığını adım gibi biliyordum,
sadece büyü bozulmasın istedim. Varsın O beni bu şiirle kandırdığını
sansın, varsın bu şiir O'nun olsun..."
...............................
"Murat'ın
karısı ikinciye hamileymiş" demiştim, değil mi Emin?...
Yanılmışız hepimiz. Bugün doktordan geldiler ve müjdeyi verdiler;
üçüncüye hamileymiş be dostum... İkiz olacakmış, ikiz....
..............................
Sen
de ben imkânsızlığı seviyorum Emin,
Fakat asla umutsuzluğu değil
seni seviyorum dostum,
Ertan
......................................................
Not:
Ben de "2002 Nazım Hikmet Yılı"na böyle bir anımla katılmak
istedim. Saygılar.
Ertan
Gün / Hamilton
Haziran
2002
| OKUYUCUYA
ÇAĞRI!
Sevdiğiniz,
sevmediğiniz, kızdığınız, hoşunuza giden ya da gitmeyen olayları
bize yazınız.
Tartışmak istediğiniz konuları, tepki gösterdiğiniz olayları
diğer okurlarla paylaşınız. Köşemiz tüm tepki duyanlara açık.
İmzasız, adressiz ve telefonsuz yazılar yayınlanmaz. Yazınız
elektronik iletiyle de gönderilmiş olsa, lütfen sizinle iletişime
geçebileceğimiz telefon ve posta adresinizi yazınız. Yazılarınız
300 sözcüğü geçmemeli. Yazılar, yer durumuna göre, içeriği
korunarak kısaltılabilir. Yazınız için bizi aramanıza gerek
yok. Yazınız yayın izlencesine alınacak olursa, sizinle iletişime
geçilecektir.
Adres:
Bizim Anadolu, “Söz Sizde”, C.P. 1372, Succ. Desjardins,
Montréal (Québec) H5B 1H3 Faks: (514)593-8698 bizimanadolu@yahoo.com
|
|