AnaSayfa/Accueil/Home » Tüm Haberler » “Of Bahar, gel artık!..”

“Of Bahar, gel artık!..”

“Of Bahar, gel artık!..”

“Of Bahar, gel artık!..”

 

Babam Mehmet Çınarlı – 2 / “Of Bahar, gel artık!..”

 

 

 

 

 

 

Bahar Çınarlı

Bahar Çınarlı

VE BABAM OLARAK…

Tüm yukarıda yazdıklarımdan habersizce, o sadece “baba”mdı benim gözümde. Tertemiz, aydın, aşırı denecek derecede dürüst, merhametli bir insandı; haksızlığa karşı ise dimdik ve sert dururdu, tekmesi pekti. Eski Türkçe, Fransızca ve İngilizce de dahil olmak üzere, toplam 4 dilde kitap okuyabiliyordu. Belki en zayıfı en son öğrendiği İngilizce’siydi. Evimizin her odasındaki kütüphaneler kitaplarla tıka basa doluydu. En üst raflarda Fransızca Livre de Poche serisi bulunuyordu. Bir konu kafasına takılırsa hiç üşenmeden kitapları indirir ve cevabını arardı.

 

Mehmet Çınarlı

Mehmet Çınarlı

 

En çok sevdiği müzik türü olan Klasik Türk Müziği’ni zevkle dinler, tüm eserleri, tüm makamları tanır, bilirdi. Taksim esnasında spor maçı naklen yayını yapar gibi: “Nihavent’ten uzaklaştı, şimdi Hüzzam’da, Hicaz’a doğru gidiyor” vb şekilde kulağı ile takip ederek bize açıklardı. Dede Efendi’yi, Münir Nurettin Selçuk’u ben babamla sevdim. Hem dile, hem müziğe sonsuz sevgisi ve muazzam hakimiyeti nedeniyle uyduruk güfteleri veya melodisi olan, yahut kötü icra edilen eserler televizyonda, radyoda çalınınca kendini tutamaz derhal eleştiri yapmaya başlardı. “Yeşil gözlerinden muhabbet kap”ılmazdı örneğin. Muhabbet kapılan bir şey değildi. “Bir yangının külü yeniden yak”ılmazdı, çünkü kül yanmayan bir şeydi. Yine de bu saydığım türü eserlere sevgisi ve toleransı vardı. (Hiç tahammül edemediklerini hatırlarım). Evimizde sık sık edebiyatçı ve müzisyenler toplanır, şiirler okunur, şarkılar söylenirdi. Cinuçen Tanrıkorur, Bilge Özgen gibi müzisyenlerin babamdan besteledikleri şiirleri evimizde ilk kez utla icra etmelerini hatırlarım.

Babam mükemmel diksiyonuyla, durmaksızın saatlerce ezberden hatasız şiir okuyabilirdi, hem de en ağır şiirleri bile… ve hiç bir şiiri tekrar etmeden. Bir sabah tıraş olurken bir yandan şiir okuyup bir yandan bana okuduğu şiir ile ilgili bilgi vermesi aklımda. Annem “Çocuğu rahat bırak” demiş, babam, “Sen karışma, ben kızımı eğitiyorum” şeklinde cevap vermişti. Böyle dil bilgisi ve edebiyat yüklü bir ortamda yetişmem meyvesini vermiş, okulda dilbilgisi, edebiyat, kompozisyon derslerinden hiç gayretsiz en yüksek notları almaktaydım. İlkokulda öğretmenim bana bir şiir yazma görevi vermişti. Ben dizelerden oluşan uzun bir şiir yazmış, bir türlü son noktayı koyacak dizeyi bulamamıştım. Babam son iki satır için imdadıma yetişmişti. Öğretmenim şiiri pek beğenmiş, ancak haksızlık yaparak şiirin tamamını babamın yazmış olduğunu düşündüğünü bana şimdi hatırlayamadığım bir şekilde hissettirmişti.

 

Yazarlardan İlhan Geçer, Sabahat Emir, M. Çınarlı.​

Yazarlardan İlhan Geçer, Sabahat Emir, M. Çınarlı.​

 

Adımın konmasının hikâyesi ilginçtir. Babam bunu “Sanatçı Dostlarım” kitabında yazmış olsa da bu kitap ani bir ilham gelerek bu satırları çala kalem yazdığım sahil kasabasında yanımda değil, o nedenle hatırlayabildiğim kadarını aktaracağım. Ufak tefek hatası olursa affola. Babamın şair arkadaşları Eylül’de doğacak olan bana şairane bir isim olarak düşündükleri Eylül ismini uygun buluyorlarmış. Annem beni doğurmak üzere Ankara’da doğumevine yatmış, ancak doğum gecikmiş. Annem ağrılar içinde of çekerken aklına o dönemde babamın şair arkadaşlarından birisinin şiiri gelmiş. Şair “Of bahar, gel artık” demekte; ve bahar mevsimini çağırmaktaymış. Şiirini okurken bu “of”ların üzerine basması, uzatması çok beğenilirmiş. Annem “of” çekerken aklına gelen bu şiiri okumaya başlamış, “of”lar, “Of bahar, gel artık”a dönmüş. Sonuçta babama, “Bir kızınız oldu, hanımefendi adını Bahar koydu” denmiş.

Ablam Oya, babam ve ben...

Ablam Oya, babam ve ben…

 

 

Annem doğma büyüme İstanbulluydu. İngiliz Dili ve Edebiyatı Okulu’nda okumak üzere geldiği Ankara’da babamla tanışmış. Ben kendimi bildim bileli Marlyn Monroe tarzı platin sarısı saçları vardı; ve o zaman çok kullandıkları bir sıfat ile, çok frapandı. Gerçek kumral saçlarını ben hiç hatırlamam. Ben küçükken Fulbright bursunu kazanmış ve Amerika’da 6 ay staj yapma ve gezme hakkını elde etmişti. Şimdi Amerika’ya gitmek nispeten sıradansa da, o dönemde, hem de burs ile, bu büyük başarıydı. Babamın yanında ikinci planda, sönük kalmazdı. Çok renkli ve -biraz da öğretmenlikten gelen – ortama hakim kişiliği ile meclislerin aranılan simasıydı. Edebi çizgisine bakarak babamı konservatif olarak tanımlayanlar onun hanımının annem gibi birisi olacağına asla ihtimal vermezler. Aileyi yakından tanımayan ve sadece babamın edebiyattaki kısmi konservatifliğine bakarak tahmin yürütenler, “Hanımı olsa olsa, kocasının sözünden çıkmayan kendi halinde bir ‘evinin kadını’dır” diye düşündüklerini farkında olmaksızın bana hissettirdiler. Halbuki annemle babamınki iki eşit aydın insanın ilişkisiydi. Annemin burs ile tek başına Amerika’ya gitmesine babam itiraz etmemiş, o süre boyunca biz kızları ile daha da yakından ilgilenmeyi üzerine almıştı.

 

Hisar Dergisi.

Hisar Dergisi.

 

Babamın HİSAR’ın sayfa mizanpajını yemek saatleri dışında çalışma masası olarak kullandığı salondaki bordo örtülü büyük masamızda zevkle yaptığını hatırlıyorum. Dergi yazıhanesi ise nedense aklımda çok kalmamış. Çok sevdiği ve çok emek verdiği HİSAR dergisi çıktığında eve getirir, salondaki kahve sehpalarından birinin üzerine koyar, adeta bakmaya kıyamaz, sonra okşarcasına eline alır, okurdu. Baskıda bir virgül hatası yakalasa kahrolurdu, o kadar mükemmel isterdi dergisini. Annem bu ilgiyi kıskanırdı. Babamın bürokratlıktan arta kalan tüm zamanı dergiye giderdi çünkü. Bir gün babam için “Keşke dergisi olacağına metresi olsaydı, hiç olmazsa eve getirmezdi” diye yaptığı şaka dostlar arasında kahkahalara yol açmış. Babamla birlikte HİSAR dergisini sürdüren çekirdek kadrodan yakın sanatçı arkadaşları Gültekin Samanoğlu, Mustafa Necati Karaer, İlhan Geçer, Nevzat Yalçın hep hayatımızda oldular. Ben onları Gültekin amca, İlhan amca vb şekilde tanıdım ve sevdim. Bazı yazları geçirdiğimiz Bayramoğlu’ndaki Basın İlan Tatil Köyü’nde deniz sonrası akşamlarda bu dostlar ve oradaki başka edebiyatçılar, eşleriyle uzun rakı masaları kurardı, şiirin, şarkının sonu gelmezdi.

Üniversite yıllarımdaki ilk sevgilimin varlığını babama söylediğimde bana sorduğu soru, “Aşık mısın?” olmuştu ve eklemişti, “Ben aşka inanırım”. Evlenme düşüncemin olup olmadığını da sormuştu. Bu sorular onun ilişkiye hem romantik, hem konservatif yaklaşımını güzel sergiler. Aşık olmadığım taktirde bu kişiyi görmememi istemişti. Yıllar sonra, 1999’daki vefatından sonra yaptığımız tasfiyede elime minik bir not defteri geçti. O güzelim el yazısı ile günlük mahiyetinde kısa notlar almıştı. Benimle ilgili bir bölüm yüreğimi sızlattı. Yıl 1983 falandı. Tam olarak hatırlayamasam da şöyle bir şeyler yazıyordu, “Bahar bugün heyecanla geldi, yeni pek çok (edebi) kitap almış, (ancak) bir kısmı zaten evde olan eserler”. Evet, ben, yeni yetme ben, belli ki tekerleği kendim icat etmek istiyormuşum ve yakınımda olan engin denizden faydalanmak istemiyormuşum. Hemen her eseri okumuş, bitirmiş, temin edebilecek, hemen her şeyi bilen bir babanın yanında büyümek bazen böyle minik isyanlara yol açmış olmalı diyorum şimdiki kafamla. Çünkü gençler bir çok şeyi kendileri keşfetmek isterler. Onun hazzı başkadır. Bir kez de “Godot’yu Beklerken” piyesine gitmek istiyordum. Babam “Bahar’cığım, işte adam tüm eser boyunca Godot diye birini bekliyor, o da gelmiyor. Gel başka bir esere gidelim” demişti. Bu çok bilinen oyunu kimbilir kaç kez izlemişti, bıkmıştı ve yeni bir şey görmek istiyordu, ben ise bu klasiği ilk kez izleyecektim. Babamla Devlet Tiyatroları’nda nice enfes eserler izledim. Edebiyat sevgisi yanında, küçük yaşta, tiyatro, sinema, opera, bale sevgilerimin doğuşunda hep babam vardı yanımda.

Basılı eserlerinden artık maalesef hiçbiri kalmadı piyasada. Bizlerde ise sakladığımız imzalı birer kopyaları var. Biz göçünce onlara ne olacağı ise meçhul.

 

 

Eserlerinin adları şöyle:

Güneş Rengi Kadehlerle (Şiirler, 1958)

Gerçek Hayali Aştı (Şiirler, 1969)

Halkımız ve Sanatımız (Denemeler, 1970)

Bir Yeni Dünya Kurmuşum (Şiirler, 1974)

Söylemek Yaraşır (Denemeler, 1978)

Sanatçı Dostlarım (Denemeler, 1979)

Zaman Perdesi (Şiirler, 1983)

Hatıraların Işığında (Hatıralar, 1984)

Aynı Yolda (Denemeler, 1986)

Mısralarda Gezinti (Denemeler, 1990)

Güzelliklere Doymam (Şiirler, 1995)

Altmış Yılın Hikayesi (Otobiyografi, 1999)

 

Gülüm

Gülüm

 

Ablam Oya Çınarlı, soranlara, boynunu büküp “Yok” demekten bıktığı için, geçen yıl (2014) babamın şiirlerinden bir kitap derledi. Önemli ve sevilen şiirlerine öncelik verildi, az sayıda da, edebi açıdan belki daha az önemli, ama sevdikleri için özel anlam taşıyan şiirleri kondu. Çok bilinen ve sevilen şiiri ‘Gülüm” kitabın adı oldu. (Gülüm internet üzerinden temin edilebilir.)

 

Yazımı “Cengimiz Can İledir” şiiri ile bitiriyorum:

 

CENGİMİZ CAN İLEDİR

 

Dört taraftan kuşatıp kaç senedir

Zorlayış, vazgeçiversek diyedir.

 

Şerefin, haysiyetin, doğruluğun,

Bu kadar üstüne gitmek niyedir?

 

Belli yıktıkları hep fırtınanın,

Yeniden ektiği şeylerse nedir?

 

Her esip geçmede bir dal kırdı,

Bu sefer vurması öldürmeyedir.

 

Aklımız sustu ve teslim oldu,

Cengimiz kalp iledir, can iledir.

 

Mehmet Çınarlı

 

bc.notreanatolie@gmail.com

 

Babam Mehmet Çınarlı – 1

Tüm Yazıları»

 

 

Bahar Çınarlı / Bizim Anadolu / Mart 2016

 

Paylaşın, dostlarınızın da haberi olsun…

 

 

Share with your friends / Partagez avec vos amiEs / Dostlarınızla paylaşın...
  • 1
  •  
  •  
  •  
  •  
  •  
  •  
  •  
  •  
  •  
  •  
    1
    Share