|
Yalnızlık
Önce oluşmakta
olan yabancı benliğinden korkuyor ve ardından tanımaya/anlamaya
çalıştıkça, Fırat'ın uğultulu sularına kapılmışçasına kendi içinde
boğuluyor hissediyorsan her anını bir asır gibi yaşadığın bu güzde,
büyümenin o tarifi zor sancısı her bir hücrene bulaşmış demektir.
Dostoyevski'nin
İnsancıklar'ı gibi, yarım kalmış ruhlar, eksik bedenler gibi:
Mutsuzluk,
Ya da yalınca bir yalnızlık...
Mutluluğunu
fark etmediği - ya da sadece fark etmek istemediği için - mutsuz
insanlar vardır elbet.
Peki ya yalnızlık?
"Yalnızlık" tarifi, aslında kendi engellerine
saplanmış; ıssızlık ve kim/se-sizlik gibi, sözlük anlamında kendi
içinde kaybolmayı hedeflercesine ruhani bir durum özeti adeta.
"Kim/se
beni anlamıyor".
Çocuklukla büyümek
arasında kalan dönemde en çok dile getirilen / getirilemeyen, ama
düşünülen / kesin gibi gözüken o unutulmaz cümle.
Yalnızlığı getiren,
mutsuzluğa ya da insancıkları mutsuz olduklarını düşünmeye gebe
bırakan büyüme, bir diğer deyişle adam olma dönemi, her ne kadar
buluğ çağı olarak görülse de, aslında her şey bir çağın bitip bir
diğerinin başlamasıyla oluşuyor. Kimine göre bekârlıktan evliliğe,
kimine göre öğrencilikten iş hayatına atılmada, kısacası bir hayatın
inşasında başlıyor ve sonlanıyor.
Kimileri için
önceden yazılmış kader çizgisine uyumdur bu
Kimileri içinse
kader çizgisini kendi elleriyle işlerkenki zoraki emeğidir.
Hiç bitmeyecekmiş
gibi gözüken bu yalnızlık hissi iki şekilde belli eder insanda kendini:
Bir; umutsuz bir yorgunluk, bezginlik hali her ne kadar ön plana
çıksa da,
İki; Karadeniz'in dalgaları misali yıpratıcı hırçınlık en tehlikeli
olanıdır. İnsancıkları insanlardan uzaklaştıran, güvensizliğin ön
safhalarda yerine mıhlanmasına en büyük neden ve/veya sonuçtur.
Anlaşılamamanın
yerini kuşkular, tedirginlikler, olasılıklar ve B planları alır.
Masumiyetler bu devrede sonlanır.
Lise aşkları devri biter ve ölümüne sevilemez kimse mesela.
Artık kimse göründüğü gibi değildir.
Koruma kalkanları çekilir.
Ve...
İnatlaşma, hırslanma ve mücadele etme süreci başlar ki, bitmek bilmez.
Bir heves, bir
nefes...
Son.
Ekim 2010
Yazarın önceki
yazıları:
Atın gitsin emeklerimizi çöpe!
Türkiye'de Liseler Dört Yıla Çıkarılıyor
Montreal'de Cumhuriyetimizin 80.
Yılı'nı Kutladık
Ahlaksız Teklif
|