Arada Bir Sinem'ce
Sinem VARDARYILDIZ

 

Yalnızlık

Önce oluşmakta olan yabancı benliğinden korkuyor ve ardından tanımaya/anlamaya çalıştıkça, Fırat'ın uğultulu sularına kapılmışçasına kendi içinde boğuluyor hissediyorsan her anını bir asır gibi yaşadığın bu güzde, büyümenin o tarifi zor sancısı her bir hücrene bulaşmış demektir.

Dostoyevski'nin İnsancıklar'ı gibi, yarım kalmış ruhlar, eksik bedenler gibi:
Mutsuzluk,
Ya da yalınca bir yalnızlık...

Mutluluğunu fark etmediği - ya da sadece fark etmek istemediği için - mutsuz insanlar vardır elbet.

Peki ya yalnızlık?
"Yalnızlık" tarifi, aslında kendi engellerine saplanmış; ıssızlık ve kim/se-sizlik gibi, sözlük anlamında kendi içinde kaybolmayı hedeflercesine ruhani bir durum özeti adeta.

"Kim/se beni anlamıyor".

Çocuklukla büyümek arasında kalan dönemde en çok dile getirilen / getirilemeyen, ama düşünülen / kesin gibi gözüken o unutulmaz cümle.

Yalnızlığı getiren, mutsuzluğa ya da insancıkları mutsuz olduklarını düşünmeye gebe bırakan büyüme, bir diğer deyişle adam olma dönemi, her ne kadar buluğ çağı olarak görülse de, aslında her şey bir çağın bitip bir diğerinin başlamasıyla oluşuyor. Kimine göre bekârlıktan evliliğe, kimine göre öğrencilikten iş hayatına atılmada, kısacası bir hayatın inşasında başlıyor ve sonlanıyor.

Kimileri için önceden yazılmış kader çizgisine uyumdur bu

Kimileri içinse kader çizgisini kendi elleriyle işlerkenki zoraki emeğidir.

Hiç bitmeyecekmiş gibi gözüken bu yalnızlık hissi iki şekilde belli eder insanda kendini:
Bir; umutsuz bir yorgunluk, bezginlik hali her ne kadar ön plana çıksa da,
İki; Karadeniz'in dalgaları misali yıpratıcı hırçınlık en tehlikeli olanıdır. İnsancıkları insanlardan uzaklaştıran, güvensizliğin ön safhalarda yerine mıhlanmasına en büyük neden ve/veya sonuçtur.

Anlaşılamamanın yerini kuşkular, tedirginlikler, olasılıklar ve B planları alır.
Masumiyetler bu devrede sonlanır.
Lise aşkları devri biter ve ölümüne sevilemez kimse mesela.
Artık kimse göründüğü gibi değildir.
Koruma kalkanları çekilir.
Ve...
İnatlaşma, hırslanma ve mücadele etme süreci başlar ki, bitmek bilmez.

Bir heves, bir nefes...

Son.


Ekim 2010

Yazarın önceki yazıları:
Atın gitsin emeklerimizi çöpe!
Türkiye'de Liseler Dört Yıla Çıkarılıyor
Montreal'de Cumhuriyetimizin 80. Yılı'nı Kutladık
Ahlaksız Teklif