|
Süt ve Süt Ürünleri
Merhaba değerli
okuyucular, bu yaz aylarında, sizlere Türkiye'den ulaşmaya çalışacağım.
Bu ayki yazımda üzerinde bir süredir konuşulan sütten, kimyasal
yapısından, vücudumuzdaki işlevinden, yarar ve zararlarından söz
edeceğim.
Süt, çoğu memelinin
ilk temel beslenme maddesi olmasının yanında (anne sütü), anne ile
çocuğu arasında sevgi alışverişini sağlayan çok özel besleyici bir
sıvı. Şüphesiz, sütün manevi ve kimyasal yapısından kaynaklanan
tatlımsı tadının yanında, başka memelilere ait olan sütün anne sütünden
ayrı olarak kullanılmasına, bebeklik yıllarında olduğu gibi yaşlılık
yıllarında da, içermiş olduğu kalsiyumdan dolayı, olması gerekenden
fazla önemine dikkat çekilmiştir. Basın yayını oluşturan radyo,
televizyon ve dergilerdeki reklamlarla "osteoprosis" rahatsızlıklarında
kalsiyumun önemi ön plana çıkarılarak, süt satışlarının arttırılması
amaçlanmıştır. Halbuki kalsiyumun vücutta işlevini yapabilmesi ve
emiliminin sağlanabilmesi için aynı oranda önem taşıyan potasyum,
magnezyum, fosfor ve sodyum gibi minerallere de ihtiyaç vardır.
Ve aralarında belli bir oran ve dengeyle çalışırlar. Özellikle süt
üretiminin ve satınalma gücünün fazla olduğu batı ülkelerinde bu
aşırı kullanım mineral dengesini bozmakla kalmamış, ileriki yaşlarda
yaşam boyu sürecek tatlı düşkünlüğüne dönüşen alışkanlıklara, dolayısıyla
aşırı kilo ve şeker hastalığıyla sonuçlanan sorunlara da zemin hazırlamıştır.
"Osteoprosis"in en fazla süt kullanan batılı ülkelerden,
Kuzey Amerika bölgesinde rastlandığıysa araştırmalar ve istatistiklerle
belirlenen gerçeklerdendir.
Süt, yapısında
karbonhidratla 25 farklı protein içerir. En önemli ve sütü alerjik
yiyecekler sınıfında üst sıralarda tutan, içindeki "lactoalbumin
ve süt casein'i" denen proteinlerdir. Bunlar genellikle sindirim
sistemleri henüz gelişmemiş olan küçük bebeklerde, parçalanamamış
büyük protein molekülleri olarak, barsak cidarlarını zorlayıp kana
karışarak alerjik tepkilere neden olur. Bu şekilde bağışıklık ve
sindirim sistemi zarar gören çocuklar yaşamları boyunca, alerji
nedenleri ortadan kaldırılmadıkça, dereceleri kişiden kişiye farklılık
gösteren çeşitli rahatsızlıklara yakalanabilirler. Bunlar çocuk
yaşlarda genellikle ciltte kaşıntı, egzama, kulak içi iltihaplanması,
kulakta akıntı, aşırı hareketli olma hali, yavaş öğrenme ve dikkat
eksikliği gibi belirtiler olarak ortaya çıkabilir. Veya bu rahatsızlıklara
neden olan kaynakları, bağışıklık sistemini zayıf düşürerek destekleyebilir.
Bu tepkilerin sütten kaynaklanıp kaynaklanmadığını anlayabilmek
için çeşitli alerji tespit yöntemlerini uygulatmanın yanı sıra,
3 veya 4 hafta süt ve sütten yapılmış ürünlerden uzak durmakla da
gerçekleştirilebilir. Eğer alerjik tepkilerin derecesi hafifse,
süt ve süt ürünleri diyet içerisine fazla olmamak koşuluyla tekrar
sokulabilir.
Sütü oluşturan
diğer bir madde de laktozdur. Laktoz doğada yalnız sütte bulunan
ve süt şekeri de denilen bir "disakkarit"ten oluşur Sütün
en önemli karbonhidratıdır. Sütün tatlanmasında önemli bir payı
bulunmaktadır. Şeker oranı sakaroza oranla % 27'dir. Bu oran düşükmüş
gibi görünse de, fazla kullanılması halinde, genetik olarak şeker
hastalığına açık kişilerde hassasiyeti artırdığı bilinmektedir.
İçerdiği şekerden başka, laktoza karşı emilim güçlüğü, bazı çocuklarda
görülebildiği gibi büyüklerde de görülür. Laktoz emilim güçlüğünün
nedeni, ince barsak mukozasının "laktaz enzimi" işlevinin
azalması veya tamamen ortadan kalkmasından kaynaklanır. Laktoz'un
parçalanmasının mümkün olmaması durumunda, artan laktoz yoğunluğundan
dolayı, gaz, kolik ve ishal gibi rahatsızlıklar ortaya çıkar. Bu
laktaz enzim eksikliğini süt alerjisiyle karıştırmamak gerekir.
İkisi tamamıyla farklı rahatsızlıklardır.
Sütün bazı kişilerdeki
olumsuz etkileri bir yana, çok önemli protein içeren bir gıda maddesi
ve kalsiyum kaynağı olduğunu da belirtmeden geçemeyiz. Süt, bütün
B vitaminlerini içermekle beraber, ayrıca B6, B12, A, D ve E vitaminleriyle
de zengindir. Minerallerden fosforca zengin olmasının yanında potasyum,
sodyum, çinko, selenyum gibi mineralleri de az miktarda taşır. Fakat
günlük ihtiyacı karşılayacak veya kalsiyumun emilimini sağlayacak
kadar yeterli oranda değildir. İçerisinde oluşturduğu bu değerli
maddeler, homojenleştirme ve pastörize yöntemleriyle ya tümden ya
da kısmen kaybolur. Bazıları sonradan eklenir. Bu pastörize ve homojenleştirme
olayı da, süt için ayrıca üzerinde düşünülecek konulardan biridir.
Türkiye'de bulunacağım
süre içinde pastörize olmamış sütlerden yapılan yoğurt, ayran ve
köy peynirlerinin tadını çıkarmayı özlemle bekliyor olmama rağmen,
süte karşı hiçbir tepki göstermeyen kişilerin bile süt ve süt ürünlerini
fazla kullanmalarından yana olduğumu söyleyemem. Ancak, organik
olan yoğurt, kefir, beyaz peynir gibi yağlı olmayan süt ürünleriyle,
her gün olmamak koşuluyla çok az miktarda sütün diyetimize eklenmesinden
yararlanmamız gerektiğine inanıyorum.
Hepinize sağlıklı
geçecek mutlu bir yaz diliyorum.
Kaynaklar: Staying
Healthy with Nutrition Elson M. Haas, M.D., Allergies, Carolee Bateson
DC ND, Dietary Wellness Phyllis Balch, CNC
Haziran 2009
Yazarın Önceki
Yazıları:
Bir Okuyucu Mektubu
Kanserle İlgili Sağlıklı Yaklaşımlar II
Kanserle İlgili Sağlıklı Yaklaşımlar I
En Sağlıklı 10 Yiyecekten Biri Brokoli
Sağlıklı Yaşama Doğru İlk Adım
Yiyecek Seçiminde Yedi Önemli Unsur
Osteoporoz - Kemik Erimesi
Şeker Hastalığı (Diyabet) III
Şeker Hastalığı (Diyabet) II
Şeker Hastalığı (Diyabet) I
Atardamar Bozuklukları ve Seçenekli Yaklaşım
Kalbimizi Sevelim II
Kalbimizi Sevelim
İnanabileceğiniz Bir Balık Hikâyesi
Et Yemeden Önce Bir Kez Daha Düşünelim
Kümes Hayvanlarıyla İlgili Bilmediklerimiz
Yeni Yıla Başlarken Sağlıklı Yaşam
Demir, Manganez, Krom ve Selenyum Mineralleri
Önemli Bir Mineral: Çinko (Zinc)
Çok Önemli Enzimlerin Bileşimini Oluşturan
Bakır Minerali
Önemli Mineral: Kalsiyum
Minerallerin Önemi: Magnezyum
Daha çok Türklerde görülen hastalığın sebebi
bilinmiyor
SU; Sağlıklı Yaşamın Altın Sıvısı
Detoks Nedir, Kimler İçin Gerekli ve Nasıl
Uygulanabilir?
Tabağımızdaki Yiyecekler Birbirleriyle Uyumlu
mu?
Vitaminlerle Olan İlişkilerimiz
|