Ayşenil Suadiyeli ATAOĞUL
Ayın Konuğu

 

Ressam Hikmet Çetinkaya'nın kan kırmızı gelincikleri


Değerli okuyucularımız, geçtiğimiz sonbahar Kanada'nın üç kentinde, Ottava, Montreal ve Toronto'da sergi açan ve bu sergilerin açılışlarında, kendi deyimiyle 'interaktif sunum' yapan, yani konuklarıyla bir yandan söyleşi yaparken bir yandan da resim yapıp, sonra da onları kurayla izleyicilere dağıtan ressam Hikmet Çetinkaya köşemize konuk oldu. 12 yıldır aralıksız yaptığı gelincik resimlerinden ötürü bir adı da 'Gelincik Adam' olan bu ilginç ressamımızla yaptığım söyleşiden keyif alacağınızı umuyorum.

- 1992 Ankara Gazi Üniversitesi Eğitim Fakültesi Resim Bölümü'nden mezunum. 35 yıldır resimle uğraşıyorum. Yaptığım konular daha çok kar ve yağmur resimleriydi. Bu resimleri yaparken birden kendimi gelincikler arasında buldum ve son 12 yıldır da konum gelincikler oldu. Bugüne kadar 75 kişisel ve 500'den fazla da karma sergim oldu. Gelincikleri çok yaptığım için 2 sene önce Sayın Büyükelçimiz Rafet Akgünay Ankara'ya gelip atölyemden 2 tane gelincik resmi aldı. Sayın Büyükelçimiz Kanada'da gelinciklerin anlamının büyük olduğunu söyleyerek, 'sergi ayarlasak gelir misiniz' şeklinde bir teklifte bulundu. Böylece Kanada'daki "War Museum", yani Savaş Müzesi'nde bir sergi açma olayı gündeme geldi. Orada, 25 Nisan 2010 tarihinden itibaren bir sene süreyle resimlerimin 'orijin' (özgün: Bizim Anadolu'nun notu) çoğaltımlarıyla 8 tane büyük boy resmim sergilendi. 9 Kasım'da da yine aynı müzede, Büyükelçimiz ve eşinin de katılımlarıyla takviye olarak 38 tane 'orijinal' tuval tipi yağlı boya resmimi sergiledik ve buraya gelmişken canlı performanslar (gösterimler: Bizim Anadolu'nun notu) ve sanatsal söyleşilerle ilgili olarak, Ottava School of Art'ta bir söyleşi yaptık. Ufak çapta da canlı 'performans', yani söyleşi esnasında üç tane de yağlı boya resim yaptım.

- Kiminle yaptınız bu söyleşiyi?
- Oraya gelen Kanada ve Türk toplumu üyeleriyle bir söyleşi yaparak ve de yaptığım resimleri de anlatarak bir canlı 'performans / uygulama (BA)' sergiledik. Bu çok rağbet gördü; aynı tarz bir 'performans' da Montreal Depotium'da gerçekleşti. Fahri Konsolos Emin Bey ve dernek başkanının girişimleriyle yaklaşık 53 sanatseverin katılımıyla bir sanatsal söyleşi daha sergiledik. Orada yaptığım resmi, içindeki felsefeyi anlattım, sanat gelişimimi gösteren olayları da kendi yorumumla aktardım. Çok hoş bir ambiyans (ortam: BA) oldu.

- Aynısını bir de Toronto'da yapacaksınız değil mi?
- Şöyle ki, Toronto biraz daha geniş kapsamlı olacak. Galeri Hitit'te 15 günlük, 30 resimlik büyük bir kişisel sergi yapıyoruz. Eğer oradaki dernek yetkilileri ayarlayabilirlerse o zaman orada da bir interaktif / karşılıklı (BA) sunum sergileyeceğiz.

- Bu çok ilginç bir şey, insanların karşısında hem resim yapıyor hem de onlarla söyleşi yapıyorsunuz. İnsanlar 'interaktif' bir biçimde o olaya katılıyorlar.
- Aynen. Resim yaparken değişik konuları seçip birbirinden farklı teknik yöntemleri de aktararak hem yaptığım resmin teknik bilgilerini, hem de yapacağım konunun küllerini de aktararak aynı zamanda da Türkiye'deki sanat anlayışını, sanat gelişmelerini hamur yaparak kişilere aktarıyoruz. Çok yönlü olarak, sadece teknik değil, teknikle beraber yaptığımız resmin öykülerini de aktarıyoruz.

- O yaptığınız resimleri ne yapıyorsunuz sonra?
- Mesela Ottava ve Montreal'de birer resmi dernek başkanlarına, diğerlerini de kurayla katılımcılara armağan ettik.

- Ne güzel...
- Aynı zamanda da Türkiye'den getirmiş olduğum, kitap, katalog, afiş, 'magnet' gibi malzemeleri de dağıtıyorum.

- Çok güzel, böylece insanlara sanatı sevdirmeye çalışıyorsunuz herhalde. Bu fikir nereden doğdu?
- Ben Türkiye'de 15 aydır bir televizyon kanalında, haftada bir gün 1 saat açıklamalı resim yapıyorum.

- Hangi kanal bu?
- Halk TV diye ulusal bir kanal. Diji-türkten çıkıyor, internetten de izlenebiliyor. Haftada 1 saatlik bu program, 5 defa gösteriliyor. Yani burada yapmış olduğum bu 'interaktif' sunumu ben zaten yapıyorum; bu konuda kendimi de biraz eğitmiş olduğum için keyifli oluyor. Aynı zamanda Ankara'da yeni kurulmuş olan Kentpark adlı alışveriş merkezinde de her Cumartesi akşamı yine halkın önünde aynı sunumu yapıyorum.

- Biraz da gelinciklerinizden söz etsek, neden hep gelincik?
- Takriben (yaklaşık) 12 yıl önce, yağmur resimlerini çok yaptığım dönemde, birkaç kırmızı leke atmam gerekiyor düşüncesiyle gelinciklere ister istemez girdim ve 2000'li yıllarda Stockholm Dünya Sanat Fuarı'na çağırıldım. Bu gelinciği farklı yaptığım düşüncesi beni oralara götürdü. Ondan sonra da üzerimde kaldı. Yani aslında gelincik gelip beni buldu, ben gelinciği bulmuş değilim. Dünyanın birçok ülkesinde, mesela Bulgaristan'da, Paris'te çok sergi açıyorum. Oralarda adım Gelincik Adam oldu. Bu çok hoşuma gidiyor. Bazı yerlerde de Hikmet Çetinkaya yerine bir Türk ressamın resimleri diyorlar, bu da çok hoşuma gidiyor. Yani gelincik benim üzerimde kaldı. Üstelik dünyanın birçok yerinde gelinciğin çok değişik anlamı, öyküleri var; hepsini araştırdım, öğrendim.

- Burada da şehitleri anma gününün sembolüdür gelincik. Meçhul asker sembolü gibi.
- Türkiye'de de en parlak, en gösterişli gelinciklerin olduğu yer Çanakkale'dir. Çanakkale Türkiye için çok büyük dönüm noktasıdır. Mehmetçiklerin kanıyla sulanmıştır, oradaki gelincikler de öyle, orada yatan binlerce isimsiz kahramanın varlığının bir simgesi olarak düşünüyorum ben gelincikleri.

- Biraz da sanat görüşünüzden söz etsek. Siz sanatı halk için mi yaparsınız, sanat için mi, yoksa kendiniz için mi?
- Bu birçok sanatçı tarafından sorulan bir soru. Ben halk için sanat olgusuna inanmıyorum. Türkiye'de sanat eğer toplum için olmuş olsa idi, sadece 18 ilde sanat galerisi olmazdı, tüm illerde olurdu. Halkın gelir seviyesine göre bir fiyat oluşması gerekirdi. Şu an resim Türkiye'de maalesef yirminci ihtiyaç sırasında. Yani pek fazla ihtiyaç duyulmuyor, ilgi görmüyor, teşvik edilmiyor. Benim için sanat kendimi ifade etme yöntemidir. Sabahleyin kalkıp Türkiye'deki haberleri izlediğimde, çok etkileniyorum. Toplum içindeki saygısızlık, kavga, dövüş... bu durumda kendimi ifade etmenin başka bir yolu yok. Kendi kendime diyorum ki, 'kalk resim yap'. Toplumsal olayları yorumlama vardır resimlerimde. Bu yüzden ben konuşma ihtiyacı duyduğum zamanlarda renklerle, tuvalle konuşuyorum.

- Ancak bunu sadece kendiniz için yapıyorsunuz. Ama bu durumdan madem ki şikâyetçisiniz, demek ki belli bir toplumsal mesaj vermek için yapıyorsunuz yine de.
- Mutlaka, mutlaka ama, şu var; Türkiye'de şu anda gündemdeki sorun da zaten budur. Şu anda Türkiye'de bir şair bir şiir yazdığı zaman ya da bir türkü bestelendiği zaman bunu kendi duyarlılığı içinde yapıyor. Şu anda Türkiye'de toplum ve sanat arasında bir bağ yok. Olsaydı toplum sanatı bağrına basardı.

- Ama burada siz sanatçılara da çok büyük işler düşmüyor mu sizce? Sanatçıların da kabahati yok mu?
- Kabahat çok yönlü. Herkes, sanatçı da, Kültür Bakanlığı da, Hükümet de kabahatli. Herkese çok iş düşüyor. Türkiye'de sanatçı olmak hem çok kolay hem de çok çok zordur. Bilmem duymuş muydunuz; Orhan Gencebay, 'sanatçı olmaktan utanıyorum' demişti. Onun gibi büyük bir arabesk sanatçısının bunun demesi çok ürkütücü, çok acıklı. Bugün korsan alıp yürümüş, devlet sanatçısını korumak için hiçbir şey yapmıyor.

- Sizce sanatçı kime denir, şarkıcı Orhan Gencebay'a sanatçı demeniz beni biraz şaşırttı da. Siz kendinizi ressam mı yoksa sanatçı olarak mı görüyorsunuz ya da ikisinin arasında nasıl bir fark var sizce?
- Şu an Türkiye'de 80 yaşında resim sanatçıları var, ben 52 yaşındayım, henüz çok genç olduğumu düşünüyorum. 'Sanatçı' mevkiinin çok büyük bir mertebe olduğunu düşünüyorum. Bunu bir yaşam biçimi, olgunluk, durma şekli olarak görüyorum. 'Sanatçıyım' demenin 90 yaşındaki bir sanatçıya saygısızlık olacağını düşündüğümden 'ben sanatçı olmaya çalışıyorum' diyorum.

- Peki çok teşekkürler, başarılarınızın devamını diliyorum.
- Sağ olun.

Fotoğraflar: Kerem Saltuk

Şubat 2011

Yazarın Önceki Yazıları:
Pencereden başka bir İstanbul ve Ali İhtiyar
Yetkin Dikinciler: "Amacım Nâzım'a benzemeye çalışmak değil, ona layık olmaya çalışmaktı..."
Atatürk ve Devrim Arabaları'nın ünlü yönetmeni Tolga Örnek'le samimi bir söyleşi
Nil Ataoğul'la Kebek'te Sendikalaşma
Resimlerim çok renkli, biçimler renklerden çıkıyor...
Avrupa Kültür Başkenti İstanbul'dan görüntüler
Toronto Başkonsolosu Bilgen, yoğun biçimde açılışa hazırlanıyor
Dr. Khadir: "Bilime inanın!"
Türkiye Turizm Fuarı'ndaydı
Kadınların duygusallığını resmeden ressam: Orhan Alpaslan
Toplumun Muhteşem Süleyman'ı Montreal Caz Festivali'nde döktürdü
"Burada bir hikâye var, bunu çekmeliyim dedim.
Ve hiçbir şey iki kez çekilmedi!"

Türkiye'den Kanada'ya sanat köprüsü ve Ressam Atanur-Asuman Doğan çifti
Montreal'de Türk Kültür Şöleni'ni başlatıyoruz
Duo Romantika'dan dört el'li sevgi damlaları…
Petro Canada'ya karşı işçilerin utkusu
Kriz gerçekten korkunç mu?
"Zekât, bu ülkede herkes tarafından gerektiği gibi uygulansa…"
Zayıflamak sorun değil, onu korumayı bilmeli!
Ressam Ali Refik Ataoğul: "Sanatçı avant-garde olmalı"
Profesyonel bir yardım toplayıcı: Eda Levi
Fethullah hareketiyle ilgili Mahçupyan:
"O ağın içinde pekişmesi sayesinde tabii ki bir siyasi güç"

Mahçupyan: "Hrant'ın ölümünü hâlâ kabullenebilmiş değilim."
"Benim planlamacıya ihtiyacım yok demeyin!"
"Çok paranız olması önemli değil, elinizdekini akıllıca değerlendirin!"
Rum Kıbrıs, Kuzey Kıbrıs yurttaşlarına pasaport veriyor
Melisa, oğlu ve torununa destek için Erivan'dan geldi
İsmail Cem İpekçi: "Kültürünüzü yitirmeyin ama, yaşadığınız topluma da karışın!"