AnaSayfa/Accueil/Home » Gündem-Güncel » Keşkelere Takılmadan

Keşkelere Takılmadan

Keşkelere Takılmadan

Keşkelere Takılmadan İleriye Bakmak

İşbu bir yeni yıla hazırlık yazısıdır…

 

 

 

 

 

Bir yılı daha bitiriyoruz.

Acısıyla, tatlısıyla…

 

Trudeau gücünü yitirmesine karşın yeniden seçildi.

Genç Greta çevre duyarlılığıyla dünya gençliğini ardından sürükledi; siyasetçiler fırsat bu fırsat diyerek onu da kullandılar.

Bir proje diyenler oldu…

Avrupa daha iyi bir yaşam için sokaklara çıktı, ‘oy verdik ama geri almasını da biliriz’ deyip yöneticileri uyardılar…

Güney Amerika Avrupa’dan geri kalmadı, sokakları doldurup ‘yetti artık’ dedi.

Ortadoğu, Afrika ve Asya’da insanlar birbirini boğazlamaya devam etti.

Yurtta insanlar dünyadan ayrı kalmadı; iktidarı 17 yıldır gasp etmiş olanlar bir daha gitmemek için ayak diremeyi sürdürürken, soğana muhtaç etmiş oldukları toplum tüm hile, kurnazlığa karşın uyarısını yaptı…

Büyük kentlerin yeni yerel yöneticileri kimi yerlerde 25 yıllık yolsuzlukları, eşkıyalıkları toplumun gözleri önüne serdiler; ‘artık bu düzen böyle gitmeyecek, tüyü bitmemiş yetimin hakkını namerde yedirmeyeceğiz’ dediler. Ve söz verdikleri gibi topluma hesap verme dönemini açtılar…

17 yıldır, 25 yıldır haksız olarak oturdukları yerdeki rahatlarının bozulduğunu görenler, padişahların çevresindekileri yanlarında tutmak amacıyla ulufe dağıtırcasına, toplumun kafasına çay paketleri atmayı sürdürdüler…

Son olarak, koca bir kenti yine rant uğruna bitirmek için, dağıtıp komisyonunu aldıkları rant topraklarının sonuna geldiklerinden olacak, 10 yıla yakındır ortaya atmış oldukları ‘Kanal Projesi’ni yürürlüğe soktular; Gezi Parkı’nda olduğu gibi ‘isteseniz de istemezsiniz de yapacağız’ diyerek gerilimi tırmandırmaya çabalıyorlar.

Dahası, Suriye’den sonra kapıda bir de doludizgin gelen bir Libya bataklığı sorunu var…

 

***

 

İç görüngümüze* baksak?!

 

Yeni yılda yeni umutlardan söz etmek isterken, yine eskimiş yılın sorunlarına daldık.

 

Sonuçta bir takvim, sayı değişikliği, yaşanacak olan. Doğanın ise sayılarla bir işi yoktur; o bildiği gibi yaşamını sürdürüyor. Sadece insanlara, ‘size daha yararlı olmamı istiyorsanız beni daha az hırpalayın’ diyor…

Ancak kişioğlu ve kızı geleceğe umutla bakmak için her türlü olanağı kullanıp, ‘yeni bir dönem açılıp kişisel olarak daha iyi bir yaşam olanağına kavuşur muyuz’ diye bakmaktan kendilerini alamıyor.

 

Kişinin doğasında olan bir olgu bu.

Kuşkusuz nerede, nasıl, hangi çağımızda, hangi dönemimizde olursa olsun, daha iyi bir yaşamı hayal edeceğiz.

Peki, bitakım seçimler yaparken iç evrenimize bakıp kendimizi sorgulayabiliyor muyuz?

Bitakım olguları ileri tarihlere atarken bir daha böyle bir olanağı bulabileceğimizi nereden biliyoruz?

Belki ikinci bir fırsat olmayacaktır.

Belki de, ne beyaz atlı prens gelecek, ne de peri padişahının kızı…

 

Biraz daha ağırdan mı almak istediğin?

Ne kadar örneğin? İki yıl, beş yıl, daha fazla!?..

Yarına kalacağının güvencesi var mı?

 

Emin miyiz?

 

Gelecek yıl nerede, ne durumda olacağını biliyor musun?

Bırak onu; gelecek yıl orada olacağını biliyor musun? Emin misin bundan?

‘Şu yaşa kadar şöyle yaşadım, tamam artık bunun yürümediğini gördüm, bi de böyle yaşayayım’ deme olanağımız var mı?

Sen böyle bir karara varırken, senin dışında gelişen olayların aynı biçimde gelişeceğini nereden biliyorsun da plan yapmaya kalkıyorsun?

Yaşamın sana neler hazırladığından nasıl emin olacaksın?

 

An’ı yaşamak?!

 

Peki ‘ben an’ı yaşamak istiyorum’ derken, ‘yarın umurumda değil’ derken, sana güven bağlayanın neler düşündüğünü, senden neler beklediğini bilebiliyor musun? ‘O da benim umurumda değil’ diyorsan, onun yaşamını altüst etme hakkını nereden alıyorsun?

 

Geri dönüp baktığında ‘keşkeler’den kurtulduğundan emin olabiliyor musun?

Ya da ‘keşkeler’e takılıp yaşamı ıskaladığının farkında mısın?

Ya da, ya da ‘şunu da yapayım, şunu da bitireyim, şunu da hazırlayayım, ondan sonra… buna daha hazır değilim’ derken, bugünü yitirdiğinin ayrımında mısın?

 

***

 

 

Her ne olursa olsun…

 

Bilinmezlikler herkesi korkutur.

Önemli olanın, yaşamımıza ağu katmak yerine, geriye dönüp baktığımızda ‘yaşadım ben, mutlu, sorumlu, onurlu…’ demek değil midir?

 

Ben yeni bir döneme başlamanın eşiğinde bunları düşündüm, sizleri bilmem…

 

Yeni yılınız, yeni çağınız, yeni döneminiz bildiğiniz gibi, dilediğiniz gibi mutlu, umutlu olsun!

 

Her ne olursa olsun, dudağınızın ucundaki gülücüğü yitirmeyin!

 

Dahası, ağız dolusu gülün! Göreceksiniz nasıl kendinize güveniniz gelecek ve her şey güzel olacak…

 

 

 

* Görüngü: Ayna

 

 

o.ozen@bizimanadolu.com

Tüm Yazıları»

 

 

Ömer F. Özen / Gözleyi, gözleyi… / Bizim Anadolu / 30 Aralık 2019

 

Şu yazı ve haberler de ilginizi çekebilir:

 

Share with your friends / Partagez avec vos amiEs / Dostlarınızla paylaşın...
  • 1
  •  
  •  
  •  
  •  
  •  
  •  
  •  
  •  
  •  
  •  
    1
    Share

Leave a Reply