Press "Enter" to skip to content

Karınca kararınca

Karıncaların Dayanışma Öyküsü.

Ş. ÇORBACIOĞLU

Karınca kararınca Karıncanın iş yürüyüş öyküsünü anlatacağım kalemimin erdiği kadar.

Öyküleri, masalları ve sosyal duruşuyla günlük yaşamımızın her anına giren bir böcek, ama ne böcek!.. Öyküsünü ben anımsamam, fakat “Ağustosböceği ve Karınca” masalını her çocuk gibi bilirim. Bana çocukluğumda anlatılmadı, kankubad ve çinka masalları dışında. Evet bilmem, çünkü bana 8 yaşına dek ağustosböceği ve karınca masalı anlatan olmadı köyümde. Sonrasında masalını da kendisi hakkında söylenenleri de duydum: O karıncayı bile incitmez, vücudumda karıncalanma var, karınca gibi çalışkan, aslan fili öldürür karınca da aslanı, tembel adam, karıncayı örnek al ve benzerlerini.

Karınca çalışkanlığıyla özdeşleşmiş bir canlı. İnsanların tembelliğine vurgu olan evrensel zeki bir işkolik. Görme duyusu zayıf, duymayan karınca kas yapısıyla kendi ağırlığının 50 katını taşırmış. İnsanı düşünüyorum da… Değişik yapıları gereği her zaman insanların ilgisini çekmiştir… Koloniler halinde yaşarlar ver her bir karıncanın farklı görevi vardır; işçi-asker karınca, kraliçe karınca gibi… Bu yönleriyle de insanlara benzetirler. Ben benzetmem çünkü karıncalar oluşturdukları komün yaşamında barışçıdır, insan savaşçı… Onların güçlü kasları, kıskaçları, her biri kıvrak ve de güç yüklü boğum boğum fiziği vardır, insanların ise silahları; okları, mızrakları, atları, ateşli silahları ve de nükleer başlıklar vardır. Çünkü insanlar gibi asla birbirlerinin görev alanına girmezler. Belirli bir düzen ve işleyişleri vardır. Bu yönleriyle de oldukça zeki hayvanlar olduklarını gösterirler, asla tilki kurnazı değillerdir, karıncaya ve karınca doğasına saygılı ekosistem dostlarıdır. Doğasını ve doğanı yakmaz, suyunu bulandırmaz, yuvaları yıkmaz. 14 bin türü olmasıyla tüm iklimlerde yaşar ve dahi kentleşmeyi başlatan ilk canlılardır. Kendine özgü karınca türleri bulunan ender yerlerden Antarktika ile birlikte bazı uzak ve uygun olmayan adalarda bile yaşarlar. Karıncalar belirttiğim gibi ekosistemlerin çoğunda yaşayabilir ve kara hayvanları biokütlesinin yaklaşık % 25’ini oluştururlar. sosyal örgütçülerdir. Yaşam alanlarını değiştirebilirler. Kaynakları iyi kullanırlar ve de kendilerini savunmalarına bilirler, ama yerleşim düzenleri dokunulmaz ise asla saldırgan değillerdir. Bundandır ki, karıncalara ben son gözlemimle daha fazla saygı duymaya başladım. Onları daha da korumaya özen gösteriyor, vesselam kısa kelam karınca bile ezmiyorum.

Bu evrensel özlerini duyardım, fakat onların iş hayatını hiç izlememiştim, belgesel dışında. Karınca çalışkanlığını betimleyen en önemli olgu evrensel değer olan dayanışma, iş bölümü ve birlikteliktir. Bu özleri taşıyan komün örgütlülüğüdür. Ben onları arka arkaya yuvalarına malzeme ve yiyecek taşımalarını köyümdeki kadınların imecesine benzetirim; ille de kışlık yakacak kızılağaç odunlarını taşımalarını. Erkekler keser kadınlar taşırdı. Doğu Karadeniz’de tezek yakılmaz nedense, kurutulamadığı için mi yoksa başka bir nedenle mi bilmiyorum!?.. Tezek aslında her tür sıcaklıkta kurur, köy yolları, çayırlar tezek kurularıyla dolu olurdu. Fakat sadece tazesi gübre olarak kullanılırdı.

Obada oturuyorum. Bir ısırıkla irkildim. Aklıma akrep değil de zehirli örümcek vb geldi. Elimi hızla bölgeyi beş parmakla şapladım. İşaret parmağı ve yüzük parmağı arasına sıkışmış simsiyah yakışıklı devasa karınca çırpınıp duruyor, silkeledim. Doğrusu incitmeden yere attım, çimlerin arasına düştü. O da ne, çitlediğimiz çekirdek kabukları sıralı bir şekilde ayaklanmış yürüyorlar. İsyandı sanki bu, beni neden doğaya attın isyanı. Kabukların yürüyüşüne yakından bakarken, beni ısıranın koşarak bomboş gittiğini gördüm. Acaba doğalarını kirlettiğim için saldırmış olabilir mi diye düşünmedim değil. Öğrendim ki bu karıncaların kraliçesi imiş. Çekirdek kabuğunu taşıyanlar işçi ve asker karıncalar. Tek gidenlerin yanında, büyük kabukları birkaç tanesinin sürüklediğini fark ettim; ikisi önden çekiyor biri arkadan itiyor. Bu onların zeki olduklarının, dayanışma içinde olduklarının göstergesi. Onlar da sırayı bozmaksızın aynı hızda sıra halinde gidiyorlar. O da ne bir peynir parçası da ayaklanmış gidiyor. Dikkatle bakınca devasa üç karınca tarafından sürüklendiğini anlıyorsunuz. Karıncanın biri önde çekim kuvveti, biri arkada itki kuvveti, diğeri de ortada ‘alttan ağırlığı hafifleten esneten’ kuvvet uyguluyor; resmen bir inşaat mühendisi zekâsı. Yuvalarına dek izledim tam 30 metre, bize göre kesin 30 km. Yuvaya yaklaştıklarında başladılar yuva girişini genişletme hafriyatına.

Yuvalara tek tek bırakanlar, hızla iş alanına dönüş yapmaya başladılar. Doğayı kirlettiğim için saldırıya uğradığımı sanmıştım. Anladım ki onlara yiyecek olmuştu çimlere attıklarımız. Belli ki ekosistem koruma neferleri idi bu güzel ve çalışkan canlılar.

Sandalyeleri ve masayı iş alanlarından kaldırdık ve onların çalışkanlıklarını imrenerek izlemeye başladık.

Düşündüm; böylesi koloni halde komün birliktelikle iş bölümünü insanlar kurumsallaştırsa gezegenimiz de, tüm değerleri sömürenler ve sömürülen yoksul insan kalmaz.

Mersin- Alata

evesbere@mynet.com

Tüm Yazıları»

Şevket Çorbacıoğlu / Teknopolitika / Bizim Anadolu / 22 Temmuz 2022

Share with your friends / Partagez avec vos amiEs / Dostlarınızla paylaşın...

Be First to Comment

    Leave a Reply