AnaSayfa/Accueil/Home » Gündem-Güncel » Kanada Türk Toplumu ve Türk Barış Bahçesi

Kanada Türk Toplumu ve Türk Barış Bahçesi

Kanada Türk Toplumu ve Türk Barış Bahçesi

Kanada Türk Toplumu Üstüne ve Türk Barış Bahçesi

 

Işıklar içinde yatsın, Dr. Aydın Yurtçu toplumda yeni bir yüz gördüğünde ‘taze kan, taze kan’ der, sevinirdi.

 

 

 

 

 

 

Ömer Özen

 

Bu, şu demekti: Toplumsal devinimler, hizmetler, eylemler dünden yarına kuşaklar arasında bir bayrak yarışı anlayışıyla sürmeli, yeni kuşaklar sorumluluğu eline alıp o ana kadar yapılanların üzerine yenilerini kurup toplumu daha bayındır günlere taşımalıydı.

 

Ancak dünden bugüne baktığımızda bu dilekler ne yazık ki gerçekleşmediği gibi, önceki kuşakların emekleriyle kazanılan birçok edim ve haklar da aşınmaya; giderek yitirilmeye yüz tutmuş durumda.

 

Yeni kuşaklar yetiştirilemedi mi?

 

Toplumun önce ve sonra gelenleri şunu çok iyi anlamalıdırlar: Bu toplum artık buralıdır ve buradaki yaşam koşullarına göre yarınlara hazırlanmalıdır.

 

***

 

Yanlış anlaşılmasın, resmi kurum ve kişilerin olumlu katkıları hiçbir zaman bu toplum tarafından yadsınmamış, takdirle karşılanmıştır.

Ancak buraya gelen görevliler bu ülkenin yaşam koşullarına göre tasarılar gerçekleştirip buradaki toplumun yaşamını kolaylaştırıcı edimlere girmelidirler.

Çünkü bizler burada kalıcı onlar gidicidirler.

Dolayısıyla devletin sürekliliği bağlamında ülke koşullarına göre tasarı üretip burada yaşayan topluma yardımcı olmaları beklenir; yapılanların, kazanılanların yitirilmesine neden olmaları değil…

 

***

 

Bu yazı biraz uzun olacak; ancak sabırla okunmasını dilerim. Çünkü toplumda açık yüreklilikle dile getirilemeyenleri dile getirmektedir.

Arada daldan dala atlama olabilir, ancak birbirleriyle bağlantılıdır.

 

***

 

 

Bir tarihte yeni atanan bir görevli sivil toplum kuruluşlarının sorumlularına, ‘şu ulusal günü artık siz kutlamayacaksınız, onu ben düzenleyeceğim’ gibi bir edime girmişti.

Sivil toplum kuruluşlarının sorumluları birbirlerine bakmışlar, daha sonra aralarında toplantılar yapıp kendileri de, yıllardan beri geleneksel olarak kutlanagelen ulusal günü kutlama kararı almışlardı.

Gerekçeleri haklıydı: ‘Elbette ki devlet kendi kutlamasını yapabilirdi, dahası bu onun göreviydi. Ancak buradaki topluma bir yasak koyma yetkisi yoktu. Çünkü toplum yıllardan beri kendiliğinden oluşturduğu birliktelikle geleneksel olarak bu ulusal günleri kutluyordu. Bu hep böyle olagelmişti; devlet kendi kutlamasını yapar, diplomatları, siyasileri çağırır; ancak toplum da kendi kutlamasını yapardı. Eğer çakışmazsa, ki genelde buna dikkat edilir, bir iki gün arayla kutlamalar yapılır, her iki kutlamaya da katılınırdı’.

 

 

***

 

 

Devlet kucaklamalı, yan tutmamalı…

 

Hükümetler geçici, devlet kalıcıdır…

 

***

 

Bir Montreal Türk Filmleri Şenliği’nde toplum üyeleriyle….

 

 

Özel olmayan bir sohbet sırasında bir büyükelçiden dinlemiştim; bir Avrupa ülkesinde görev yaparken Türk kültürünü tanıtan etkinlik yapmak isteyen bir topluluğun sorumlularıyla görüşüp kendilerine yardımcı olmak istemişler. Ancak topluluk sorumluları, ‘hayır, biz devletle işbirliği yapmayız, hem sonra üyelerimize ne deriz’ gibi bir çıkışta bulunup kestirip atmışlar.

Bunun üzerine tam bir kucaklayıcı devlet anlayışıyla yaklaşan görevli, ‘Arkadaşlar bakın, çok güzel bir etkinlik yapıyorsunuz, devletin tanıtım programına da uyuyor. Siz kaynak sıkıntısı çekiyorsunuz, biz de yardımcı olmak istiyoruz. Bunun altında başka bir şey aramayın. Devlet hepimizin devleti. Cebimizden vermiyoruz ki, bu zaten vatandaşın parası ve bu tür organizasyonlar için ayrılmış bir kaynak’ diyerek ikna ediyor, sorunu çözüyor ve etkinlik çok başarılı bir biçimde yerine getiriliyor.

 

Devletin bu tür anlayıştaki diplomatlarına, bürokratlarına gereksinimi var.

 

***

 

Birkaç zamandır Edmonton Türk toplumunun devinimlerinden söz ediyorum; gözünüzden kaçtıysa şu bağlantılardan okuyabilirsiniz:

http://www.bizimanadolu.com/edmontondan-yayilan-isik/

http://www.bizimanadolu.com/genc-turkler-edmontonda-isik-saciyor/

http://www.bizimanadolu.com/edmontondan-yukselen-anadolu-devingenligi/

 

Sıkıntılar yok mu? Elbette ki var. Ancak küçücük bir toplum olarak çok güzel, başarılı işler de kotarıyorlar. Ve ben onları Kanada’nın diğer yörelerinde yaşayan toplumlara örnek olarak gösteriyorum.

 

***

 

Montreal Türk toplumuna gıpta ile bakılırdı

 

Türk Müziği Korosu Kanada’ya Türk Müziği’ni tanıtırdı.

 

Montreal Türk toplumu bir zamanlar gıpta ile bakılan, kıskanılan bir toplumdu.

Toplum kurumları, üyeleri çok güzel işler başarıyorlardı. Halkoyunları topluluğu ülke çapında şenliklerden şenliklere koşuyor, Türk Müziği Korosu toplum üyelerine yönelik olmanın dışında geniş topluma yönelik dinletiler veriyor, başka sivil toplum örgütleriyle ortak çalışmalarda bulunuyor, yerel, il ve federal seçimlerinde yoğun olarak çalışıyor, toplumun sesini duyuruyor, ülkenin yurttaşları olduklarını duyumsatıyorlardı…

 

Türk Barış Bahçesi toplumun gururu

 

Türk Barış Bahçesi Montreal’de toplumun gururu…

 

Ve toplum Montreal’e güzel bir ‘Barış Bahçesi’ armağan etmişti. Düşünce Dr. Aydın Yurtçu’dan çıkmış, adını Mehmet Sözen koymuştu. Derneklerden bağımsız bir kurul oluşturulmuş, Montreal Belediye Başkanlığı ile yoğun ilişkilere girilmiş ve sonunda yılda milyonlarca ziyaretçisinin olduğu Botanik Bahçesi’nde bir yer edinilmişti.

T.C. Devleti elbette bu çabalara sağır kalmamış, kendine düşen görevi yerine getirmiş ve yetkin mimar ve tasarımcıları bu bahçenin yaratılmasına koşturmuş; dolayısıyla Türk Barış Bahçesi, tarihte ortaya çıkarılan ilk yazılı Türkçe kaynakların bulunduğu Orhun Yazıtları’nın yerleşimini betimler biçimde düzenlenmiş; dahası, geleneksel İznik Çinileriyle bezenmişti… Bu arada dönemin Belediye Başkanı, ‘sabahları işe başlamadan önce bu bahçeye gelip huzur buluyorum’ diyerek Türk Barış Bahçesi’nden övgüyle söz etmişti.

Montreal’deki Türk Barış Bahçesi Türk toplumunun bir gurur kaynağı. Doğru bir yaklaşımla T.C. Devleti olduğu gibi, Kanada, Kebek Devleti (ve Montreal Belediyesi) de kendilerine düşen yardımcılık görevini yıllarca yerine getirmişler, ancak yönetimini yurttaş girişimine bırakmışlardı.

Her yıldönümü etkinliklerinde Federal, İl ve Yerel yetkililer, siyasetçiler olduğu gibi, T.C. devlet temsilcileri de katılıp bu coşkuyu paylaşıyorlardı…

Geçen yıla kadar….

 

***

 

Biliyoruz, gazeteciler pek sevilmez. Çünkü topluma hizmeti yansıtırken güzellikleri göz önüne serdiği gibi, görmüş olduğu eksiklikleri de dile getirir.

 

***

 

Halkoyunları Topluluğu şenliklerden şenliklere koşardı yıl boyunca.

 

Yine geçmişte bazı edimleri dolayısıyla eleştiri oklarımıza uğramış bir büyükelçimiz, ne kadar doğru olduğunu bilmediğim, bize yönelik içinde sövgü de bulunan bazı serzenişlerde bulunmuş, ‘tanıdıkça beni anlayacaklar’ demişti. Biz de kendisini zamanla tanımış, saygın biçimde ilişkilerimiz olmuş, topluma yönelik çok güzel etkinlik ve eylemlerde bulunduğunu gözlemlemiştik.

 

Bu arada, defalarca bir araya gelmemize karşın hiçbir zaman, ‘neden böyle eleştirilerde bulundun’ gibi bize yönelik bir tepkisi olmadığını da belirtelim.

 

***

 

Başka bir anımdan söz etmek istiyorum.

Bir dönem, Cezayirli bir arkadaşla ortak bir işe girmek istemiştim.

Cezayirli arkadaş benim gibi ülkeye yeni gelmiş; yıllarının uzun bir dönemini Fransa’da geçirmişti. Yetkin bir muhasebeciydi.

Paramız olmadığı için bankalardan kredi almak durumundaydık.

Cezayirli arkadaş kendini yetkin gördüğü için girişmek istediğimiz iş tasarısını burada yerleşik bir muhasebeci yerine kendisi hazırlamak istemiş; ‘ben onlardan daha iyi bilirim, ben ömrümü bu konular içinde geçirdim’ diyerek kolları sıvamıştı.

Biz banka banka dolaşıp Cezayirli arkadaşın hazırlamış olduğu ‘iş önerisi’yle kredi bulmaya çalışıyorduk. Ancak her defasında olumsuz yanıt alıyorduk.

En başta ‘iş önerisi’nin hazırlanışı yanlıştı, ama arkadaşım bunu kabul etmiyordu. Bizim Cezayirli arkadaş, ‘bunlar bir şey bilmiyorlar, yıllardır ben bu işi yapıyorum’ diyor ve kızıyordu.

Ancak sonra anladık ki, sorun onların bir şey bilmemesi değildi; sorun bizim hazırladığımız tasarının Kuzey Amerika, dahası Kanada sistemine uymamasıydı.

Bizim arkadaş ‘ben yıllardır Fransa’da böyle yapıyorum ve çok da başarılı işler yaptım’ diye dövünüp duruyordu.

Ama burası Fransa değildi ve işler burada Fransa’da yürüdüğü gibi yürümüyordu.

Buranın kendine özgü koşulları, yöntemleri vardı…

 

***

 

Gençler Türk Halkoyunları aracılığıyla Türk kültürünü tanıtırdı.

 

‘Geçen yıla kadar…’ deyip bırakmıştım yukarıda…

 

Önce şunda anlaşalım; hiç kimsenin iyi niyetinden ve -olabildiğince- iyi hizmet vermek istediğinden kuşku duymuyoruz. Biz kişilere değil, olgulara, edimlere odaklanıyoruz.

 

***

 

Şeytanın avukatlığını yapmaya devam edelim; çünkü çoğu çevre kibarlıklarından kırıldıklarından yüksek sesle bazı gerçekleri dile getirmiyorlar.

 

***

 

 

Türk Barış Bahçesi Toplumundur

Türk Barış Bahçesi’ndeki şenlik Montreal’de haklı bir üne sahip olmuştur.

 

Her ülke ve ortamın kendine özgü koşulları, gelenekleri var.

Duyduğumuz kadarıyla Türk Barış Bahçesi’nin yönetimini, dolayısıyla etkinlik yetkisini resmi bir kurum almış.

Bu her şeyden önce buradaki Türk toplumuna karşı haksız bir durum.

Türk Barış Bahçesi Türk toplumunun Montreal’e bir armağanıdır, sahibi de resmi bir kurum değil, Türk toplumudur. Resmi bir kurum bunu toplumdan alamaz.

Orayı ‘le Comité du Jardin turc de la paix’ ve ‘la Communauté turco-canadienne de Montréal’ birlikte yönetir. Elbette ki Fahri Başkonsolos G. Emin Battika’nın çok önemli emekleri vardır. Toplumun, çalışmaları dolayısıyla kendisine gönül borcu vardır. Ancak o da, bir Kanada Türk toplumu üyesi olarak bu komitelerin üyesidir. Diğer şapkaları ancak bazı işlemlerin yürütülmesine katkıda bulunur.

Dileğimiz o ki, bu yanlıştan dönülsün ve Türk Barış Bahçesi’nin yönetimi topluma geri verilsin; ancak devlet bu güzel olguya yardımını esirgemesin.

 

***

 

Türk Barış Bahçesi hoşgörünün simgesi. Fotoğraf 2000 yılından.

 

Biliriz ki bir kurumu yıkmak çok kolay, ancak emek verip kurmak ve sürdürmek çok zordur.

 

Bunun örneklerini çok gördük; yıllar önce çok başarılı bir radyo izlencesi vardı. Başındaki kişi başka bir ülkede iş bulunca, tası tarağı toplayıp gittiğinde radyonun yönetimini kimseye güvenip vermediğinden kazanılmış haklar yok oldu. Biz yıllarca böyle bir olanağı geri almak istememize karşın yeniden alamadık.

Türk Sinemasının ünlü sanatçıları Nesrin Cavadzade, Devin Özgür Çınar ve Başak Büyükçelen konuk olarak Türk Barış Bahçesi’nde.

 

Kebek İlinde Türkiye’den yeni gelen göçmenlerin sürücü belgeleri herhangi bir sınava gerek görülmeden değiştiriliyordu; yetkililer zamanında gerekli imzaları atmadıkları için bu hak geri alındı ve toplum bundan yoksun kaldı.

 

Kebek kentinde yeri belirlenmişken, büstü bile hazırken (herhalde bir depoda çürümeye bırakılmıştır) Yunus Emre anıtı ilgisizlikten yaşama geçirilemedi…

 

Kebek Göçmenlik ve Kültürel Toplumlar Bakanı Diane De Courcy Türk Barış Bahçesi’nde.

 

Araştırırsak bunlar gibi daha neler neler buluruz…

 

N’olur yazık etmeyin, Barış Bahçemiz de elimizden gitmesin!..

 

Türk toplumunun barış ve hoşgörü içinde Kebek-Kanada ortamında yaşamak istemesinin bir simgesi olan bu Bahçe’nin yaşatılması gerek…

 

Coşkuyla, ilgiyle…

 

Çünkü orada Federal, İl ve Yerel yönetim yetkilileri Türk toplumuyla bir araya geliyor ve Türk toplumunun ne denli devingen, günlük yaşama uyum sağladığının ayrımına varıyordu.

 

N’olur, T.C. Devleti bu güzel girişimlere sadece katkıda bulunup yardımcı olsun!..

 

Bu bir sivil toplum girişimidir, resmi değil.

 

Resmi yaklaşımın sivil toplum örgütü yaklaşımıyla bir olmadığını en iyi resmi kişilikler bilirler…

 

 

Montreal Türk Barış Bahçesi yaşasın!..

 

 

* Bu arada; ‘ben yaptım, oldu’ ile olmaz. Bu tür toplantılar genelde haftasonuna doğru, ancak geleneksel yaşam koşulları dolayısıyla, örneğin Perşembe akşamları yapılır. Yetkililer haftabaşı iş-görev olduğu, haftasonları da aileleriyle oldukları için bu günlerde herhangi bir etkinlik düzenlemezler, çağrılara da yanıt vermezler… Deneyimlerden, birikimlerden yararlanmak çok önemlidir…

 

 

 

o.ozen@bizimanadolu.com

 

Tüm Yazıları»

 

Gözleyi, gözleyi… / Ömer F. Özen / Bizim Anadolu / 26 Nisan 2018

 

Paylaşın, dostlarınızın da haberi olsun…