AnaSayfa/Accueil/Home » Yurtta Gündem » HDP Başarısını İyi Okuması Gerekir

HDP Başarısını İyi Okuması Gerekir

HDP Başarısını İyi Okuması Gerekir

HDP Başarısını HDP’nin İyi Okuması Gerekir

HDP’nin Güneydoğu, özellikle Diyarbakır Zaferini iyi okuması gerekir.

7 Haziran 2015 seçimlerinde Diyarbakır’da HDP yüzde 80,29 oy aldı ve 10 milletvekili çıkardı. AK Parti’nin kentteki oy oranı 2011’e göre oldukça azaldı ve sadece 1 milletvekili çıkarabildi. HDP, 9 ilde de ilk kez milletvekili çıkardı.

Bu bir zaferdir. Fakat unutulmamalıdır ki, 1950 sonrası siyasi tarihimizde bu zafer Diyarbakır’da sürekli yer değiştirdi; DP, DYP, ANAP, DSP ve son olarak AKP. Bu partiler açık ara birinci parti iken, bir sonraki seçimde açık ara sonuncu parti oldular.

Bu nedenle HDP’nin bu oy oranını kararlı siyasi duruşun kesin ve de değişmeyen bir zaferi olarak görmemeli. Belli ki güneydoğu ve özellikle Diyarbakır’da değişken, yani; kesin olmayıp kişiden kişiye, zamandan zamana, yerden yere değişebilen bir seçmen profili var. Sayın Demirtaş’ın dediği gibi bu alınan oylar emanet oylardır. Güneydoğu, ille de Diyarbakır seçmeni genelde oylarını sandığa emanet atar.

HDP’nin bu sonucunu birileri abartarak Plebisit veya referandumun önadımı olarak görebilirler. Bu külliyen hatadır.

Hatadır çünkü Güneydoğu’yu, doğrusu Diyarbakır’ı az çok bilen biriyim. Dahası seçmen profilini yakalama şansını bulmuş biri…

Diyarbakır’da kırsal ve kentsel etkinliği yoğun olan bir kurumun başındaydım. Bu tür görevde iseniz, siyasette, ticarette etkin olan insanları ve de kentin esnafını ve bürokratını, sıradan insanını, kırsalın köylüsünü tanımak zorundasınız. Ayrıca kent kültürü, kent sosyolojisi, coğrafyasıyla ve de kırsa kentsel çalışanların sorunlarıyla yakinen ilgilenen yetkin kimliklerle söyleşilerim oldu.

Şunu gözlemledim;

Dışsal ötekileştirmeden çok, feodal yapıdan, yani içsel ötekileştirmeden daha çok zarar gördüklerini…

Ve; aşiret yapısındaki ilkel feodal baskının mistik bir kader olduğu dayatmasından son derece rahatsız olduklarını…

Sevgiye, saygıya insanlığa ve insanca yaşama susadıklarını gözlemledim.

İyiliğiniz karşısında sevecenler, sevgililer, saygılılar ve konukseverler, fakat bir yanlışınız karşısında uçaksavar gibi sizi savmaktan çekinmezler. Bu, merkezi yapının tarihten gelen feodal birlikteliğinde yaşam bulan korkularla bastırdıkları isyan duygusunun dışa vurumudur.

Günümüz siyasi ve sosyal konjoktürde, kırsal kesim marabaları ‘yoksulluğunu kırmak, kaderini değiştirmek adına’ farklı partilere geçiş veya yönelişleri, Şıh ve şeyh sarmalındaki ağalık baskılarıyla yapmaktaydılar, işte bu değişti. Kentlerde de benzer yönelişler yaşanmaktaydı, bu da değişti…

Bu süreç, yani kent marabalarının güdümlü parti değiştirmeleri özellikle gecekonduya hakim kent feodal beyleri tarafından işletilmekteydi. Az da olsa bireysel çizgideki başkaldırı da, kent yaşamındaki amaçsız bireysel özgürlükler kullanılarak, farklı partilere ‘benzer görece’ yönelişleri gündeme getirmiştir.

Sürekli parti değiştirmeleri; merkezi otoritenin ötekileştirme politikalarına direniş olarak görmüşler. Bu nedenle maraba kültür mantığında kendini bulan yoksulluklarını kaderleri olmaktan kurtarma adına sürekli parti değiştirmişler…

Kendileri de bunu bana itiraf ettiler; “Bana, 10 isteğimin 9’unu yerine getir, birine hayır de, 9 iyiliğini ve seni öteler, başka partiye yönelirim, çünkü benim için ekonomik iyileştirme temeldir.”

Tüm bunlar; kırsal ve kentsel feodal beylerin merkezi yapıyla bütünleşmiş çıkarsal görece farklı yöneltişlerdir, asla başkaldırı değildir.

Böylesi sosyal yapı, merkezi yapının körüklediği içsel ötekileştirme politikalarının ürünüdür. Bu yapısal yoksulluğu ayrımcılık düzlemine taşıyan bölücü radikal grup malzemeye dönüştürmüş ve başkaldırı çizgisine oturtmuştur süreç içinde… Yıllardır kanlı çatışmalara neden olmuştur.

Durum bu iken, bir önemli gözlemim de; yöre insanlarının; cennettin izdüşümü Türkiye’den koparak asla bağımsızlık istemedikleri, ekonomik bağımsızlıklarını önde tuttukları, entelektüellerin bunu kültürel bağımsızlıkla besledikleridir…

Anlayacağınız, Kürt halkının çoğunluğu siyasete evet, fakat ırk ve toprak ayrımcılığına hayır diyor, 1950’den bu yana. Yani buna dayanan ırkçı ve ayrılıkçı duruşlara kesinlikle karşıdırlar. Bence HDP geç olsa da bu gerçeği gördü. İyi de, HDP ayrımcıları parlamenter rejime nasıl ikna etti? Orası bilinmez bir denklem…

Fakat, HDP yöre insanının istemlerine evet dediği noktada, asla ayrı bir vatan ideolojisi dayatmayacakları, içsel ve dışsal ötekileştirmenin önünü almak için Türkiye halkları ve kendileriyle ortak siyaset geliştirecekleri sözü ile özellikle Diyarbakır’da % 80’i yakaladılar.

İşte HDP bu çizgideki emanet oylara ihanet eder ve siyasetini terör bütünündeki ayrımcılık çizgisine taşırsa, salt Türkiye için Büyük İnsanlık Projesini değil, Güneydoğu insanını da kaybeder.

ŞEVKET ÇORBACIOĞLU
TEKNOPOLİTİKALAR PLATFORMU
evesbere@mynet.com
sevket-che@hotmail.com.tr
GSM: 0506 609 00 32

Tüm yazıları»

Şevket Çorbacıoğlu / Bizim Anadolu / Haziran 2015

Share with your friends / Partagez avec vos amiEs / Dostlarınızla paylaşın...
  • 1
  •  
  •  
  •  
  •  
  •  
  •  
  •  
  •  
  •  
  •  
    1
    Share