|
Esin Afşar Mevlana'yı yorumladı

Çağları aşıp
gelen Mevlana Celaleddin Rumi
ÖMER F. ÖZEN
UNESCO bu yılı
Mevlana Yılı olarak belirledi. Böylece Ünlü Türk düşünür ancak tüm
yapıtlarını zamanın Doğu Latince'si sayılan Farsça yazan Mevlana
Celaleddin-i Rumi, doğumunun 800. yılında tüm dünyada kutlanmaya
başlandı. Bu çerçevede ünlü sanatçı Ahmet Özhan, kendisinin
de bir üyesi olduğu Cerrahi tarikatının girişimleriyle Toronto'da
konserlerde bulunurken, İstanbul Belediyesi'nin girişimleriyle de
Harbiye Cemal Reşit Rey Konser Salonu'nda ünlü sanatçı Esin Afşar
ve Ali Düşenkalkar'ın da katıldığı ve Afşar'ın Mevlana
şarkılarından oluşan muhteşem bir konser ve gösteri düzenlendi.
Şiirlerini Devlet Tiyatro Sanatçısı Ali Düşenkalkar'ın okuduğu
muhteşem gecede, müzikleri ağırlıklı olarak Ergüder Yoldaş
yaptı Burcu Yüce ise Sema döndü.

27 Mart Dünya
Tiyatrolar Günü'ne rastgelen Mevlana'yı anma gecesinin sonunda sanatçı
Esin Afşar ve Ali Düşenkalkar sorularımızı yanıtladı:
- Sayın
Esin Afşar, bu gecenin düşüncesi nasıl oluştu, bize bilgi verir
misiniz?
- Biz bir süredir Nazım Hikmet şiirlerinden oluşan şarkılarla konserler
yapıyoruz. Çok iyi bir oyuncumuz, Devlet Tiyatrosu sanatçımız Ali
Düşenkalkar'la ilginç bir rastlaşma sonucu İzmir'de, Konak Belediye'siyle
birlikte Nazım Hikmet Konserlerine başladık. Hatta ben Belediyeden
rica ettim ve sahnenin adını Nazım Hikmet Sahnesi koydurttum.
Bildiğiniz
gibi ben 1991 yılında yine UNESCO'nun Yunus Emre Yılı olarak belirlemesiyle
Yunus Emre besteleri yapmıştım. Ve zamanın Kültür Bakanı Namık Kemal
Zeybek bize Kuzey Amerika ve Avrupa turnesi yaptırdı. Sonrasında
benim bir Yunus Emre, bir de Mevlana albümüm çıktı. Daha sonra Dışişleri
Bakanlığı, bunun ikisini birleştirip bir CD yaptı. İşte bu yıl Mevlana
yılı olduğu için, ben sadece Mevlana üzerine bir şeyler yapmak istedim.
Tabii bunların üstüne yeni bazı besteler de oldu. Ve işte bu akşam
gördüğünüz olay çıktı ortaya. Ümit ediyorum ki bunun yurt içi ve
yurtdışı turneleri de olacaktır. Çünkü bu bütün bir yılı, bütün
2007'yi kapsıyor.
- İzliyoruz,
şarkılarınızda genel-geçer müzik biçimine kaçmadan halka kendi değerlerimizi
değişik bir yöntemle götürmek gibi bir özgörev yüklenmiş durumdasınız.
Bu nasıl oluyor?
- Ben gerçekte Ankara Devlet Konservatuarı Klasik Batı Müziği, Piyano
ve Şan Bölümü'nü bitirdim. Benim eğitimim buydu. Tabii bu yönelişte
Ruhi Su'nun büyük bir etkisi var. Ondan türküler öğrendim. O da
aslında opera sanatçısı. Sahnede de izlemiştim bazı oyunlarını.
Ondan öğrendiğim türkülerle, o yana yöneldim, yani çok sesliliğe.
Atatürk'ün 1934 nutkunda dediği gibi, "Kendi öz müziğimizi,
halk müziğimizi çağdaşlaştıralım. Ancak o zaman dışarı açılabiliriz"
sözlerinden yola çıkarak, bir çok türkümüzü çoksesli yaptım. Böyle
bir çalışmayla başladık. Sonra giderek günümüz şairleri diyeceğim;
Nazım Hikmet, Orhan Veli, Melih Cevdet Anday gibi, şairlerimizi
seslendirmem yanında, kendi yazdığım şiirleri de seslendirmeye başladım.
Dolayısıyla bir yandan da bestecilik yönümü geliştirdim.
1991'de Toronto'da
Yunus Emre konseri de vermiş olan ve böylece kendi değerlerimizi
baş tacı ederek sunan Esin Afşar başarılı sanat yaşamını sürdürüyor.
Öte yandan Devlet Tiyatrosu sanatçısı Ali Düşenkalkar da şunları
söyledi:
- UNESCO tarafından
bu yıl Mevlana yılı olarak belirlenince İstanbul Belediyesi'ne bağlı
CRR Konser Salonu'nda böyle bir etkinlik yapılması gündeme geldi.
Bu konserin bir anlamda üçte biri vardı. Ancak yeni şiirler seçildi,
yeni besteler yapıldı. Yeni bir orkestra kuruldu ve yeniden bir
araya gelindi. Yaklaşık 1 saat 10 dakika sürdü. Bu bir ilkti. İlk
olduğu için çok heyecanlıydık. Şu anda nerelere kadar uzanabiliriz,
bilmiyoruz ama, bu kadarla kalmasını da istemiyoruz doğrusu. Bir
şeyler yapmak istiyoruz.
-
İzlediğimiz kadarıyla hep devinimlerinizde popülerliğe kaçmadan
daha çok kalıcı bir şeyler yapmaya uğraşıyorsunuz. Sizin film çalışmalarınız,
tiyatro çalışmalarınız, Atatürk'ün Söylevi gibi uyarıcı, bilgilendirici,
Nazım Hikmet, Mevlana gibi hep toplumsal çalışmalarınız var. Günümüz
Türkiyesi'ndeki genel-geçerlik içinde kendinizi yitirmiyorsunuz.
Bu nereden geliyor?
- Sanırım bu yaşadığımız toprağımıza bir tür borcumuz. Bazan popüler
olabilirsiniz. Popüler olduğunuz an da olabilir. Ama nerede yaşadığınızı,
nereye baktığınızı, hangi yarına uyanacağınızı bilmeniz lazım. Yarında
ne var? Kardeşlik, dostluk, barış var mı? Bunları irdelemek gerekiyor.
Birçok şeyi elemek gerekiyor. Elediğiniz zaman bir çok gerçekler
elde kalıyor. Bu gerçekler benim için buralarda buluşuyor. Benim
de bir oğlum var; ona aydınlık bir yarın bırakmak isterim. Bana
bir gün sormasın, 'baba sen ne yaptın?' Ya da 'Sen ne yapmadın?'
Onu düşünüyorum, başka bir şey düşünmüyorum.
- Siz Mevlana'yı
mistik yönünden çok düşündürücü, toplumsal yanıyla yansıtıyorsunuz.
Mevlana gerçekten böyle mi, yoksa siz bir yorum mu katıyorsunuz?
- Mevlana yaşadığı dönemi o kadar iyi tanıyıp o kadar güzel dile
getiriyor ki, rubailerinde olsun, Mesnevisinde olsun; padişahtan
tutun, köşede bucakta kalan en yoksul kişinin halini bilen, duyan
ve bu olumsuzlukları nasıl ortadan kaldırmak gerektiğini ortaya
koyan bir ulu kişi. Ve görüyorsunuz, aşağı yukarı 750 yıl önce söylenmiş
sözleri bugün de geçerli. Çağları aşmış gelmiş. O zaman baktığınızda
demek ki insanı anlatıyor. İnsan 750 yıl önce de aynı yanlışı yapmış
olabilir. O yanlışlara o gün dikkat çekmiş. Biz öğretileri, eğitimden
çıkarıp öğreti olarak algılamıyoruz. Eğitimi bağnaz bir biçimde
uygulandığından, bizim ilerlememize engel bir durum yaratıyor. Böylece
gelişemiyoruz.
Fotoğraflar:
Ömer F. Özen
Nisan 2007
bizimanadolu@yahoo.com
|