|
Çankaya Yolları
Taşlı
Çankaya Köşkü'ne Türkiye Cumhuriyeti'nin vazgeçilmez
temel değerlerini özümsemiş, Mustafa Kemal Atatürk'ün koltuğuna
yakışır bir cumhurbaşkanı çıkması amacıyla 14 Nisan 2007'de Ankara'da
başlatılan halk hareketi yurt geneline yayılıyor.
ZEYNEP ENEZ
ANKARA -
Arapça'dan dilimize girmiş olan "Cumhur" sözcüğü
"halk" demektir. Keza, Yunanca'dan gelen "Demokrasi";
"Demos = cumhur = halk" anlamındadır. "Demokratia
= cumhuriyet = halkın yönetimi" anlamını taşır.
Türkiye, 84
yıldır "laik" bir "cumhuriyet"tir.
Anayasamızın değişmez, değiştirilemez temel kuralı bir "laik
cumhuriyet" oluşudur. Bu özelliği nedeniyle bölgede Türkiye'nin
benzeri bir başka ülke yoktur.
Türkiye'de
halkın yönetimi, halkın kendi adına seçtiği TBMM'de gerçekleşir.
"Halkın başı" da "cumhurreisi (cumhurbaşkanı)"dir.
Gerçek bir "halk yönetiminden" söz edebilmek için,
halkın eğiliminin TBMM'ye aynen yansıması gerekir.
16 Mayıs'ta
görevi sona erecek olan halkın başkanı (cumhurbaşkanı) Ahmet
Necdet Sezer, "halkı, halk adına yöneten" TBMM'nin
bugünkü yapısını şöyle irdeliyor: "2002 yılındaki seçimlerde
geçerli oyların yaklaşık 1/3'ünü alarak Meclis'te 2/3 temsil oranına
ulaşılmıştır. Ayrıca, toplam kayıtlı seçmen sayısına göre, seçmenlerin
yüzde 59.14'ü, toplam oy kullanma sayısına göre ise yüzde 48.37'si
Meclis'te temsil edilememiştir."
Cumhurbaşkanı
Sezer ayrıca, "Temsilde adalet ilkesinin göz ardı
edilmesi, Türkiye Cumhuriyeti rejiminin istikrarını bozacak düzeye
ulaşabilecektir" uyarısını yapıyor. Şimdi, bu temsil
zafiyeti içindeki TBMM, halk adına halkın başını seçecek! Korkulan
amaç; laik, halkçı, ulusalcı Türkiye'yi birtakım insanların kafasında
yaşattıkları önce ılımlı, ardından köktenci bir İslam cumhuriyetine,
daha doğrusu bir tarikatlar birliğinin yönetimine sokulmasıdır.
****

Ancak
Halkımız uyumuyor !!
Türkiye 14
Nisan günü, 27 yıl önce Kenan Evren'in üstüne serptiği ölü
toprağını silkip atmıştır. Bu bakımdan, 14 Nisan demokrasi tarihimizde
gerçek bir milattır. 14 Nisan 2007 cumartesi günü, Ankara Tandoğan
meydanında Türk halkı demokrasiyi ve Cumhuriyet'in kazanımlarını
korumanın tek etkili yolu olan, sivil demokratik bilince sahip olduğunu
dünya âleme ilan etmiştir. Bu bilinç, Tandoğan meydanıyla sınırlı
kalmayıp, Ankara'nın girişinden çıkışına tüm sokaklarına ve hatta
tüm yurda yayılmıştır.
****
14 Nisan 2007
günü Ankara'da buluşan bir milyona yakın insanımız Atatürk Cumhuriyetine
ihanet etmeye hazırlanan siyasetçilere en anlamlı uyarıyı yaptı.
Sivil toplum örgütlerinin düzenlediği Cumhuriyet İçin Halk Yürüyüşü
Ankara Tandoğan Meydanı'nda gerçekleşti. Yürüyüş ve Tandoğan Meydanı'nda
yapılacak miting için Ankara dışından gelen katılımcılar, AKM önünde
erken saatlerden itibaren toplandı. Yürüyüş ve miting dolayısıyla
Tandoğan Meydanı'na açılan tüm ve sokak ve yollar trafiğe kapatıldı.
Yürüyüşe katılanlar, Tandoğan Orduevi önünde oluşturulan polis noktasında
tek tek aranarak, alana geçmelerine izin verildi. Mitingin ardından
katılımcılar Anıtkabir'i ziyaret ettiler, ancak sabahın erken saatlerinde
Anıtkabir'de de onbinler toplanmıştı. Aksayan tren seferlerine,
kapatılan yollara rağmen insanlar Ata'larını geç saatlerde bile
olsa ziyaret etmeden Ankara'dan ayrılmadı. Cumhuriyet Kadınları
Derneği, Çağdaş Yaşamı Destekleme Derneği, Atatürkçü Düşünce Derneği
başta olmak üzere bazı siyasi partilerle çok sayıda sivil toplum
örgütleri ve rektörler yürüyüşe katıldı. Dikkat çeken unsur, Türk
bayrağından başka ön plana çıkan ya da çıkarılan hiçbir siyasi partinin
olmamasıydı. Siyasi partilerden katılımcılar ise sade vatandaş kimlikleriyle
oradaydılar. Ortak sloganlar ise Türkiye Cumhuriyeti'nin laikliği
üzerineydi.
Türk halkının
paylaştığı düşünce, Atatürk Cumhuriyetine uzanacak ellerin
kırılacağı, yol değiştirme girişimine, her şey göze alınarak karşı
çıkılacağıdır... 14 Nisan günü tüm dünyaya ilan edilen irade, yalnızca
Erdoğan'ın ya da AKP zihniyetinde herhangi birinin Çankaya'ya
çıkması ile sınırlı olmayıp, Cumhuriyet'in temel değerlerine bağlılığın
ifadesidir. Bu birlik, yalnız laiklik karşıtlarının değil, laikliği
korumakla yükümlü olanların da gözünü açmak içindir. AB'ye üye olmakla
manda rejimini kabul etmenin, özelleştirmeyle devletin güçlenmesinin;
memleketi parsel parsel satıp, oğluna, eniştene yedirmek demek olmadığını
bu halk bilmektedir. Bütün bunlara karşın Recep Tayyip Erdoğan'ın
kendisi veya bir yandaşı Çankaya'ya çıkacaktır. Çankaya'ya çıkacak
kişinin adından veya eşinin tesettüründen çok daha önemli olan,
onun sivil darbenin yandaşı olup olmamasıdır.
Ancak, bu bilincin
önemini yalnızca Erdoğan'ın Çankaya'ya çıkmasıyla sınırlı
tutmamak gerekir. İçinde bulunduğumuz 2007 yılı, aynı zamanda iki
seçimin yapılacağı bir dönemdir. 14 Nisan'da tezahür eden sivil
demokratik cumhuriyetçi iradenin bir anlam ifade edebilmesi, aynı
zamanda bu iki seçimin, özellikle de ikincisinin sonuçlarına bağlıdır.
Türkiye'de laiklik mücadelesinin tabanı olduğu ortaya çıkmıştır;
ancak bu taban, örgütlü bir biçimde sandığa yansımadığı takdirde,
amacına ulaşamayacaktır. Şimdi geçmişe yönelik eleştirileri bir
yana bırakmanın ve geleceğe yönelik olarak neler yapılabileceğini
konuşmanın zamanı gelmiştir.
Cumhurbaşkanı
Sezer Harp Akademisi'ndeki ayrılık konuşmasında, "Cumhuriyet
tehlikeyle karşı karşıyadır. Ilımlı İslam'ın radikal İslam'a dönüşmesi
kaçınılmazdır" dedi. Bir gün önce de, Genelkurmay Başkanımız
yeni cumhurbaşkanımızın özü sözü bir olması gerektiğini açık açık
söyledi.
Geniş kitlelere
açılmak, solun güç birliğini sağlayarak sandığa gitmek, Türkiye'de
yalnız laikliği savunmakla kalmayıp, halkın günlük sorunlarının
tercümanı olarak, yeni ve halkın dertlerine yanıt getiren somut
bir politika oluşturmak, Türkiye'de laikliği ve dolayısıyla onun
"onsuz olmaz"ı demokrasiyi koruyabilmek
için zorunlu koşuldur.
****
Cumhurbaşkanı
olması beklenen hem sabıkalı, hem zanlı kişi, halk meydanlarda toplanırken,
Almanya'da, anayasada çizili hak edişlerimizi, sahip çıkması gereken
Atatürk devrimlerini tıpkı bir ilkokul çocuğu gibi Almanya'ya
şikâyet etmekle meşguldü. Zaten dönüşünde 70 milyon insan da sokağa
dökülse, "külliyen yalan, sokakta hiç kimse göremiyorum"
demeye getirecek demeçler verdi.
Buna karşı
nerede olduğu merak edilen ODTÜ'lülerin Tandoğan'dan Erdoğan'a
verdikleri cevap, onların yerini ve duruşunu açıklamaya yetti. Ve
bu cevap bence Erdoğan'ın tüm yorumlarından ve karşı duruşlarından
daha etkiliydi… "ODTÜ'lüyüz, hepimiz geldik.. Kardeşimizi,
arkadaşımızı, ANAMIZI DA ALDIK GELDİK !" Tabii anlayana…
Nisan 2007
bizimanadolu@yahoo.com
|