GÖRÜŞ



JAKOBENLİK YAKIŞTIRMASI

PROF. DR. ÖZER OZANKAYA

Kimi Atatürkçüler, Yeni Sömürgeciliğin hizmetine giren sözde liberallerle demokrasinin andiçmiş düşmanı olan her türlü gerici ve baskıcıların Türk Devrimine yönelttikleri "jakobenlik" eleştirisini, 'Başka seçenek yoktu.' ya da 'Fena mı oldu, işte cumhuriyet düzenini ve eşitlik, özgürlük ilkelerini yerleştirdi.' gibi gerekçelerle kabul etmek yanılgısına düşüyorlar.

Bu yazıda önce "jakobenlik" nitelemesinin neden yanılgı olduğunu anlatmak, sonra da bu yanılgının Türk Devrimi'nin uygarlık tasarımı değerini gözlerden kaçırtıcı sakıncasını dikkatlere sunmak istiyorum.

I. Türk Devrimine yöneltilen Jakobenlik nitelemesi her şeyden önce olgulara aykırıdır. Çünkü:

1. Türk Devrimi, Fransız Devrimi gibi toplumun değişik sınıfları arasındaki bir iç savaşın sonucu değil, yabancı sömürgeciye karşı verilen ulusal kurtuluş savaşı eşliğinde gerçekleşmiş bir devrimdir. "Halife-Sultan" yönetiminin ve o yönetimden beslenen çevrelerin sömürgeci saldırganlarla işbirliği yapması karşısında ulusun pek büyük çoğunluğu, kendi yazgısını kendisi belirlemeyi anlatan ulusal egemenlik ilkesini, sömürgecilikten kurtuluşun altın anahtarı olarak vicdanında sezip anlamaya ve benimsemeye koyulmuştur.

2. İkinci olarak, saltanat ve halifeliğin kaldırılması, eğitim birliğinin getirilmesi, Medeni Kanun devrimi, giyim, yazı ve dil devrimleri … gibi tüm demokrasi devrimleri Türkiye Büyük Millet Meclisi'nde tartışıla tartışıla, kamuoyu hazırlana hazırlana, yurt gezilerinde yurttaşlar aydınlatıla aydınlatıla, Türkiye Büyük Millet Meclisi'nin aldığı kararlar, yaptığı yasalarla gerçekleşmiştir.

3. Üçüncü olarak, ulusal egemenlik düzenine karşıt olan çevreler silahlı eyleme geçmedikçe Türk Devrimi 'nin önder kadrosu hiçbir kaba güce başvurmamıştır. Şeyh Sait Ayaklanması, İzmir Suikasti, Menemen vahşeti .. bunun kanıtlarıdır. Türk Devrimi "Eski Dönem" (Devr-i Sabık) sayfaları açmamış, zaten toplumda saygınlığını temelli biçimde yitirmiş olan eski düzen yandaşlarına karşı herhangi bir toplumsal kin kampanyası yürütmemiştir. "Vatan Cephesi", "Milliyetçi Cephe" gibi kardeş kavgası kışkırtıcılığı, yalnızca demokrasi karşıtlarından gelmiştir.

II. Türk Devrimi'nin tüm insanlık için bir uygarlık tasarımı de-ğerinde olduğunun gözlerden kaçırılması sakıncası:

Jakobenlik yanlış nitelemesini yukarda belirttiğim gerekçelerle de olsa kabullenmek, Türk Devrimi'nin Burjuva Kapitalizm Devrimini de, Marksist Sosyalizm Devrimini de, demokrasinin temel ölçütleri açısından geride bırakan, çünkü her ikisinin de asıl amaç olan demokrasi açısından düştüğü yanlışlardan ve uğradığı başarısızlıklardan kendini arındırmayı bilen bir yeni Uygarlık Tasarımı olduğunu, uygarlığa yaptığı bu temel katkıyı gözlerden kaçırmak sonucunu veriyor. CUMHURİYET ÇINARI ve DÜNYA DÜŞÜNÜRLERİ GÖZÜYLE ATATÜRK VE CUMHURİYETİ adlı kitaplarımda geniş biçimde belirttiğim ve pek çok bilim, siyaset ve felsefe kişiliğinin de vurguladığı üzere Atatürkçü Uygarlık Projesi, insanlığın ya kapitalizm ya da sosyalizm arasında bir seçim yapmak zorunluğunda bulunmadığını kanıtlamıştır. Böylece etkinliği durmadan artan çağdaş bilim ve teknolojinin tüm insanlığın evrensel özgürlük, eşitlik, adalet özlemlerinin hizmetinde kullanılmasının başarılı yolunu göstermiş ve bunun uygulanabilirliğini de kanıtlamıştır.

Jakobenlik nitelemesini yakıştıranlar ve bunu benimseyenler, Atatürk'ün kendisinin de, Türk Devrimini Burjuva ve Sosyalist Devrimlerden ayırdettiğini ve onlardan daha ilerde bir devrim saydığını gözden kaçırmaktadırlar. Atatürk'ün SÖYLEV'de bu konuda vurguladığı görüş, Toplumbilimlerinde Yöntem kitaplarına yaldızlı çerçeve içinde sunulmaya değer niteliktedir:

"Bizim programımıza karşı çıkanlar, onu, görmeğe alışık oldukları bir doktrine benzetemiyorlardı. Oysa programımız temelli (ayakları yere basan, bizim gerçeklerimize uyarlanmış, Ö. O.) ve işlemseldi (uygulamanın sorumluluğunu da taşıyorduk, Ö. O.). Biz de isteseydik uygulanamayacak düşünceleri, kuramsal ayrıntıları yaldızlayıp bir doktrin yazabilirdik. Öyle yapmadık. Ulusumuzun maddi ve manevi gelişme gereksinimleri doğrultusunda, sözlerin ve kuramların önünde gitmeği yeğledik."

"Sözlerin ve kuramların önünde gitmek!" Bu, Türk Devrimi önderinin, yaşamın kuramları izlemediğini, kuramların yaşamı izleyerek kendilerini gerekli değişikliklerden geçirmeleri gerektiğini derinden kavramış olduğunu açıkça göstermektedir. Atatürk'ün yaşam ve düşüncesini inceleyenlerden örneğin Blanco Villalta O'nun bu özelliğinden dolayı aşağıdaki değerlendirmeyi yapmıştır:

"Atatürk, Doğu ve Batı'daki güç kutuplarına kendisini bağlayabilecek her türlü bağdan özgür, kendi kararlarını kendisi verebilen bir Türkiye yarattı. Bu bakımdan Sakarya'nın kahramanı, Üçüncü Dünyanın da öncüsü sayılabilir."

"Atatürk insanlık tarihinin kaydettiği zafer taklarının altından, asıl olarak bütün zamanların en büyük komutanlarından biri özelliği ile değil, bir ulusu bağımsızlığına kavuşturup yeni, çağdaş ve gönençli bir devlet kurucusu niteliği ile de değil, asıl olarak siyaset kuramının en büyük filozoflarından biri olarak geçmiştir. Atatürk, insanlığın geleceği için geniş olanaklar içeren bir siyasal plan katkısında bulunmuştur: ortaya attığında tümüyle devrimci nitelik taşıyan bir düzen; ekonominin yönetiminde temel sorumluluğu devlete veren ve devleti, zorunlu ve yararlı olduğu ölçüde ekonomiye karıştıran ama onun ötesine de geçirtmeyen, ekonomik ve toplumsal nitelikte bir siyasal düzen; ve yöneticilerini seçmekte, kendi düşüncelerini benimsemekte, vicdani inançlarında tam anlamıyla özgür olan ve seçim hakkına sahip bulunan bir ulus yarattı."

Bütün bu hususları gözden kaçırmamak, Küreselleşme ve Yeni Dünya Düzeni aldatmacalarının yoğun biçimde şırınga edilmek istendiği şu dönemde, Atatürkçü Düşün Dizgesinin tüm insanlığın özgürlük, gönenç ve onuruna yapabileceği köklü katkıları bilinç odağına taşımak gerekir.

Yeni Sömürgeciliğin sosyalizm ya da komünizmden değil, asıl olarak Atatürkçü Uygarlık Modelinden rahatsız olması boşuna değildir.


HAZİRAN 2003

83. Yılında Ulusal Egemenlik Düzeninin Durumu
Kırk yıllık Yâni, olur mu Kâni!

"Giyim Özgürlüğü" mü, Bilimi ve Demokrasiyi Baltalama mı?
Yeni Dünya Düzeni'nin Dökülen Yaldızları