S Ö Y L E Ş İ


Türkü halkın gönül sesi

HÜSEYİN KIVANÇ
İSTANBUL


Ne olacak şu memleketin hali?

Memleketin haline olan olmuştur. İşin kültür cephesine bakıldığında umut ve umutsuzluk vardır. Genç arkadaşların beste çalışmaları umut veriyor; umutsuzluk veren tarafı ise türkünün poplaşması

Ülke genelinde bir umutsuzluk hâkim. Çünkü Türkiye'de yaşayan hiç kimsenin maalesef yarını yok. Hem ekonomik anlamda, hem de sosyal güvence anlamında insanlar bir sorun yaşıyor. Dolayısıyla bu insanlar, kendi kültürlerine sığınıyorlar. Yeni bir kültür yaratılması, ancak yarının netleşmesiyle ortaya çıkar. Yarını olmayan insanlar, dünden medet umuyor; bunun yansıması ise kendini türkülerde ifade etmeye çalışması. Bir anlamda empati yapıyor.

Televizyon kanallarında ve yazılı basında umutsuzluk ve kavga körükleniyor. En güzel örnek de TV kanallarında özel yaşamların dökülüp saçıldığı programlar. Biz, ulus olarak insanların özel yaşamlarını merak eden bir toplumuz. Bu tür programlar sistemin bir parçası olarak yansımaktadır. Böylesi programlar toplumu ilgilendiren sorunlardan uzaklaştırıp, bireyi ilgilendiren sorunlara yöneltiyor. Böylesi durumlarda insanlar gerçek sorunlardan uzaklaşıyor. Bir savaş sorununu bile göremeyebiliyor.

Çok yönlü bir sanatçı-aydın olan Ekrem Ataer ile halkbilimden, müziğe, müziğin topluma etkisine; dolayısıyla insana ilişkin konuştuk.

Ekrem Ataer: İstanbul Bakırköy doğumlu. Türkü yorumcusu, saz sanatçısı, besteci, radyo ve TV program yapımcısı.

TRT televizyonunda sunduğu Diyarbakır'dan canlı olarak yayımlanan Türkü Şöleni izlencesi her bölümden sonra daha çok ilgi topluyor, samimi bulunuyor. Çağdaş Sıra Gecesi diyebileceğimiz bu izlencede çiğköfte yoğurmak yok, acılı yiyecek yok ama türküyle doyma var, türküyü tüm insan hücrelerinde duyumsama var. Çok renkli geçen izlencenin sürekli konukları arasında bir Diyarbakır sevdalısı olan şair Kadri Göral da var....

- Ekrem Ataer, müziğe nasıl başladınız?
- İlkokulda mandolin çalarak başladım. Ailemden çok destek gördüm. Türk halk müziğine kendim yöneldim. Lise döneminde, yaşadığınız topluma duyarlılığınız başlıyor. O duyarlılığı ifade etmenin yolu, o toplumu anlatan bestelerden ve türkülerden geçtiğine inanıyorum. Kendime, Türk halk müziği sanatçısı demiyorum. O, ayrı bir ustalık gerektiriyor. Beş yıl İstanbul Devlet Konservatuvarı'nda öğretim üyeliği ve toplam altı albüm, bir senfonik şiir, bir Hacı Bektaş Oratoryosu, belgesel ve tiyatro müzikleri, radyo ve televizyon yapımcılığı ve sunuculuğu...

- Bugün folklorik araştırmalar yeterli midir? Muzaffer Sarısözen, Nida Tüfekçi gibi araştırmacılar var mı?
- Folklor araştırması bu devirde para kazandırmıyor. Bu işi yapan arkadaşlarımız, şimdilerde bir elin parmakları kadar. Kent evlerinde yapılan besteye bile türkü denilen bir dönemdeyiz. Eski dönemin araştırmacıları şimdilerde yok. Kültür Bakanlığı'nın daha önemli işleri var ki, bu konulara gereken ilgiyi göstermiyor ve gereken desteği vermiyor.

- Türk halk müziğinin bu günkü durumu nedir?
- Ben buna, Anadolu halk müziği diyorum. Bugüne değin Anadolu'da yaşamış; Türkü Kürtü, Çerkezi, Lazı, Rumu hatta Hititi, Frigyalısı; sayamayacağımız kadar unsurun ortaklar sofrasıdır.

Günümüzde türküye benzeyen besteler, kendini tekrar etmeye başladı. İkinci sorun ise türkü barlar. İşini doğru yapanları ayırıyorum. Ama pıtırak tarlası gibi patlayan türkü barların, türkü söyleme ve dinleme kültürüne katkısı olduğuna inanmıyorum. "Türkü patladı" diye bir laf dolaşıyor ortalıkta. Patlayan herhangi bir şey yok. Türkü barlardır patlayan. Yıllardan beri pop söyleyen yorumcular, iki tane de türkü koyalım mantığıyla bu işi başka bir boyuta taşıdı. Bu da türkünün metalaşmasını getirdi. Bir ara ana-babalar çocuklarını futbolcu yapmak isterlerdi. Şimdilerde türkücü yapmak istiyorlar. Bütün bu gelişmeler türkünün patladığını değil, türkünün para kazandırdığını gösterir. Türkü patlamış olsaydı, altı bin civarındaki repertuvarın en az on bini geçmesi gerekirdi.

Ancak günümüzde, genç arkadaşların doğru ürettiklerinin de hakkını vermek gerekir. Kubat'ın senfoni orkestrasıyla verdiği konseri ve Fazıl Say'ın Anadolu yollarında verdiği konserleri çok önemsiyorum. Türkü kültürüne ancak bu tip örnekler bir şeyler katabilir.

- Türk halk müziğinin pop tarzında söylenmesi doğru uygulanıyor mu?
- Yoğurdu yiyene bağlı. Yani yorumcu, aranjör, saz sanatçıları ve kompozisyon bu işi belirliyor. Olumsuz örnekler de yok değil. Acıklı bir türkünün altyapsını oyun havası gibi hazırlarsanız, işin anlamı kayboluyor. Bozulma da buradan başlıyor. Yoksa türkünün, çağın gerektirdiği düzenleme mantığıyla ifade edilmesine kesinlikle karşı değilim. Ama doğru üretimler şart.

- Diyarbakır'da canlı yayımlanan Türkü Şöleni programından da söz eder misiniz? Neden bu kadar çok ilgi görüyor?

- Kamuoyunda bana çarpıcı gelen saptamalar var bu programla ilgili olarak. İnsanlar, programı çok içten buluyor. Doğru Türkçe ve seviyeli yayın anlayışı bu olumluluğu desteklilyor. Programın Diyarbakır'dan canlı yayınlanması, ayrıca sempati kazandırıyor. Her pazartesi günü saat l7.30'da canlı yayımlanan program için, aynı gün Diyarbakır'a gidip dönüyorum.

- Bu programa Çağdaş Sıra Gecesi diyebilir miyiz?
- Benim en büyük şansım, bu programın TRT televizyonunda yapılmış olması. Özel kanallarda belirleyici olan patronlardır. TRT'de halk belirliyor. Yayın-yapım anlayışı, hiçbir amatörlüğe izin vermiyor, ki doğrusu da budur. Bir buçuk saatlik bir program için bütün ekip, bir hafta hazırlanıyoruz.

Bu arada programımıza bir de ödül verildi; Bakırköy Belediyesi, 2003 Yılı'nda Ulusal Kültüre Katkı Ödülü'ne programımızı layık gördü. Ödül 19 Mart günü Bakırköy Emre Kültür Merkezi'nde sunuldu.

- Sizin gündeminizde neler var?
- Genel anlamda, ülkenin bütün gündemini ben de yaşıyorum. Özel anlamda yoğun bir konser koşuşturması -yurtiçi ve yurtdışı- ve yeni albüm hazırlıkları başladı. Bestelerin tümü bana ait olan, Ataol Behramoğlu, Ahmet Can Akyol, Sabahattin Ali, Fazıl Hüsnü Dağlarca gibi ustalarla çalışmaktan onur duyuyorum.

- Mahsuni Şerif konusunda dertli olduğunuzu biliyorum. Sorun nedir?
- Yüzyılın yetiştirdiği en büyük ustadır Mahsuni. Fakat biz onun yalnızca türkülerini söylüyoruz. Onun yaşamını anlatan gerçek bir belgesel, ne zaman çekilecek? Gerçek bir araştırma ne zaman yapılacak? Onun, bu ülkenin Paul Robson'u olduğunu ne zaman ve kim anlatacak? Gözlerimiz nemlenerek yalnızca onun türkülerini söylemek, albümlerimizde ona yer vermek tabii ki güzel. Ama gerçek Mahsuni'yi anlatacak, derinlemesine araştırmalar ne zaman yapılacak?


MAYIS 2003