|
ATATÜRK CUMHURİYETİ OSMANLI KAFASI İLE NEREYE
VARIR?
Kırk
yıllık Yâni, olur mu Kâni!
Prof.
Dr. Özer OZANKAYA
ODTÜ ve BİLKENT Üniversitesi
Çoğu,
demokrasi suçu işlediği için kapatılan ve kapatılması Avrupa İnsan
Hakları Mahkemesi'nce de yerinde görülen Refah Partisi üyesi bugünkü
iktidar partisi yöneticileri, AKP'yi kurduktan sonra olduğu gibi,
siyasal erk konumuna geldikten sonra da, bugüne değin bir kez olsun
Atatürk'ün adını ve anayasal düzenimize temel olan ilkelerini ağızlarına
almadılar! Din sömürüsü eşliğinde yurt ve ulusumuzu sömürgeci Batı'ya
peşkeş çekerken "islami demokrasi" palavrasını
savurmaktadırlar. Ama Cumhuriyetimizin anayasal ilkelere bağlanmış
demokratik temellerini benimsemediklerini belli etmekten kaçınmamaktadırlar.
Hele bu sözde-siyaset- adamlarından birisi, Türkiye Cumhuriyeti'ni
gülünç düşürmek istercesine, ne hukuk ne de yasa tanımadığını sergileyerek,
hiçbir yasal yetkisi olmamasına, dahası yürürlükteki yasalara göre
bir siyasal parti yöneticisi bile olamamasına karşın, anayasal suç
işleyerek ulusumuzu ve devletimizi yabancı devlet yöneticileri önünde
temsil etmekten, ulusal haklarımızı ve ülke güvenliğimizi gözden
çıkarıcı ödün sözleri vermekten kaçınmamıştır! AKP yönetimi de bütünüyle
bu hukuk ve yasa dışı tutuma ortak olmuştur! Eşlerini kamusal alanlarda
ve ulusun parasıyla "Kadın, asıl olarak cinsel bir varlık,
bir dişidir; erkeğin eşiti olamaz." mesajını veren
bir giyimle dolaştırmaktan sakınmayan bu siyasetçiler, Davos'larda
gülünç "Osmanlı Görkem Geceleri" düzenlemekteler.
Yani, Türk ulusunun kanını emmiş sömürgeci Batı'ya, onların işbirlikçisi
mirasyedi Osmanlı yönetiminin düşkünlüğünü Ulusal Bağımsızlığı sağlamış
Atatürk Cumhuriyeti'ne yeğledikleri mesajını vermekteler!
Atatürk'ün
"Yurtta barış, dünyada barış!", "Ulusların
yaşamı tehdit edilmedikçe, savaş cinayettir!" ilkelerini
ağızlarına almaktan korkan bu İslamlık sömürücüsü siyasal erk sahipleri,
müslüman Irak'a Hıristiyan Amerika'nın saldırısını bir tek gün olsun
kınama yürekliliğini gösterememiş, "ABD tek süper güçtür, her
istediğini yapar" diyen onur kırıcı bir teslimiyetçi politika
izlemişlerdir.
Ama
Avrupa Birliği'nin önde gelen üyeleri Fransa ve Almanya ile Rusya
Federasyonu, Irak'a karşı güç kullanılmasını Güvenlik Konseyi'nin
kararlarına dayandırmayı, şimdilik bunun için yeterli neden olmadığını,
çünkü kitlesel yoketme silahları denetimini daha etkili biçimde
yaparak bu ülkenin böyle silahları olup olmadığını saptamak ve varsa
bunlardan arındırmak olanağı bulunduğunu, Irak'a yapılacak böyle
bir silahlı saldırının daha tehlikeli sonuçları olacağını yüksek
sesle ve ortak bir bildiri ile dünyaya duyurmuşlar ve BM Güvenlik
Konseyi'nde de savunmuşlardır. Bunları en önce söylemesi gereken
ülke, hem sömürgeciliği yenerek kurulan, hem de Irak'ın komşusu
ve Orta Doğu'nun merkezi gücü durumunda bulunan Atatürk Cumhuriyeti
olmalıydı. Ortaçağcı-Tanzimatçı karışımı Osmanlı kafası ile laik
cumhuriyet düzenine karşı olan bu AKP önde gelenleri, Atatürk'ün
Uygarlık Projesinden sömürgeci Batı'nın da hoşlanmadığına güvenerek,
bu petrol sömürüsü savaşından kaç milyar dolar para alabilecekleri
hesabıyla, sorumsuz, onur kırıcı Enver Paşa siyaseti yürütmeğe koyulmuş
bulunuyorlar.
Bir
yandan da ne pahasına olursa olsun, Kıbrıs'taki, Ege'deki meşru
haklarımızı gözden çıkarmaya hazır olduklarını belli ederek Türkiye'yi
Avrupa Birliği'ne yama gibi katmak istiyorlar. Şimdi, "Bugünkü
koşullarda savaşı haklı kılacak nedenler yoktur!" diyerek
ABD politikasını onaylamayan başta Avrupa Birliği'nin önde gelen
ülkeleri ve Rusya Federasyonu ile genellikle dünya siyaset adamları
ve komşu devletlerin gözünde, Türkiye birkaç milyar dolar için ABD
saldırganlığına göz yuman, hatta saldırgan güce ülke topraklarını
kullandıran bir devlet konumuna düşürülmek isteniyor. Böylesine
ABD ve AB bağımlısı bir konuma düşürülen Türkiye Cumhuriyeti'nin,
Uluslararası ilişkiler dinamiği içinde ağırlığı kalmayacağını akıllarına
getirmiyorlar. Bunda da, AKP'yi yöneten politikacıların Türkiye
Cumhuriyeti'nin temellerindeki tam bağımsızlıkçı, ulusal egemenlikçi,
laik ve demokratik nitelikleri benimsemek bir yana, anlayacak bir
dünya, toplum ve insan anlayışından bile yoksun bulunmalarının temel
önemde yeri vardır, kanısındayım.
Ortaçağ
vassalları gibi "ABD her istediğini yapar."
diyen bu -en hafif deyimiyle- "teslimiyetçi" kafa
yapısı, Irak'ı dağıttıktan sonra tüm Orta Doğu'yu yarın dilediği
gibi düzenleme konumuna gelen bir ABD'nin, Türkiye'den Ermeni soykırımı
savlarını kabul etmeyi, Türk yurdunun Güneydoğusunun Kürdistan yapılmasına
razı olmayı, Ege Denizi düzeninin Yunan isteklerine göre kurulmasını,
kısacası Lord Curzon'un daha 1923'te İsmet Paşa'ya
savurduğu tehdidi uygulatmak üzere Lozan'ın yırtılıp Sevr'in tanınmasını
istediğinde en ufak bir direnme gösterebilir mi? Yoksa öyle olasılıkları
savuşturmayı, Cumhuriyet'in Atatürkçü Ordusu'ndan mı bekliyor? Ama
o orduyu da imamlarla doldurup Arapların "hacı fışfış ordusu"na
benzetmek isteği kursağında kaldığı için Avrupa Birliği ve ABD'ye
gammazlayıp "Ordunun siyasette ağırlığı"ndan yakınan
yine AKP kafası değil mi? O "siyaset" ki, demokratik
olmaktan çıkarmak için her hukuk ve yasadışılığı, demokrasi ahlakına
aykırı her davranışı asıl bu kafa sahipleri ardı arkası gelmemecesine
yapıyorlar!
Ancak
eklemek gerekir ki, bugün TBMM'nde temsil edilen tek muhalefet partisinin
iç yapısı da demokratik olmaktan hemen tümden yoksun olduğu için,
yukarda belirtilen yıkımlı duruma bu parti de ortak edilmiş bulunmaktadır!
Görüldüğü
gibi demokratik meşruluk ölçülerine uyulmayan bir ülkenin başına
her türlü yıkım, her türlü onursuzluk gelebilir. Demokrasi suçu
işleyenler, gerçek demokrasilerde parti başkanı, milletvekili vb.
olmak şöyle dursun, siyasal görev istemek üzere kamunun karşısına
bile çıkamazlar! Ulus yaşamı yaz-boz tahtası, ya da "sayım-suyum
yok!" deme yeri değildir! Kırk yıllık Yâni, olur mu Kâni!
Yüce insan Atatürk SÖYLEV 'de şu uyarıyı yapıyor:
"Padişahlarla,
halifelerle yönetilen ülkelerde yurt ve ulus için en büyük tehlike,
padişah ve halifelerin düşmanlarca satın alınmalarıdır. Bu, çoğu
kez kolaylıkla sağlanabilmiştir. Meclislerle yönetilen ülkelerde
ise en yıkıcı durum, kimi milletvekillerinin yabancılar adına ve
çıkarına çalınıp satın alınmalarıdır... Bunun için ulus, vekillerini
seçerken çok dikkatli ve kıskanç olmalıdır."
İç
ve dış sömürgenler, Atatürk'ün öğrenilip anlaşılmasını bu
nedenle istemiyorlar!
NİSAN 2003
"Giyim
Özgürlüğü" mü, Bilimi ve Demokrasiyi Baltalama mı?
|