|
Sınırsız Demokrasi
Avcıları İçin Manifesto - I
Şevket Çorbacıoğlu
Eğer Japonya
bile TÜRBANI sorguluyor ise, dini simgelerin okullarda temsil edilmesinin
nedenli evrensel bir tehlike olduğunu gösteriyor. Fakat bizimkiler
doların yeşilini, İslamın yeşiliyle harmanlamayı sürdürüyorlar.
Çoğu kesim önlerinde İran molla örneği dururken hâlâ duyarsızlıklarını
koruyor. Kimse eli öpülesi Anadolu kadının BAŞÖRTÜSÜNE karşı değil.
Karşı olunan Ilımlı İslam projesini dayatan emperyal güçlerin bayrağı
"türban"dır.
Kimler savunuyor
bunu? Cumhuriyet karşıtları. Cumhuriyet karşıtları kim? İslam Cumhuriyetini
kurmak isteyen dinden geçinenler, ayrı cumhuriyet kurmak isteyen
Kürtten geçinenler, Atatürk Cumhuriyetine karşı ikinci cumhuriyetçi
sınırsız demokrasi avcıları.
Tüm bunlara
kimler çanak tutuyor? İki kesim çanak tutuyor. Türkten geçinen potansiyel
Türk-İslam sentezcileri ve F. Gülen ile ayakta durmaya çalışan sözde
sol bir parti. Tüm bunlar genelde kime hizmet veriyor? Karanlığın
gülen yüzüne.
Amaç, Kuvayı
Milliye ile ivmelendirilmiş ve ATATÜRK'ün evrensel felsefesiyle
yaşam bulmuş LAİK DEMOKRATİK TÜRKİYE CUMHURİYETİNİ postmodern İran
molla rejimine dönüştürmek.
Gelelim rap-rap
sesleriyle korku salanlar, yani her askeri harekatı, demokrasiyi
12'den vuran "12 mart-12 eylül faşist hareketiyle örtüştürenlere."
Bunlar neden karanlığın gülen sesine dikkat etmezler ve İran gerçeğini
görmezlikten gelirler? Eğer her askeri harekât faşizm ise, Kurtuluş
Savaşı da, Kıbrıs Barış harekâtı da Faşizan bir harekâttır. Bugün
demokrasi adına AKP politikalarını desteklediğini savlayan sınırsız
demokrasi avcıları, bilmiyorlar mı 12 mart-12 eylül faşizminin bu
dinden geçinenleri beslediğini? Bilmiyorlar mı; biri petrodoları
adına, diğeri de hilafeti geri getirmek için savaş verdiğini? Bu
savaşı verebilmek için; düşün adamının düşüncelerini Soros'un düşün
ihale merkezinde ihaleye çıkaranlara neden teslim olmayı sürdürüyorlar?
İran'da yaşananları neden görmemezlikten geliyorlar?
Bir kez daha
hatırlatalım,
İran'da neler olduğunu
Bir kez daha
tekrarlayalım İran ile benzeşen ve örtüşen yanlarımızı:
1- İngilizler
Ortadoğu'da Osmanlı gibi İran'a da egemendi.
2- İki ülke de tarım ülkesidir.
3- Her iki ülkede de askerin bastırmasıyla meşrutiyet ilan edildi.
(İran'da 1906, Türkiye'de 1908)
4- Her iki ülke de; 1920'lerde yeni liderleriyle yönetildi. İran'ın
başında salt mollalar tarafından sevilmeyen fakat emperyallerin
sıcak baktığı asker kökenli Rıza Han. Türkiye'nin başında, Kurtuluş
Savaşı ile emperyalleri ve hilafet yanlılarını mağlup eden, bu nedenle
emperyaller ve hilafet yanlılarınca sevilmeyen Atatürk var.
5- Her iki lider de, batılı anlamda modernleşme adına reformlar
yaptı ve tüm bu süreçte sosyal yaşama dini egemen kılmaya çalışanların
hedefi oldular. İkisi de bunları bastırmasını bildi. Fakat tümden
yok edemediler, çünkü emperyaller özellikle İran'a izin vermedi,
çünkü ileride çıkarı adına İslamın yeşilini, doların yeşiliyle örtüştürecek
politikalarının önünü kesmek istemiyordu.
6- İran 1940'ta, Türkiye 1946'da çok partili demokrasi sürecine
geçti.
7- Bu demokrasi sürecinde emperyaller devreye girerek, potansiyel
fayda dincileri beslemeye başladılar.
8- Türkiye'de bu süreç Marshal yardımlarıyla Menderes döneminde
başladı. İran'da Şah döneminde..
9- İran'da 1951'de, Türkiye'de 1960'ta "milliyetçi / ulusalcı
solcu" askerler darbe yaptı.
10- İran'da başta petrol olmak üzere millileştirmeler yaşanırken,
Türkiye de dışa açıldı, yabancı sermayeyi kabul etti.
11- CIA, İran'daki darbeci Musaddık'ı yıktı. Yerine tekrar Şah Rıza
Pehlevi'yi getirdi. Şah bütün partileri kapattı, liderlerini hapsetti.
12- Türkiye'de, 1961'de demokrasiye dönme bahanesiyle Marshal doktrini
doğrultusunda seçimler yapıldı. Bundan olsa gerek; 1960'lı yıllar,
her iki ülkede de (özellikle ülkemizde) sol halk hareketiyle güç
kazanırken, ırkçı ve dinci kesim emperyallerin desteğindeki devlet
beslemesiyle güç kazanır oldu.
SÜRECEK
Kasım
2007
|