HAMİLTON'DA TOPLUM


Onuncu yılında SİSO kapılarını Bizim Anadolu'ya açtı -II-

Türkiye'den 600 aile geldi


Hamilton'da göçmenlerce kurulan, on yıldır göçmenlere herhangi bir ayrım gözetmeden hizmet veren SİSO'nun Azeri kökenli Genel Yöneticisi Morteza Jafarpour (Murteza Caferpur) ile yazarımız Ertan Gün'ün yaptığı söyleşinin ikinci bölümünü yayınlıyoruz.


Geçen sayıdan devam

ERTAN GÜN / HAMİLTON

Yönetim kurulunuzda Türk var mı?
-Şu anda yok.

Peki, yönetim kurulunuza bir Türk başvursa ve ben de yönetici olarak görev almak istiyorum dese, yaklaşımınız nasıl olur?
-Kesinlikle hoş karşılarız. Şu anda bizim için önemli, çünkü Türkler son yıllarda Hamilton'da hızla çoğalıyorlar.

Son 5 yıldaki Türklerin gelişimini anlatabilir misiniz?
-Son yıllarda bizim gözlemlediğimiz, göçmen ve mülteci (sığınmacı) olarak Türklerin sayısı hızla artmaya başladı. Bu insanlar genel olarak, yüksek öğrenimli, yetenekli ve kariyerli insanlar. Bizim saptamalarımıza göre, son iki senede 600'ü aşkın Türk mülteci aile gelmiş. Göçmen olarak gelen ise çok az.

SİSO'nun, göçmenlere ve sığınmacılara yapmış olduğu hizmet aynı düzeyde mi?
-Tabi ki aynı düzeyde. Çalışan elemanlarımızın kimileri göçmen, kimileri mültecidir. Benim de mülteci olarak geldiğimi belirtmiştim. Ancak, devletten aldığımız bütçeler çerçevesinde hizmet verebiliyoruz. Örneğin federal devlet diyor ki, "Göçmenleri biz getirtiyoruz, dolayısıyla bu parayı sadece göçmenlere kullanmanız için veriyorum". Bu durumda bizim o parayı göçmenlere yönelik projelerde kullanmamız gerekiyor. Bir başka devlet kurumu ödenek verirken böyle bir şart koşmuyor. O parayı da o ölçütlerde değerlendiriyoruz. Bu yüzden "gönüllüler" bizim için çok önemli. Devlet birimlerinden bütçe alamadığımız zaman, gönüllüler ordusuyla işe koyuluyoruz ve mültecilere yardımcı oluyoruz.

Türk Toplumu için ne gibi hizmetleriniz var?
-Tüm toplumlara yaptığımız hizmetleri, Türk toplumuna da veriyoruz. Türk toplumu Hamilton'da yeni büyümeye başladığından ve devlet yetkilileri bunun farkında olmadığından, ayrıca bize "toplu talep" de gelmediğinden, Türk toplumu için devletten bir bütçe alamadık. Biz devlet yetkililerine her yıl Hamilton'daki göçmen profilini veriyoruz. Bu, Türklerin profili, bu İspanyolun, Arapların gibi... Bu oranda devletten ödenek alıyoruz. Türk toplumuna verdiğimiz hizmetleri kendi bütçemizden finanse ediyoruz.

Devleti ilgilendiriyor mu göçmen veya sığınmacının nereli oluşu?
-Bir anlamda ilgilendiriyor. Devlet bakıyor; kurumunuz, geçen sene 7000 göçmen ve mülteciye yardımcı olmuş. Bunların 2000'i Çinli, 2000'i Arapça konuşan, 1000'i şu dili, 1000'i bu dili konuşan, 500'ü Türkçe konuşan... Bu ölçütlerde, "ben senden 5 kişilik Türk kadrosu almanı istiyorum" diyor. Ancak yıl içinde 17 kişilik Türk kadroya ihtiyaç varsa, bu dikkate alınmıyor. Devlet demiyor ki, "Türkçe hizmet verme". Ancak bütçe bu kadar.

Hamilton'da en çok hangi göçmenler çoğunlukta?
-Pakistan, Hindistan, Bangladeş 23.000 kişi civarında. 22 ülke insanı ise, Arapça konuşuyor. Bu orana baktığımızda, Türkler azınlıkta kalıyorlar. 15.000 Arap varken, Türk nüfusu 2000 civarında.

Kadrolu olarak, kaç Türk elmanınız var?
-Türk olarak 3 kişi: Neşe Burgaz, Ekrem Kolcuoğlu, Elif Ayaz. Türkçe bilen olarak ben, Belkıs Özer, Angela. Toplam 6 kişiyiz. Ayrıca gönüllü olarak çalışanlarımız da var.

Hamilton'da Türklerin çoğalmasıyla birlikte, SİSO'daki Türk servislerini artırmayı düşünüyor musunuz?
-Şöyle geriye dönüp baktığımız zaman, 4 sene önce bizde Türkçe hizmeti yoktu. Çünkü ihtiyaç yoktu. Mesela, Neşe Hanımı 4 sene önce işe aldık, ama Türk olduğu için değil, idari işler için. Ancak Türklerin artmasıyla birlikte, Türk servisini ve hizmetini kendimiz ekledik. Devlet bize bu konuda bütçe ayırmadığı halde, başka birimlerden kazandığımız para ile Ekrem Bey'i, Elif Hanım'ı işe aldık. Türkçe konuşabilen Afgan asıllı Angela'yı bu amaçla işe aldık. Türk servisi için yaptığımız harcamayı biz başka yerlere de harcayabilirdik. Kimseye de bunun hesabını vermek zorunda değildik. Bu nedenlerden, gönüllüler bizim için çok önemli. Devletten bütçe alamadığımız zaman "gönüllüler ordusuyla" işe koyuluyoruz.

Türk Toplumu, SİSO'dan daha çok hizmet alabilmek için ne yapmalı?
-Daha önce de söylediğim gib; SİSO 'yu kuran, yöneten ve çalışanların hepsi göçmen. Hepsi ilk geldiklerinde çok sıkıntılar yaşadılar. Kendi ülkelerinde iyi eğitim almış, kültürlü ve bilinçli insanlar. SİSO'nun başarılı olmasının en büyük etkeni göçmenlerdir. SİSO'nun daha çok gelişmesi için de, göçmen ve mültecilerin SİSO 'ya sürekli görüş ve eleştirilerini getirmesi gerekiyor. SİSO binasına geldiğiniz zaman, kendinizi yabancı hissetmiyorsunuz. Çünkü görüyorsunuz ki, farklı dilleri konuşan ama aynı sorunu paylaşan insanlar var. İnsanlar sorunlarını bize yansıttığı ölçüde, biz de devlete yansıtıyoruz. Ben bunu sadece Türklere değil, Hamilton'daki tüm göçmen ve mültecilere söylüyorum: "Bize şikâyet ve beklentilerinizi anlatın, biz de bunu devlet yetkililerine aktaralım."

SİSO'ya gelen insanlarımız ya çok bekletiliyorlar ya da görüşemeden geri dönüyorlar. Bu isteklerini nereye iletmeleri gerekiyor?
-Ben Türkçe bildiğim için doğrudan bana iletebilecekleri gibi, Türk bölümümüze de iletebilirler. Çok yoğun olduğumdan, beni bulmak kolay olmayabilir. Ancak mesaj bırakan herkesi arıyorum. Yazılı taleplere, yazılı cevap veriyorum. Bunun yanında ben herşeyi yapamam. SİSO herşeyi yapamaz. Ancak birlikte birçok şeyi yapabilir ve başarabiliriz. Unutmayınız ki, biz bir Türk derneği değiliz, Tüm göçmen ve mültecilerin temsilcisiyiz. Ben Hamilton'da Türklere sürekli örgütlenmeleri gerektiğini söylüyorum. "Tek ses olmalısınız" diyorum. Türkler de bize "SİSO'dan daha fazla hizmet bekliyoruz" demesi gerekiyor. Ama bu, bireyler olarak değil, gruplar ve örgütler sayesinde olmalı. Bir kurum, bir örgüt, bir grup tek başına herşeyi yapamaz. Ancak, insanlar ve örgütler birlikte oldukları zaman, başaramayacakları şey yoktur.

Ontario Yurttaşlık Bakanı Carl De Faria, eylül ayında SİSO Genel Merkezini ziyaret etti ve SİSO bütçesinin sembolik çekini Genel Müdüre sundu. Yukarıda (soldan sağa) SİSO Yönetim Kurulu Üyesi ve 2. Bşk. Carolann Fernandes, Ontario Yurttaşlık Bakanı Carl De Faria ve SİSO Genel Müdürü ve Yönetim Kurulu Başkanı Morteza Jafarpour görülüyorlar.

SİSO, dernekleri ve örgütleri destekliyor mu? Türk toplumunun örgütlenmesi için neler yapabilir?
-SİSO, Hamilton'daki tüm göçmen kuruluşlarını destekliyor ve teşvik ediyor. Ama biz hiçbir toplumu organize edemeyiz, örgütleyemeyiz. Ancak ne yapabiliriz? Örgütlü olan bir topluma yardımcı olabiliriz. Türklere de yardımcı olabilir, yer verebiliriz. Toplantı ve gösterilerinde öncülük edebiliriz. Bildirilerinizde, posterlerinizde, broşürlerinizde yardımcı oluruz. Ben kişisel olarak da bunun olmasını çok arzu ediyorum. Çünkü Türkleri ve Türkiye'yi çok seviyorum. Kanada'ya geldigimden beri 3 kez yurtdışına çıktım, biri balayı için Bahama adaları, diğer ikisi de Türkiye'ye idi.

"Türkleri çok seviyorum" diyorsunuz. Kişisel olarak Hamilton'daki Türkler için neler yapıyorsunuz?
-Ben Türklere her zaman öncelik veriyorum. Her fırsatta lobi yapıyorum. Basınla görüşmelerimde ve devlet yetkilileriyle her toplantımda, Türklerin Hamilton'da hızla arttığından söz ediyorum. Gelen Türklerin nitelikli, yetenekli, deneyimli ve çoğunun çok eğitimli olduklarını aktarıyorum. Kanada'nın gelişmesine katkıda bulunacak insanlar olduğunu söylüyorum. Dolayısıyla, bu insanların Kanada'ya uyum sağlaması için, devletin para harcaması ve yatırım yapması gerektiğini öne sürüyorum. Bütçe talebinde bulunuyorum.

Türklerden, "örgütlenme" konusunda size bir talep geldi mi?
-Ben geçen sene, Türkleri SİSO'ya davet ettim. 80 civarında Türk geldi, burada değerlendirmeler yaptık. Ben öncelikle "örgütlü halkın çok şey yapabileceği"ni söylerken, bazı kesimler tarafından yanlış anlaşıldı. Sanıldı ki, ben Türklerin bir kısmına hitap ediyorum. Biz bu toplantıya çok hazırlanmıştık. Konuşma bildirisini, SİSO çalışanı Ekrem Kolcuoğlu hazırlamıştı. Ben de SİSO adına konuşmacıydım. Tüm Türklere seslendim. SİSO'nun tek bir kültürü, dini, dili, ırkı yok. SİSO taraf değil. SİSO'nun tek bir hedefi var; göçmenlere yardımcı olmak... Özetle, aramızda farklar da olsa; bu ülkede söz sahibi olmak istiyorsak ve konuştuğumuz ortak dil "Türkçe" ise, Kanada'da yetkili kurumlarla "tek ses, tek yürek" olarak konuşabilmeliyiz. Bir ülkede insanların sesi kısıtlı olduğu zaman, hakları da kısıtlı olur. Kanada çok değişik kültürleri barındıran bir ülke, buna bağlı olarak aynı kültürü almış insanların örgütlenmesi gerekiyor.

Örgütlenme nasıl olmalı? Doktor olarak bunun bir reçetesini verebilir misiniz?
-Bunun basit bir reçetesi yok. Bir kere, konuşmak, uzlaşmak lazım. "Biz Türküz ve Türkiye'den geliyoruz. Peki, Neredeyiz? Nereye gidiyoruz? Ne yapmalıyız?" diye düşünmek lazım. "Türk örgütü" dediğimiz zaman, "Türkiyeli" olmak yeterli. Sosyal örgütlenmeden bahsediyorum. Sosyal örgütün de solcusu, sağcısı, dinlisi, dinsizi olmaz. İdeolojileri bir kenara bırakarak, "tek ses"imiz olması gerekiyor. Siyasal kimliğimizi unutalım veya bırakalım, demek istemiyorum. Hepimiz gelir, hizmet, okul, dil kursu istiyorsak, hepimizin anlamlı bir işe ihtiyacı varsa, "ortak ses" olmalıyız. Türklerin sesini duyurması ve yükseltmesi gerekiyor. Bunu yaparken ne birbirlerini, ne de farklı milletleri karşılarına almaları gerekiyor. "Biz istiyoruz. Araplara vermeyin, Çinlilere vermeyin" değil, "biz de varız" diyebilmek önemli. Şunu da bilmeliyiz ki; bu ülkeye 10 sene göçmen gelmezse, Kanada ekonomik olarak çökecek. Kanada ekonomisini ayakta tutan göçmenlerin içinde Türkler de var. Bu sesi duyuracak olanlar da, Türklerin bizzat kendisidir. Biz Azerice'de diyoruz ki; "çocuklar ağlamazsa, meme yoktur". Benden doktor olarak yanıt istemiştiniz. Siz nerenizin ağrıdığını söylemezseniz, ben size nasıl yardımcı olabilirim ki?!

Örgütlenme derken neyi kastediyorsunuz. Dernek mi, cemaat mı, gazete mi, dergi mi? Hangi çatı altında örgütlenmek gerekiyor?
-Sosyal örgütler, cemaat veya tarikat olamazlar. "Cemaat" olurlarsa, "sosyal" olamazlar. Toplumlar, dernekler çerçevesinde birleşmelidirler. Örgütlü halkların, çok şeyi başardığını dünya tarihinde okumuşsunuzdur. Toplumlar kendi içlerinde birleşmeyip, bölündükleri zaman parçalanırlar. Parçalandıkları zaman da istedikleri gibi bir yaşamı değil, dayatılan bir yaşamı solumaya mahkûm olurlar. Bu dünyanın her yerinde böyledir. Örneğin siz, gazetenizle ortaya çıkıyorsunuz. Bu, çok çok önemli bir şey. Gazeteniz Kanada'daki Türkiyeliler adına büyük şans. Gazetenizi okuyorum, güzel şeyler yapıyorsunuz. Tüm Türkçe bilenlerin bu gazeteden sesini duyurması gerekir. "Bizim Anadolu Gazetesi"ne Türkçe bilen tüm insanların, toplulukların ve derneklerin sahip çıkması gerekir. Ben de burada söz veriyorum, hem şahsım olarak, hem de SİSO olarak desteğimizi sizden hiçbir zaman esirgemeyeceğiz. Türklerin sesini, Türkçe duyurduğunuz kadar, İngilizce ve Fransızca da duyuruyorsunuz. Diğer göçmenler de faydalanıyorlar, bu çok mutluluk verici bir şey. Basının gücü, tüm ülkelerde biliniyor. Bugün teybinizi bir yetkilinin ağzına dayadığınız zaman, yarın çok şeylerin değiştiğini göreceksiniz. Basın toplumun sesidir. Bu sesin daha yüksek çıkması da, örgütlenme aşamasından geçer. Örgütlenmezsek, dernekleşmezsek sesimiz cılız kalacaktır. Örgütlenmek, "Güçlü olmak" demektir, "sağlıklı olmak" demektir. Hastalık, insanın vücuduna en zayıf olduğu zaman girer. "İnsanın mutsuzluğu", "insanın ezilmesi", "insanın sömürülmesi", "gericilik", "yobazlık" gibi kavramlar, sağlıklı ortamlarda barınamazlar.

Peki efendim, çok teşekkür ederiz. Size ve SİSO örgütüne sağlıklı ve başarılı günler dileriz.
-Ben de çok teşekkür ederim. Çok memnun oldum. Umarım, birlikte çalışmalarımız bundan böyle devam eder. Kanada'daki tüm Anadolu insanına ve "Bizim Anadolu" emekçilerine başarılar diliyorum.

ertangun62@hotmail.com

Bitti

Kasım 2002