|
Gazetemiz
Genel Yayın Yönetmeni Ömer Özen Atatürk'ü Anma Günü'nde konuştu:
"Toplum bir yitirirse kadın en az beş yitirir!"
HABER
MERKEZİ - Gazetemizin Turquebec Kültür ve Dostluk Derneği'yle
15 Kasım'da ortaklaşa düzenlediği Atatürk'ü Anma Günü'nde
geçmişten günümüze iletiler verildi.
15 kasım Pazar
günü Grand Plaza Oteli'nde düzenlenen Atatürk'ü Anma Günü'nde
İstiklal Marşı'nın hep birlikte söylenmesi ve bir dakikalık saygı
duruşundan sonra açış konuşmasını Turquebec Kültür ve Dostluk
Derneği Başkanı Dr. Oryal Tanır yaptı.
Etkinliğin ilk
bölümünde toplum çocuklarından Yasemin Oral, Ali ve Yağmur Alpdoğan
Atatürk'ü Anış, Atatürk Ne Demek ve Atatürk Diye adlı
şiirlerini okudular. Daha sonra Duygu Sancak Atatürk'ü
tanıtan bir konuşmayla Atatürk devrim ve ilkelerini anımsattı.
Duygu Sancak
yaptığı konuşmada, yakın tarihimiz ve Atatürk'ün yaşamına
ilişkin ayrıntılara yer verdi. Türkiye Cumhuriyeti'nin "Egemenlik
kayıtsız şartsız milletindir" ve "Yurtta
barış, dünyada barış" temelleri üzerinde yükselmeye
başladığını belirten Duygu Sancak, Atatürkçülüğün bir kurtuluş,
ulusça bağımsızlığa kavuşma olduğunu söyledi. "Atatürkçülük,
çağdaş bir toplum yaşamı demektir" saptamasında bulunan
Duygu Sancak, bunun da laik bir düzen kurma, müspet bilim
anlayışıyla devleti yönetme olduğunu bildirdi.

Atatürk devrimlerinin
temel ilkelerini anlatan Duygu Sancak, Mustafa Kemal Atatürk'ün
gençlere güvenmiş olduğunu, bu nedenle de Türkiye Cumhuriyeti'ni
gençliğe bırakmış olduğunu söyledi.
Duygu Sancak
bu arada Atatürk'ün Bursa Söylevi'ne de yer
verdi: "Atatürk Bursa Söylevi'nde bizlere şöyle
seslenmektedir: "Türk Genci, devrimlerin ve cumhuriyetin
sahibi ve bekçisidir. Bunların gereğine, doğruluğuna herkesten çok
inanmıştır. Yönetim biçimini ve devrimleri benimsemiştir. Bunları
güçsüz düşürecek en küçük ya da en büyük bir kıpırtı ve bir davranış
duydu mu, 'Bu ülkenin polisi vardır, jandarması vardır, ordusu vardır,
adalet örgütü vardır' demeyecektir. Elle, taşla, sopa ve silahla;
nesi varsa onunla kendi yapıtını koruyacaktır.
Polis
gelecek, asıl suçluları bırakıp suçlu diye onu yakalayacaktır. Genç,
'Polis henüz devrim ve cumhuriyetin polisi değildir' diye düşünecek,
ama hiç bir zaman yalvarmayacaktır. Mahkeme onu yargılayacaktır.
Yine düşünecek: 'Demek adalet örgütünü de düzeltmek, yönetim biçimine
göre düzenlemek gerek'...
Onu hapse
atacaklar. Yasal yollarla karşı çıkışlarda bulunmakla birlikte bana,
başbakana ve meclise telgraflar yağdırıp, haksız ve suçsuz olduğu
için salıverilmesine çalışılmasını, kayrılmasını istemeyecek; diyecek
ki, 'Ben inanç ve kanaatimin gereğini yaptım. Araya girişimde ve
eylemimde haklıyım. Eğer buraya haksız olarak gelmişsem, bu haksızlığı
ortaya koyan neden ve etkenleri düzeltmek de benim görevimdir.'
İşte benim anladığım Türk Genci ve Türk Gençliği!"
Türk gençliğinin
Atasının mirasına her zaman sahip çıkacağını bildiren Duygu Sancak,
sözlerini şöyle bitirdi: "Gençler onun özlemini gerçekleştirecektir.
Bilimde, eğitimde, kültürde, sanatta olduğu gibi, Türkiye Cumhuriyeti'nin
yönetiminde de söz sahibi olacak ve uyanık bir gençlik olarak laik
Türkiye Cumhuriyeti'nin sonsuza dek yaşamasını sağlayacaktır. Bundan
kimsenin en küçük kuşkusu olmasın."

Merve Sancak'ın
Atatürk'ün Gençliğe Sesleniş'ini okumasından sonra konuşmasını yapmak
için kürsüye gelen Dr. Aydın Yurtçu, kendisinin ilanının
6. yılında doğduğunu belirterek, Cumhuriyet'in 86 yaşına basmasından
duyduğu kıvancı anlattı. Anne-baba ve öğretmeninden almış olduğu
Atatürk sevgisiyle yetiştiğini belirten Dr. Yurtçu, büyük
önderin barış, insan sevgisi, din özgürlüğü, çağdaş uygarlık, çocuk
sevgisi gibi değerleriyle büyüdüğünü bildirdi. Atatürk'ün değişik
konulardaki görüşlerini yerli ve yabancı kaynaklardan derleyerek
yapmış olduğu konuşmasında Dr. Yurtçu, ünlü Fransız Tarihçi-Türkolog
Jean-Paul Roux'nun bir saptamasını da dile getirdi: "Yazar
Roux, 'Ata'nın Türklerde sadece baba değil, aynı zamanda saygı duyulacak
bir kişilik' olduğunu söylüyor. Dolayısıyla Türklerin babası değil,
Baba Türk, yani saygı duyulacak, yüreği iyiliklerle dolu, babacan
Türk anlamına da geliyor."

Dr. Aydın
Yurtçu, duymuş olduğu kıvançtan sonra kaygılarını da dile getirmek
istediğini söyledi.
Ergenekon örgütü
gerekçesiyle bir çok yurtsever aydının tutuklanıp mahkemeye verilmesinin
traji-komik bir durum olduğunu, bir takım iddiaların önceden bazı
yandaş medyada linç kampanyalarına dönüştüğünün, bunun da siyasi
bir komplo olduğunu gözler önüne serdiğini belirtti. Bu arada herhangi
bir olumsuzlukta yürüyüş yapıp iktidarı, yetkilileri şikâyet etmek
için yurttaşların Atatürk'ün Anıtkabri'ne gittiğine işaret eden
Dr. Yurtçu, "Bunlar güzel elbette, ama bu gösterilerin
yanında yurttaşlar tepkilerini, yasal haklarının gereğini yerine
getirmek için Valilikten, yetkili yerlerden izin alarak Başbakanlık
önünde, Çankaya'da Cumhurbaşkanlığı önünde de dile getirmeleri yerinde
olur" görüşünde bulundu. Dr. Aydın Yurtçu sözlerini
kısa bir şiirle bitirdi: "Bıraktın gittin bizi / Seni
unuttuk sanma / Zaman alışmayı öğretir belki ama / Unutmayı asla".
"Örgütlenmede kadın öncü olacak, kazanımlarını
savunacak"

Merve Sancak'ın
'Ben Atatürk Kızıyım' ve 'Böyle mi Öğretti Sana Atatürk'
adlı şiirleri okumasının ardından konuşan gazetemiz Genel
Yayın Yönetmeni Ömer Özen ise tarihsel gerçeklere değinerek,
bugün de emperyalizmin aynı oyunları sergilediğini kaydetti.
Ömer Özen
konuşmasında özetle şu görüşlere yer verdi: "Biz genelde
Atatürk Devrim ve İlkeleri diye söz ederiz. Ancak bir çok kesim
özellikle 'devrim' sözcüğüne takılıp 'inkılap' sözcüğünü Fransızca
'reform' sözcüğüyle karşılayıp 'yenileşme hareketleri' olarak tanımlamayı
yeğler.
Eğer tüm
gelişmelere bakarsak, bunların ayrı ayrı birer devrim olduğunu ve
Türkiye Cumhuriyeti'nin sürekli bir devrim içinde geleceğe uzanacağını,
uzanması gerektiğini görebiliriz.
Bazı kesimler
her devrimi küçümsemek amacıyla değişik biçimde yorumlar. Bunların
başında da Kurtuluş Savaşı gelir ki, 'topu topu küçük Yunanı yendi'
der çıkarlar işin içinden. Zavallı Yunan orada kendisine biçilen
bir kaftanı giymeye çalışıyor, kendine göre yararlar edinmeye çabalıyordu.
Ancak ardında, başta İngiltere olmak üzere emperyalist devletler
vardı. Dolayısıyla İzmir'de denize dökülen emperyalizmin acımasızca
harcadığı zavallı Yunan değil, doğrudan kendisiydi. Onun için Mudanya
Ateşkes Antlaşması'nda Yunan yoktu. Lozan görüşmelerindeyse konuşan,
pazarlığa girişen hep emperyalist İngiltere'ydi.
Giysi
devrimi, basit bir fes, kavuk, şalvarı atıp yerine şapka, pantolon
giyme olayı değildi; bunlarla birlikte kafayı kördüşünülerden ya
da dogmalardan kurtarma, bilime yönlendirme çabasıydı. Yeni harflerin
kabulü, sadece basitçe Arapça harflerden kurtulma değil; onunla
birlikte, yüzyıllardır kemikleşmiş bir yanlış inancın üzerine gidip
kutsal olarak tanımlanan bir abeceden kurtulmak, dolayısıyla aklı
bilime uyar hale getirmekti.
Bunları
yaparken ille de ille batılı olmak amacı güdülmüyordu; daha çok
dünyaya uyum sağlamanın gerekleri yerine getiriliyor, yüzyıllardır
önü kesilen bir ulusun düşünsel evreni genişletilmeye çalışılıyordu.
Bunların
hepsi ayrı ayrı, uzunca incelenmesi gereken bilimsel konulardır.
Ama ben
size başka bir şeyden söz etmek istiyorum bugün. Çağcıl, laik Cumhuriyet'in
en az bu devrimler kadar önemli bir yönünden, Kadına verdiği değerden
söz etmek istiyorum.
Önce Atatürk'ün
Kadın konusunda Konya'da verdiği bir söyleşiden söz edeyim. Şöyle
diyor Atatürk: 'Son yılların devrim yaşamında, ateşli fedakârlıklarla
dolu savaşım yaşamında, ulusun her bireyinin çabası, gayreti, emeği,
fedakârlığı katılmıştır. Bu arada çok övgü ile anılması ve daima
şükran ile yinelenmesi gereken bir emek vardır ki, o da Anadolu
kadınının ortaya koymuş olduğu çok kutsal, çok yüksek, çok kıymetli
fedakârlıktır. Dünyanın hiçbir yerinde, hiçbir ulusunda Anadolu
köylü kadınının üstünde bahsedilebilecek kadın çalışması yoktur.
Dünyada hiçbir ulusun kadını ulusunu kurtuluşa ve zafere götürmekte
Anadolu kadınından daha fazla çalıştım diyemez. Kadınlarımız aslında
toplumsal hayatta erkeklerimizle her vakit yan yana yaşadılar. Savaşta,
ziraatta, geçim çabasında, erkeklerimizden yarım adım geri kalmayarak
yürüdüler. Erkeklerimiz ülkeyi istila eden düşmana karşı süngüleriyle
çıktıklarında, bu ordunun yaşam kaynaklarını kadınlarımız işletmiştir.
Çift süren, tarlayı eken, ormandan odunu, keresteyi getiren, ürünü
pazara götürüp paraya çeviren, aile ocaklarını tüttüren, bütün bunlarla
beraber, sırtıyla kağnısıyla, kucağındaki yavrusuyla, yağmur demeyip,
kış demeyip, sıcak demeyip cephenin silah gereksinimlerini taşıyan
hep o kutsal, o fedakâr Anadolu kadınları olmuştur'.
Eksikler Cumhuriyet'ten kaynaklanmıyor
Atatürk
hep ulusunun içinde olmuş, her fırsatta Kadının toplumda olması
gereken yerini belirtmekten çekinmemiştir. Onun için, laik Türkiye
Cumhuriyeti'nde Kadın toplumda gerçek yerini bulabilmiştir. Eksikler
yok mudur? Elbette ki vardır. Ama bu Laik Türkiye Cumhuriyeti'nden
kaynaklanmamaktadır. Daha çok yüzyıllarca kapalı kapılar ardına
bilinçli olarak tıkılmış kördüşünü anlayışından ve ataerkil egemenlerinin
kadını ikinci sınıf görmesinden kaynaklanmaktadır.
Türk kadınının
edinmiş olduğu kazanımlar bir bir elinden alınıyor
Türk Kadını'nın
laik Cumhuriyet'le edinmiş olduğu kazanımlarının, şimdi birer birer
elinden alınmak istenmesi, hele bunun adına da 'kadının giyinme
özgürlüğü' diyerek herkesin gözünün içine bakarak yalan söylenmesi,
türbana, çarşafa sokulması, bununla yine kadının toplumdan dışlanması,
dahası, kadınların bazı kesimlerinin de buna inanması acınacak bir
durumdur. Bunun içinde kendilerini ilerici sayan kadın ve erkeklerimiz
de vardır. Kişi özgürlüğü savıyla kadını toplumdan uzaklaştırma
eylemini doğrudan yapmaktadırlar.
Bugün
gelinen ve yaşanan kafa karışıklığında, Türk halkı, laik Cumhuriyet'le
edinmiş olduğu kazanımlarını birer birer yitirirken, Kadının yitireceği
çok daha acı ve derin olacaktır. Yine Atatürk'ün dediği gibi, 'bir
toplumun yarısının topluma eylemsel katılımı sağlanmıyorsa, o toplum
bir adım bile ilerleyemez, esenliğe çıkamaz.'
Toplum
bir yitirirse
Kadın en az beş yitirir

Ulu Önder
Atatürk'ü Anma gibi anlamlı bir günde diyeceğim, laik Türkiye Cumhuriyeti'ni
onlar omuzlayacak ve esenliğe çıkaracaktır. Önce onların tüm haksızlıklara
karşı çıkması gerekecektir. Çünkü toplum iki şey yitirecekse şeriata
dönüşte, Kadın en az beş, en az on kat daha yitirecektir.
Türkân
Saylan'ların kalıtıyla, Aysel Çelikel'lerle, Meriç Velidedeoğlu'larla
savaşıma en önde kadınlarımız katılmalı ve haklarının gasp edilmesini
engellemelidirler. Buradaki çağcıl, laik örgütlenmemiz de yine kadınlarımızla
olmalıdır. Kadınıyla, erkeğiyle, hep birlikte esenlikli yarınlara
doğru ilerleyeceğiz"

Konuşmalardan
sonra Atatürk'ü tanıtan belgesel film gösterisi ve çekiliş
yapılarak bir kişiye Atatürk'ün Söylevi kitabı armağan edildi.
Geniş bir topluluğun
katılımıyla gerçekleşen Atatürk'ü Anma Günü'ne Türkiye'nin
Kebek Başkonsolosu Emin Battika da katılırken Montreal
Eğitim Gönüllüleri de masa açıp eğitim yararına kitap satışında
bulundu.
Fotoğraflar:
Esra Karadadaş Etleç
Kasım 2009
|