AnaSayfa/Accueil/Home » Gündem-Güncel » Direnmelisin Yokolmadan!

Direnmelisin Yokolmadan!

Direnmelisin Yokolmadan!

Direnmelisin Yokolmadan!

Muhammed Ali sonsuzluğa göçünce yıllar önce Aralık 1999’da gazeteci büyüğümüz Engin Aşkın’ın O’na ilişkin yazmış olduğu yazıyı anımsadım.

 

 

 

 

 

 

Muhammed Ali’nin ölüm haberiyle birlikte onu da yayınlamak çok anlamlı olacaktı. İç sayfalarımızda o yazının ilgili bölümünü okuyacaksınız.

 

Dikkatimi çekti, üçüncü bin yıla girmekte olduğumuz için özel bir ek yayınlamışız: 2000’in Eşiğinde. Bu özel ek için yine Bizim Anadolu’ya özel bazı yazılar yayınlamışız. Kişilerden günün durumunu ve 2000’li yıllardan neler beklediklerini sormuşuz. Değişik yanıtlar almışız. Geriye bakıp bu dilekler ve çıkarsamalarla bugünü değerlendirmek ilginç olacak.

 

Sevgili dostumuz Mustafa Doygun’u çoğunuz tanırsınız. Arada kendi kendisiyle dalga geçmek için ‘ben garip bir bakkalım’ der. Gerçekte bakkaldan daha çoğudur o. Toplumunu yanlışıyla doğrusuyla seven ve daha iyi bir düzeye ulaşması için devinen yılmaz bir eylemcidir. Ancak benim gibi ‘bilimsel’ terimlere takılmayan dostumuz aynı zamanda sıkı bir düşünürdür.

Sevgili dostumuz 2000’in Eşiğinde’ye yazmış olduğu yazıda ‘2000’li yıllarda neler olabileceğini kâhinlere bırakmış’, geleceği çocukları üzerinden irdelemiş, daha doğru bir deyişle onlar üzerinden beklentilerini sıralamış. Çocuklarından söz ederken, ‘sıkı ve sağlam, dimdik duran birey olmaları dileğini belirtmiş.

Çocuklarına bireyi sevmelerini öğütlerken, bireyi sevmenin toplumun geleceği olduğunu; ırk, din, ulus, dil farklılıklarını çatışma nedeni olmaktan çıkarmış dünyalı olmanın zevkine varmaları’ gereğinin üzerinde durmuş.

 

***

 

O zamanlar Papirüs’ün Yayın Koordinatörü olan sevgili Şule Perinçek ise, geçen ay bilimsel konferanslar vermek üzere Kanada’ya gelen oğlu Mehmet Perinçek üzerinden girişmiş yazısına. Mehmet’in iki-üç yaşındayken kendisine ‘takım tutmanın ne demek olduğunu’ sorduğunu, kendisinin de takım tutmanın ne olduğunu ve kimlerin hangi takımı tuttuğunu söylediğini belirtmiş; Mehmet de o zamanlar yine cezaevinde bulunan babasının tuttuğu takımı seçmiş. Sonra da ‘Tuttum, eee, ne olacak şimdi’ diye sorduğunu aktaran Şule Perinçek, ‘aman sıkı tut, sakın bırakma’ dediğini belirtiyor.

 

Şule Perinçek günün sorunlarını dile getirirken, ülkemiz, çevremiz ve dünyadaki gelişmeleri de irdelemiş; örneğin ‘Emperyalizmin merkezlerinde ve Ezilen Dünya’daki uzantılarında kozmopolitanizm; merkezlerden uzaklaştıkça dincilik, mezhepçilik, etnik ayrımcılık’ın girdabına düşüldüğünü’ dile getirmiş. Ülkemiz ve çevremiz özelinde ele aldığı ABD’nin Irak’ta uğramış olduğu hezimet, Susurluk, 28 Şubat sürecindeki irtica tehdidi, RP’nin kapatılması, Fetullah Gülen dosyasının açılması, KİT’lerin özelleştirme programının karaya vurması konularını gözler önüne sererken, her şeyin daha iyiye doğru değişeceği dileğini belirtmiş, “eğer on yıl sonra Bizim Anadolu’ya tekrar yazarsam yurdunu ölesiye seven bir kadının gururuyla şöyle başlayacağım” demiş: “Biz demiştik!”, Çünkü çok “sıkı tutuyoruz, bırakmayız!”

 

Nicole Gagnon arkadaşımız daha gerçekçi bir çizgi çizmiş bugünlere bakarken. ‘Böyle giderse kılavuz koyunun ardından kendini uçuruma atacak bir sürüye dönüşeceğiz’ çıkarımını yapmış.

 

***

 

Sözlü-görüntülü ya da yazılı yayının özgörevlerinden biri toplumu çevresinde neler olup bittiğine ilişkin bilgilendirmekse, bir diğeri de toplumun bilinç düzeyine katkıda bulunmak ve bu düzeyi yukarılara taşımaktır.

En azından bir on yıldır çekilmiş olduğumuz, tartıştığımız ve söz ettiğimiz konulara baktığımızda, ileriye gideceğimize daha da gerilere düşmüşüz.

Bayağılık, basitlik, örgütlü bilisizlik öylesine bir duruma getirdi ki toplumu, usumuzdan geçmeyecek değerler dizgesinin yitimi söz konusu olunca, onları koruyabilmek için umarsız bir biçimde emperyalizmin biçtiği yaşam biçimine direnç göstermek durumunda kalıyoruz. Çünkü artık yaşam biçimimize doğrudan saldırıdır söz konusu olan. Kişioğlu ve kızı öylesine bir kıskaca alınmıştır ki soluk almak için ayağa kalkmaktan başka umar kalmamıştır.

 

Ve hep söylediğim gibi toplumun geneli iki kez yitirecekse, kadın en az beş kez yitirecektir. Toplumsal paylaşım ortamlarında Afganistan, İran gibi ülkelerin 80’ler öncesi görüntülerini yayınlayıp yazıklanırken, bugün ülkemizin 10 yıl, 20 yıl öncesinden görüntüler yayınlayıp yazıklanmaya başlanmışsa, tehlike kapı eşiğini çoktan geçmiş demektir.

 

Söyleyeceğim, direnmelisin her tür ayrımcılığa.

 

Bunu sen yapmazsan evin içinde boğacaklar seni…

 

 

Yazarın önceki yazıları»

 

Ömer Özen / Bizim Anadolu / 12 Haziran 2016

 

Paylaşın, dostlarınızın da haberi olsun…

 

Share with your friends / Partagez avec vos amiEs / Dostlarınızla paylaşın...
  • 1
  •  
  •  
  •  
  •  
  •  
  •  
  •  
  •  
  •  
  •  
    1
    Share