AnaSayfa/Accueil/Home » Gündem-Güncel » Destici’nin Testisi

Destici’nin Testisi

Destici’nin Testisi

Destici’nin Testisi

“Bir gün ‘kardeşim Esad’ olurken, ikinci gün ‘kahpe Esed’ mi diyeceğiz? Bir gün ‘Dostum Putin’ olurken, ikinci gün ‘Moskof kâfiri’ mi olacak? Bir gün ‘Merkel’le konuştum’ diye hava atarken, ertesi gün ‘Nazi kadın’a düşman mı olacağız?”

 

 

 

“Su testisi su yolunda…” diye bir uzsözümüz var.

Destici’nin testisi de ‘su yolunda’ kırılmıştır denilebilir.

Ne var ki, bu ‘su yolu’, bildiğimiz ‘pınar’ ya da ‘çeşme’ değil, suyu akarı yukarı akıtmaya çalışan Dr Recep’in ‘yolu’ olduğu için ‘erken’den kırıldı.

Bu yol ‘tarikat’ anlamında bir ‘yol’dur.

Yüzlerce yıllık ‘Devlet geleneği’ni ‘ne idüğü belirsiz’ bir ‘Başkanlık’ uğruna feda eden bir ‘yol’.

Bir ‘tarikat’.

‘İslam’ı da yozlaştıran bir ‘tarikat’.

‘İnsanı insanlıktan çıkaran bir yol’ aslında.

Önce Devlet Bahçeli, ‘Devletin ne olduğunu anlamadığını gösterdi.

‘Beka’ neymiş, ‘istiklâl’ ve ‘istikbal’ neymiş anlamamış altmış yıldır.

Danışmanlarının yazdığı ‘metin’leri, aptal bir öğrenci gibi okuyan, okuduğunda ‘vurgu’yu nereye yapacağını beceremeyen bir adamcık idi Devlet Bahçeli.

Altmış yıllık ‘ülkücü’lüğü götürüp Dr Recep’in ‘ihtiras’larına bağladı.

İster istemez ‘testi’si, yani ‘Milliyetçi Hareket’ dağıldı.

Sıra ‘Destici’nin testisine gelmişti.

Önce testisinin ‘eski başkan’larından Yalçın Topçu’yu kaptı Dr Recep.

Sonra Destici’ye taktı kancayı.

Sözde ‘Parti Genel Başkanı’…

Bir saatte kandı ve partisi darmadağın oldu.

Ancak ve ne var ki; gerek Milliyetçi Hareket Partisi ve gerekse Büyük Birlik Partisi’nin tabanında ‘Devlet’i, ‘Hukuk’u ve ‘Cumhuriyet’i de anlayanlar azınlıkta değil, tersine çoğunlukta imişler.

Sadece ‘başkan’larını iyi seçememişler.

Bir gün ‘Genel Başkan’larının kendilerini satacaklarını öngörememişler.

Gerek Devlet Bahçeli ve gerekse Mustafa Destici’nin bir siyasal partiye ‘Genel Başkan’ olup olamayacakları, ikisinin de son ‘karar’larıyla ortaya çıkmış bulunmaktadır.

Bu ‘tür’ün en cevvali kuşkusuz Dr Recep’tir.

Devlet’le, hukukla, cumhuriyetle, hak ve adaletle ilgisi olmayan biri.

Onbeş yıldır Türkiye’nin başına çöreklenmiş.

Bir gün dediğini ikinci gün yadsıyan;

Dost görünüp dostlarını harcayan;

İhtirası uğruna hem ülkeyi ve hem de milleti tehlikeye atmaktan kaçınmayan biri.

Her türlü ‘kirli oyun’a bulaşmış;

‘Devlet’i de bu ‘kirli oyun’lara alet etmekten çekinmeyen biri.

Kaldı ki, sözde halkoylamasına götürdüğü ‘Anayasa Teklifi’, bir başına ‘Devlet’i kökten ortadan kaldırmaya yöneliktir.

Efendim ‘seçilmiş cumhurbaşkanı’ değil miymiş kendileri.

‘Seçilmiş’.

Yüzde elli bir mi ne oy almış.

Peki ‘kıyamete kadar’ cumhurbaşkanı mı olacak?

‘Kıyamete kadar’ yüzde ellibir oyu mu var?

Hayır. An itibariyle, oyları bugün % 35’ten de aşağı.

Türkiye’de her üç kişiden iki kişisi karşı bugün.

Haydi, oy oranları böyle de, değil de, şöyle olsun.

‘Seçildi’ diye, yeni bir ‘seçim günü’ne kadar astığı astık kestiği kestik mi olacak?

İstediği Devlet’le dost istediği halklara düşman mı olacağız?

Yani, kendisinde bir ‘Suudî’ bir ‘vahabî’ takıntısı var diye, koca Türk milleti de ‘çöl bedevisi’ gibi mi olacak?

Selefî, nakşî, makşî, nahdî, mehdî diye saygı mı duyacakmışız?

Bir gün ‘kardeşim Esad’ olurken, ikinci gün ‘kahpe Esed’ mi diyeceğiz?

Bir gün ‘Dostum Putin’ olurken, ikinci gün ‘Moskof kâfiri’ mi olacak?

Bir gün ‘Merkel’le konuştum’ diye hava atarken, ertesi gün ‘Nazi kadın’a düşman mı olacağız?

Şöyle Hollanda böyle Hollanda iken, bir gün kalkıp ‘Ey Hollanda’ diye kafa mı tutacağız?

Yeri gelmişken söyleyeyim; Hollanda konusunda ‘A’da Z’ye Türkiye tarafı haksızdır’…

Boynukalınlar da çıkmış Rotterdam’da gecenin ortasında ‘düşünce özgürlüğü’ mitingi yapıyorlar.

Gündüzler çuvala mı girdi aklıevveller?

Sen ‘elin polisine gel vur’ dersen, o da vurur a beynamaz.

Bana vurdu diye sızlanma sakın; asıl senin orada Kasımpaşa berduşları gibi efelenmen ‘Türklerin onurunu’ kırmıştır a aptal soyu.

O türban, takke ve takunyalarınızla, zaten Rooterdam’ı Cidde’ye çevirmiştiniz.

Türk’ün ‘vakar yükü’ olduğunu ne zaman anlayacaksınız?

Bu ‘kafa’yla anlamanız da biraz zor ya.

‘Bizimkiler’ de çıkmış onu kınıyoruz, bunu kınıyoruz diyorlar.

Demirel’in dediği gibi ‘gınadıydın gınamadıydın’; ne yazar?

Türkçemizde bir söz vardır; ‘hem suçlu hem güçlü’ olunmaz.

Suçlusun sen kardeşim, önce onu kabul edeceksin.

Polis gecenin ortasında, kendi ülkesinde kendi halkının huzuru için berduş takımını dağıtacak; sen de o berduş bizim mahallenin berduşu diye horozlanacaksın…

Geçelim efendim.

Kaldı ki, bütün bunlarda zerre kadar ‘Devlet bilinci’, ‘Devlet adamlığı’, ‘Devlet aklı’; bunlarda ‘Türkiye bilinci’, ‘Türklük onuru, vakarı, güveni ve cesareti yok’.

Zerre kadar ‘Cumhuriyet ahlâkı’, zerre-i miskal millete saygı, mercimek kadar hukuk, nohut kadar ‘diplomasi’ yok.

Betül bilmem ne ile Mevlüt bilmem nede ‘Cumhuriyet hükumeti bakanı’ tıyneti var mı?

Kadıncağız Dr Recep Rotterdam’da öl dese, orada ölecek.

Sayın hanımefendi hazretleri gidip Membiç yollarında ölmeyi düşünür mü bilinmez.

Şu Mevlüt Onbaşıoğlu zırt pırt oraya buraya uçuyor da, Şam’a niye gidemiyor acaba?

Kim ne derse desin, seksen milyonu önlerine katmış gidiyorlar.

Sayın cumhurbaşkanı sayın bakan falan.

‘Devlet’i bitirdiler bunlar. Bunlarda ‘Devlet mevhumu’ yok.

2007-2010 arasında ‘Devlet-Ulus’un Sonu’nu yazdım.

Bunlar, bu Alaca Karanlık Partisi, Devlet’i de bitirecek Ulus’u da dedim.

Eleştiriler gelmedi değil; efendim ‘planı’ iyi değilmiş de, dipnotları sıralı değilmiş.

Sen git onu Dr Recep’e anlat; o sucuk fabrikasında muhasebe kâtibi iken, ben ‘bilimsel araştırma yöntemi’ üzerine makale yazıyordum, a akıllı.

‘Büyük milletimiz’ anlasın diye, onun anlayacağı cinsten yazmıştım.

Milletimizin eline geçse anlayacaktı; ama aklıevvellerin eline geçti, anlamadılar.

Şimdi tam da oraya geldik.

Bunlardan Türkiye’ye, Türk ulusuna, Türkiye halklarına, Suriye’ye, Irak’, İran’a, tüm komşularına, Avrupa’ya, Asya’ya, Afrika’ya hayır gelmez.

Vallahi de gelmez billahi de gelmez.

Bunlara toparlanıp öyle bir ‘Hayır’ çekilmelidir ki; Türkiyemiz, bölgemiz, dünyamız bir ‘derin soluk’ alabile.

Aksi taktirde, bunlar ‘insanlığı tehlikeye atacak’ girişimlerde bulunacaklardır.

Bu son tümcenin içeriği, sorumlular yargılanırken öğrenilecektir.

Bu da bir ‘not’ olarak bir tarafta kalsın.

Bugüne kadar söylediğimiz her söz gibi, sapasağlam.

Ussal, bilimsel ve ulusal..

 

 

Not: Üç-beş yıl önce bunlar ‘savaş açacaklar’ dediğim zaman, kimi arkadaşlar ‘kime karşı’ diyorlardı. Ben de, ‘kim olursa o’ demiştim; henüz Suriye davası yoktu; Suriye olabilir dedim, Ermenistan olabilir, Gürcistan olabilir, Yunanistan, Bulgaristan, Romanya vb. olabilir. Aklıma Hollanda gelmemişti. Bugün Almanya ve Hollanda savaşları başladı. Yarın Malvil adaları da olabilir. Saldırgan her zaman saldırgandır. Ve bunların ‘saldırganlık’ları fıtratlarında olduğundan çok, denildiği üzere bir ‘zorunluluk’tur, bir ‘mecburiyet’. Bunları dizginlemekten başka yol yok, vesselam.

 

 

Habip Hamza Erdem / Bizim Anadolu / 16 Mart 2017

 

Paylaşın, dostlarınızın da haberi olsun…