AnaSayfa/Accueil/Home » Gündem-Güncel » CHP camileri ahır yaptı diyenler

CHP camileri ahır yaptı diyenler

CHP camileri ahır yaptı diyenler

 

 

CHP Camileri Ahır Yaptı Diyenler

CHP camileri ahır yaptı diyen ahir zaman yalancıları. 29 E-kim? Ve ahir zaman yalancısı ahır akıllılar…

 

 

 

 

 

 

 

 

29 Ekim öncesi ahir zaman (son zaman) yalancıları akıllarına “Camilerin ahır yapılması yalanını” getirdiler, oy götürmek için…

Şevket Çorbacıoğlu

 

Öncelikle; sağcı, solcu aklı başında tüm aydınların “Laik Demokratik Cumhuriyet Bayramını kutluyor ve nice nitel bayramlar dilerken; evrensel kimlik Atatürk’e, silah arkadaşlarına ve Anadolu insanına teşekkür ediyorum”…

 

 

Cumhuriyet sevdalısı tüm duyarlı insanlar alanlardaydık. Anıtkabir’e gidişi adeta zulme dönüştürmüşler. Yolları daraltarak bizleri daraltmaktı amaçları. Amaçlarına ulaştılar, fakat Atatürk’e ve Cumhuriyet’e ulaşmamızı engelleyemediler… Gün gelecek, onlar da bulundukları karanlık yoldan çıkıp Atatürk’e ve Cumhuriyet’e ulaşacaklardır…

 

Yapılmak istenendeki asıl amaç; ulaşımı zorlaştırarak Atatürk ve Cumhuriyet’e ilgiyi azaltmak ve de tepki oluşturmak. Ayrıca; sözde halkı koruyoruz bahanesiyle AKP Genel Başkanını korumak… Bu kadar da korkulmaz ki! Hani milli irade! Belli, milli iradesinden de korkuyor… Askeri denetimde, askerlerin silahlarını boşaltandan ne beklenir ki… Korku yüreklerini sarmış, yuvarlanıp gittikleri yeri göremiyorlar…

 

Kimler yoktu ki; herkes oradaydı ve yoğun bir ilgi vardı… Alanda; Kemal Özbıyık, Vahap Zeki Zaim ve sevgili eşleri-yakınları, Kâmil Özdemir, Emel Aygüney, Fatma Bakır ile olmak daha da güzeldi…

 

Her 29 Ekimlerde, 18 Martlarda, 23 Nisanlarda, 19 Mayıslarda, 10 Kasımlarda ve Çanakkale zaferi kutlamalarından önce Atatürk ve Cumhuriyet’in ilanına hakaret etmeyi ve düşmanlık yapmayı tutku haline getirenler yine iş başındalar…

 

AKP başkanı bu konuda ışık vermeye görsünler, hemen meczuplaşıyorlar:

 

Recep Tayyip Erdoğan Ulus’ta inşa edilen Melike Hatun camisinin açılışında tek parti döneminde camilerin ahır yapıldığını iddia etti (27 Ekim 2017)… Sürekli bu yaklaşım içinde olan AKP Genel Başkanı R.T. Erdoğan, biliyorsunuz; “Yol için cami yıkarız” diyen kişidir… Bunu eğer bir solcu söylese, değil tepki, ülkeyi savaş alanına çevirirler, söyleyeni de hemen çevresi ile tutuklarlardı. Çünkü bu onlar için en büyük siyasi materyal olurdu.

 

Düşünün; İkinci Dünya Savaşı’nın zor koşullarında bile Türkiye’nin abide ve cami onarımı için 1936-1944 arasında 2 milyon 521 bin lira harcadığını söyledi. Bilgehan, 1944 yılında Cumhurbaşkanlığının toplam bütçesinin 883 bin lira olduğuna işaret etti.

 

Düşünün; işgal sırasında Yunan tarafından yakılan, yıkılan, depo ve ahır olarak kullanılan camileri bu duruma getirenin (İzmir-Seferhisar) CHP ve Atatürk ve İnönü olduğunu söyleme insafsızlığı ve insansızlığı gösterebilmektedirler.

 

Düşünün: Hazret sürekli siyasi rant adına Atatürk iftiraları inandırıcı olmaktan çıkınca; “tarihle yüzleşmek” adı altında sıkça “Tek parti, İsmet İnönü camileri kapattı. Camileri, “depo”, “ahır”, “lokal”, “hatta” tuvalet yaptı” yalanlarını yoğunlaştırma moduna girdi…

 

Düşünün; 1877/78 Osmanlı-Rus Harbi (93 Savaşı) sırasında Rumeli’den İstanbul’a büyük bir muhacir akını olmuştur. Rus ordusu ile Bulgar çetelerinin önünden kaçan yüz binlerce muhacir, kış mevsiminde İstanbul’a yığılınca, Ayasofya, Sultan Ahmet, Süleymaniye, Beyazıt gibi camiler muhacirlerin barınmasına ayrılmış, bu camiler ve müştemilatı bir anlamda, muhacirlerin kaldığı “oteller”, “yatakhaneler” olarak kullanıldığını hiç söylemezler..

 

Düşünün; 1928’de Türkiye’nin 14 milyon nüfuslu bir ülke olduğu dikkate alınarak okul ve cami sayımı yapılıyor. Bu sayıma göre; 14.425 okula karşılık, 28.705 caminin gereksinime göre çok fazla olduğu ve camilerin cemaati olmadığı saptanmıştır. Bu camileri “boş” veya “atıl durumda” bekletme lüksünün önü kesilmiş oldu. Böylelikle; camiler dönüştürülerek farklı amaçlar için kullanılmıştır. Asla, camiler, ahır, eğlence merkezi veya tuvalet yapılmamıştır. Bunu savlayanlar nedense; asıl tarihi cami kıyımı DP ve Menderes döneminde yapıldığını anlatmazlar…

 

Menderes iktidarı döneminde (1950-60) ülkenin imarı bahane edilerek yıkılan, yok edilen CAMİİ ve Medreselerle, dünya medrese ve camilerle doldurulurdu demeyeceğim, fakat dünyamızdan cennete yol olurdu diyebilirim. Ne diyeyim; cami ve medrese yıkanın bunu siyasi çıkarı için CHP yaptı diyenlere mi küfredeyim!! Bunları bilmiyor mu AKP Genel Başkanı!? Niçin söz etmez.!? Niçin söz etsin ki, dinden geçiniyor hazret… Menderes döneminde, değil cami yıkmak, cami sattı be, camii…

 

Söyleyin, Allah korkusu varsa sizde, salt İstanbul’da kaç cami yıktınız, yol yapıyorum diye!!?? Nerde mi yıktın; Beşiktaş’ta, Karaköy’de, Tophane, Fatih ve Eminönü’nde…

 

 

Henri Prost (1874-1959) Fransız mimar ve kent tasarımcısıydı. Ne rastlantıdır ki bu yıl Fas’ta adını duymuştum. Prost; Fas’ta ve Türkiye’de Kazablanka, Fes, Marakeş, Meknes, Rabat için ulaşım altyapısı ve binalar, plazalar, meydanlar, gezi yerleri, parklar ile yollar içeren bir dizi kapsamlı çalışmanın mimarı… Sadece burada mı; 1935’te geldiği İstanbul’da 16 yıl kalıyor. Özellikle Menderes döneminde; İstanbul işgal altında iken onun zamanındaki kadar yıkım yaşamamış. Bugün AKP bile onu kullanmaktadır. Çünkü park için yıktırdığı taksim kışlasını yeniden yapma yalanıyla Taksim’i yandaş sermayeye peşkeş çekmenin tasarımları içinde… Yani Camileri, medreseleri ve kışlaları yıkan Prost’u kullanarak, ihanet ettiği İstanbul’a tüy dikmenin peşinde kişi… 1950’lerde Prost camileri yıktı, AKP Genel Başkanı da, İstanbul’un asırlardır oluşan minareli siluetini sermaye tapınaklarıyla yok etti. Bana ikisinini arasındaki farkı kim söyleyebilir…

 

24 Eylül 1956’da Adnan Menderes “İstanbul İmarı” planını açıklar. Ardından; İstanbul’da yapılan imar çalışmalarını kapsayan operasyon; geniş kapsamlı olarak yapılan imar operasyonudur. Genel olarak şehirde geniş bulvarlar açılması ile otomobilli ulaşımın özendirilmesi sürecidir bu süreç. Amaç; ABD kaynaklı, antikomünist hedefleri olan bir ekonomik yardım paketi olan Marshall yardımları kapsamındaki kredilerin otoyol yapımı için kullandırtılmasıdır. Bulvarların tarihsel dokunun yoğun olduğu eski bölgelerden geçmesi de pek çok tarihi binanın yıkımına neden olmuştur. Bu imar sürecinde metro dahil olmak üzere hiçbir raylı toplu taşıma sistemi düşünülmemiş olması, gecekondu ıslahının dikkate alınmaması her şeyi anlatıyor. İmar faaliyeti şehre göçü, yapılan teşviklerle beraber ivmelendirmiştir. Vesselam kısa kelam; 1957 seçimleri için oy arttırıcı bir çalışmadır bu imar aldatmacası. Bu İstanbul’a ihanet DP iktidarının sona erdiği 1960’a kadar devam etmiştir.

 

Cami yıkmaya Adnan Menderes başladı.

 

 

İşte, İstanbul’u, tarihi ve doğasıyla mahveden o geniş bulvarlar:

 

Sirkeci – Florya sahil yolu,

 

Ordu caddesi, Vatan caddesi ve Millet caddesi,

 

Eminönü-Unkapanı yolu,

 

Atatürk Bulvarı’nın genişletilmesi,

 

Saraçhane’deki masif belediye sarayı’nın yapılması,

 

Beyazıt Meydanı düzenlemesi,

 

Barbaros Bulvarı’nın açılması,

 

Maslak Güzergâhından geçen Levent-Sarıyer asfaltı,

 

Perşembe Pazarı’ndaki Karaköy-Azapkapı bağlantısı,

 

Karaköy-Tophane arasındaki kemeraltı caddesi,

 

Tophane’den Bebek’e kadar uzanan sahil yolunun genişletilmesi,

 

Eyüp Meydanı’nın düzenlenmesi,

 

Üsküdar İskele Meydanı’nın açılması,

 

Salıpazarı ve Haydarpaşa liman tesisleri,

AKP Başkanı Recep Tayyip Erdoğan ‘Yol için cami yıkarız’ dedi.

 

Üsküdar-Beykoz sahil yolu (Anadolu Hisarı’nın ortasından yol geçirilen proje. Tıpkı Ankara’da AKP’nin A.OÇ’den yol geçirmesi gibi),

 

“Yol için gerekirse cami yıkarız” diyen Recep Tayyip Erdoğan’ın neden Menderes tutkusu ve esin kaynağı olduğunu biliyor musunuz!?

 

Bu güzergâhlarda yıkılan camiler vb tarihi yapılar için sözü hemşerim Sinan Meydan’a veriyorum:

 

[[İstanbul’da DP döneminde Menderes’in yıktırdığı ve tahrip ettirdiği tarihi camilerden bazıları:

-1465 tarihinde inşa edilmiş olan tarihi Murat Paşa Camii Vatan caddesi yapılırken 1957’de yıkılmıştır….

-Yeni Kapı yakınlarında Fatih döneminden kalma 1479 tarihli Çakır Ağa Camii yine yol yapım çalışmaları nedeniyle 1958’de yıkılmıştır.…

-Aksaray’da Vatan Caddesi’nin başlangıcında yer alan Fatih döneminden kalma Camcılar Camii ve çeşmeleri, 1957 yılında yol yapım çalışmaları nedeniyle yıkılmıştır…

-Aksaray’da, 1555 yapımı tarihi Kazasker Abdurrahman Camii 1957’de yol yapım çalışmaları nedeniyle yıkılmıştır…

-Karaköy Kabataş arasındaki Süheyl Bey Camii 1957’de yol yapım çalışmaları sırasında yıkılmıştır…

-Karaköy Kabataş arasındaki 1878-1879 yapımı, özgün mimariye sahip çok nadide eserlerden biri olan Karaköy Mescidi veya camisi 1958’de yol yapım çalışmaları sırasında yıkılmıştır…

-Karaköy Kabataş arasındaki II. Mahmut döneminden kalma, 1826 yapımı, tarihi Nusretiye camii ve sebili 1958’de yol yapımı sırasında tahrip edilmiştir…

-Karaköy Kabataş arasındaki Mimar Sinan eserlerinden Kılıçali Paşa Camii ve dükkânları 1958’de yol yapım çalışmaları sırasında tahrip edilmiş, bazı duvarları yıkılarak yeniden yapılmıştır.

DP ve Menderes döneminde İstanbul Aksaray’da Vatan Caddesi yapılırken yıkılan tarihi camilerden bazıları

İstanbul’un tarihini en iyi bilen Türkiye’nin sayılı sanat tarihçilerinden Prof. Dr. Semavi Eyice, Milliyet gazetesinde Neşe Mesutoğlu’na verdiği röportajda, Menderes’in bazı camileri kapattığını ileri sürmüştür.

1950’lerde Yeni Sabah gazetesinde yazar olan Semavi Eyice, Adnan Menderes’in Sekban Paşa Mescidi, Mimar Ayaz Camii, Velide Camii’nin türbesi gibi dini eserleri yıktırdığını anlatmıştır.

Eyice, kendisinin bu cami, mescit ve türbelerin yıkılmasına gazetesinde itiraz ettiğini ancak uyarıldığını da belirtmiştir. Eyice, Türk tarihi için önemli olan Zeyrek evlerinin de bu dönemde yıkıldığını söylemiştir.

1. İsmet İnönü keyfi nedenlerle camileri kapatmadığı halde “İsmet Paşa camileri kapattı!” diye birileri yıllardır milleti kandırırken; Adnan Menderes, bazı tarihi camileri ve mescitleri yıktırdığı halde neden hiç kimse “Menderes camileri ve mescitleri yıktırdı!” diye çıt bile çıkarmamıştır.

2. Menderes döneminde Türkiye’nin dört bir yanındaki tarihi kiliseler, cemaati olmadığı halde, törenlerle ibadete açılırken, neden hiç kimse “Menderes Türkiye’de Hıristiyanlığın yayılmasını sağladı!” diye bağırıp çağırmamıştır.

3. Çok daha önemlisi AKP döneminde 2010 yılında satışa çıkarılan İzmir Foça’daki Kozbeyli köyü camiinden neden hiç söz eden yoktur?

4. “Tek parti CHP camileri kapattı” diye sızlananlar neden hiçbir zaman “Tek parti döneminde açılan Halkevleri ve Köy Enstitülerini DP kapattı. Böylece Türk aydınlanması büyük bir darbe yedi.” demez? 1951’de DP ve Menderes, Türkiye’nin dört bir yanındaki 478 Halkevi merkezini, 5000 Halkevi şubesini ve 4000 Halkodasını kapatmıştır. 1954’te de o güne kadar 25.000 öğretmen yetiştiren Köy Enstitülerini kapatmıştır… Sonuç olarak diyeceğim şu ki: Tarih üzerinde işinize geldiği gibi tepinemezsiniz beyler…]]

 

Düşünün; yalancıların ve onların yalanlarıyla beslenen “dinci partiler”, “Kâfir İsmet İnönü camilere kilit vurdu. Etrafına asker dikti. Namaz kılmak için içeriye kimseyi sokturmadı diyerek; CHP ve İsmet İnönü’nün “cami düşmanı” olduğu yalanına neredeyse bütün Türkiye’yi inandırmışlar ve hâlâ da inandırmaktadırlar… Bunlara sormak gerek; bizden daha fazla dinci olan FAS ülkesinde, camilerin salt namaz vaktinde açıldığını, asla cami ve avlusunun siyasal İslam malzemesi yapılmaya izin verilmediğini bilmiyorlar mı?

 

Düşünün; CHP ve İsmet İnönü, 1939-1946 arasında Türkiye’deki bazı camileri “depo” yapmış, bu camilerin kapısına “kilit” vurmuş, etrafına “asker” dikmiş ve bu camileri ibadete kapatmıştır! Fakat, ” neden” sorusunu onlar asla sormaz, soramazlar.

 

Ama’sı şu: İsmet İnönü, II. Dünya Savaşı’nın devam ettiği 1939-1946 yılları arasında, Türkiye’ye yönelik muhtemel bir saldırıda, camilerin hedef alınmayacağını düşünerek, müzelerimizdeki “tarihi” ve “dini” değeri olan eserleri, zarar görmemeleri için, bazı camilere koydurarak koruma altına almıştır. Evet, İsmet İnönü, 1939-1946 arasında bazı camileri “depo” yapmıştır, ama bu depolar, Kutsal emanetler, Hz. Muhammed’in sancağı, kılıcı, hırka-i saadeti, Hz. Osman’ın kanlı Kuran’ı Kerim”i gibi “dinsel ve tarihsel” değeri olan eşyaların deposudur. Örneğin, Topkapı Sarayı’ndaki “Kutsal Emanetler”, bu emanetlerle ilgilenen görevlilerle birlikte Niğde’ye götürülerek, Niğde’deki bazı camilere konulmuştur. Dolayısıyla, “Kutsal Emanetlerin” bulunduğu bu “cami depolar”, ibadete kapatılmış ve kapısına kilit vurulup asker dikilmiştir. Çünkü İsmet İnönü, bu “Kutsal Emanetlerin” korunmasına çok büyük bir önem vermiştir.

 

Düşünün; 1922 yılında Bakanlar Kurulu’nun ilk toplantısında Atatürk, Yunanlıların birkaç bin camiyi yakıp yıktığını belirtmiş ve “Bu camileri yenilemek görevimizdir. Bu hizmeti nutuk atmadan, gösterişe kaçmadan, siyasete alet etmeden yerine getirelim.” dediğini neden akıllarına getirmediklerini.. Bilmiyorlar mı; Atatürk, Erzurum Kongresi’nden ölümüne kadar hep yanında ve hizmetinde olan Mihallıççıklı Emir Çavuşu Ali Metin aracılığıyla 5 bin lira gönderip, Yunanlılar’ın işgal sırasında yakıp yıktıkları ve imkânları olmadığı için Mihallıççıklıların yaptıramadığı kasabanın tek camisini yeniden yaptırdığını?..

 

Evet; Atatürk, sadece Türkiye’deki değil yurtdışındaki camilerle de ilgilenmiştir. Paris Camii’nin yapımına yardım yapanlar arasında Atatürk de vardır. Paris Camii’nde büyük emekleri olan Bencheikh El Hocine Abbas “Mustafa Kemal Atatürk’ün de Paris Camii’nde izleri bulunduğunu” ifade etmiştir. Dahası; Tokyo Camii’nin yapımına da katkı vermiştir (1931).

 

Düşünün; Atatürk rozetini takıp camiye gelmeyin, günah işliyorsunuz denen Türkiye’mdeki yaklaşık 86.000 camiden 6’sının adı “Atatürk Camisi”dir: 1- Bitlis, Atatürk Cami-İ Şerifi… 2- Mardin-Kızıltepe Atatürk Camii,… 3- Eskişehir-Mihallıçcık Atatürk Camii,… 4- İstanbul-Kartal Soğanlık Atatürk Camii,… 5- İzmir-Karşıyaka Mustafa Kemal Paşa Camii,… 6- İstanbul-Büyükçekmece Beykent Atatürk Camii…

 

Siz Çankaya’dan Esenboğa’ya gidinceye dek hiç cami ve okulları saydınız mı? Kaç cami, kaç okul var, lütfen görün!?

 

Biraz daha düşünmeniz için meczuplara gelelim:

 

Rizeli iş adamı Hakan Tüzel geçtiğimiz yıl tuvalet kâğıdına Atatürk ve diğer ülke liderlerinin fotoğrafını basmak İstedi. Türk patent endüstrisince geri çevrilen markalandırma talebi bir yıl aradan sonra liderler arasından Atatürk’ü Koruma Kanunu’nun olduğundan dolayı bu şekilde tescillenemeyeceğini, ancak Atatürk’ün çıkarılması durumunda tescil edilebileceğini bildirdiler. Ancak ürünlerine Atatürk’ün portresini koymakta ısrar eden iş adamı Hakan Tüzel Almanya’dan yaptığı bir marka tescili başvurusundan onay aldı. Buna göre Almanya’da ürettiği tuvalet kâğıtlarını Türkiye’ye pazarlayıp emeline ulaşmış olacaktı.

 

Akit Tv 29 Ekim Cumhuriyet Bayramı öncesinden Atatürk’e hakaretler yağdırdı. Atatürk’e sanki babasının oğlundan bahsediyormuş gibi önce “Mustafa” dedi sonra konuşmasında “Mustafa, Osmanlı Devletine en büyük askeri harekâti başlatan ve ülkede askeri darbe yapan bir liderdir diyemeyiz ama Mustafa Kemal Cumhuriyetin getirilmesinde en büyük rolü olan biridir. Müslümanlık ve doğal olarak İslamiyet Cumhuriyetten sonra büyük darbeler almıştır. Bu ülkeye bunu yapanlar Müslüman olamaz, çünkü Müslümanılık kabiliyet ve karakter meselesidir. Ruhunu şeytana satanlarda bulunmaz” dedi.

 

29 Ekim Cumhuriyet bayramına 2 gün kala bu ifadeleri kullanan Ak-it bildiğiniz gibi geçtiğimiz yıllarda da 10 Kasım’da da “Zulüm 1938’de Son Buldu” manşetini kullanmıştı.

 

İt ürür, Cumhuriyet kervanı yürür..

 

 

Şevket Çorbacıoğlu

 

evesbere@mynet.com

 

Bizim Anadolu / 5 Kasım 2017

 

Paylaşın, dostlarınızın da haberi olsun…